Konu özeti

  • Ders Hakkında

    Bu derste öğrenmenin ilkeleri incelenmektedir. Alışma, duyarlılaşma, klasik koşullanma, edimsel koşullanma ve bunların uygulamaya ilişkin aktarımları konusunda kuramsal ve pratik konular üzerinde durulmaktadır.

    Bu dersin ana amacı, öğrenme yaklaşımları ve kuramları ile davranışın bilimsel yasa ve kurallarına ilişkin ana konuları incelemektir. İnsan davranışının son derece karmaşık olması nedeniyle, gerek tarihsel ve gerekse de mantıksal olarak, hayvanların kullanıldığı öğrenme modellemeleri öğrenme araştırmalarının temelini oluşturmuştur. Hayvan çalışmaları, dolayısıyla, öğrenmenin temel bileşenlerinin ortaya konmasına ışık tutmakta, giderek daha karmaşık davranışların açıklanması için zemin hazırlamaktadır. Bu bakımdan, bu derste öncelikle hayvan çalışmalarından geliştirilen öğrenme ilkeleri ele alınacaktır. Öğrenmenin gerçekleşme geliştirilme biçimleri ile devam edilecektir. Nihayetinde, temel öğrenme ilkelerinin, daha karmaşık insan davranışı alanına nasıl uygulanabileceği üzerinde durulacaktır.

    Bu dersi başarıyla tamamlayabilen öğrenciler;

    • Öğrenme süreclerine ilişkin temel ilkeleri benzerlikleri ve farklılıkları ile birbirinden ayırt edebilecektir.
    • Somut öğrenme durumlarını öğrenme süreçleri ile açıklayabilecektir.
    • Alışma, duyarlılaşma, Pavlovian ve Edimsel koşullama yordamlarının altında yatan bağıntısal yapıları açıklayabilecektir.
    • Göreli olarak karmaşık öğrenme görüngülerinin (ayırdetme öğrenmesi, uyarıcı kontrolü, kavram oluşturma, problem çözme gibi) çalışılmasına ilişkin yordamları tanımlayabilecektir.
    • Biliş üzerindeki bağıntısal öğrenme ve diğer süreçlerin rolünü betimleyebilecektir.
  • Temel Kavramlar ve Tanımlar

    B U N L A R I  B İ L İ Y O R  M U Y D U N U Z ?

     

    • Öğrenme davranışta bulunmada bir artış ya da azalma ile sonuçlanabilir.
    • Öğrenme, her zaman bir organizmanın gözlenebilen hareketleriyle kendisini göstermez. Öğrenme davranışsal anlamda sessiz olabilir.
    • Öğrenme, davranışsal, nörofizyolojik ve hücresel düzeyde araştırılabilir.
    • Öğrenme davranışın özel bir nedenidir.
    • Öğrenme yalnızca deneysel yöntemler ile araştırılabilir. Doğal gözlemler bir dereceye kadar kanıt sağlayabilir; ancak, ilgilenilen bir davranışın nedeninin öğrenme olduğunu gösteremez.
    • Öğrenme belirli bir yaşantıdan geçirilen bireyler ile bu yaşantıdan geçirilmeyen bireyler arasındaki davranış farklılığından çıkarsanır.
    • Öğrenmenin çalışılmasında kontrol yordamları, edinim ya da deney yordamları kadar önemlidir.

    Özet

    Öğrenme, genel ve yaygın bir insan deneyimi olmasına karşın, ne olduğu ve nasıl çalışılması gerektiği konusu o kadar açık değildir. Öğrenmenin kanıtı, davranışta gözlenen değişmedir. Bu değişme, yeni bir tepkinin edinilmesi ya da varolan bir tepkinin baskılanması biçiminde olabilir. Her davranış değişikliği bir öğrenmeye işaret etmediği gibi, her öğrenme de hemen gözlenebilen bir davranış değişikliği ile kendisini göstermez. Dolayısıyla “öğrenme” terimi, davranışla özgün olarak ilişkili çevresel olaylarla olan yaşantı sonucu, belirli bir biçimde davranma potansiyelindeki göreli olarak kalıcı bir değişmenin olduğu durumlar ile sınırlıdır.

    Öğrenme mekanizmaları, organizma düzeyinde, sinirsel devreler ya da sistemler düzeyinde ya da sinir hücreleri ya da nöronlar düzeyinde incelenebilir. Öte yandan, öğrenme nedensel bir değişken olduğu için, sadece deneysel yöntemlerle çalışılabilir. Doğal gözlemler öğrenme hakkında fikir verici olabilir; ancak, öğrenmeye ilişkin nihai delil sağlayamazlar. Temel öğrenme deneyi, bir deneysel koşul ile bir kontrol koşulunun karşılaştırılmasına ilişkindir. Deneysel koşul, test edilen eğitim yordamı ya da yaşantısını içerir. Kontrol koşulu ise, deneysel koşula benzerdir; fakat ilgili eğitim yaşantısını içermez. Öğrenme, deneysel ve kontrol koşullarına ilişkin sonuçların karşılaştırılmasından çıkarsanır. Bu yüzden, öğrenme çalışmalarında kontrol yordamlarının desenlenmesi, deneysel yordamların desenlenmesi kadar önemlidir.

     

    Teknik Terimler

    Davranış                                                       Olgunlaşma

    Denekler-arası deney                                   Öğrenme

    Deneysel gözlem                                          Performans

    Deneysel koşul                                             Pratik yapma

    Doğal gözlem                                               Tek-denekli deney

    Evrim                                                           Temel öğrenme deneyi

    Güdü                                                            Uyarıcı-uyarıcı öğrenmesi

    Kontrol koşulu                                             Yorgunluk

    Kaynak: 1
  • Koşulsuz Davranışın Yapısı

    B U N L A R I  B İ L İ Y O R  M U Y D U N U Z ?

     

    • Öğrenme, organizmanın koşulsuz davranışı tarafından sınırlanır.
      • Koşulsuz davranış karmaşık ve sistematik yollarla organize edilmiştir.
      • Organize olmuş ortaya çıkarılan davranış, iyi koordine edilmiş sosyal etkileşimlerle sonuçlanabilir.
      • Türe özgü veya içgüdüsel davranış değişmez değildir.
      • Ortaya çıkarılan davranışın bazı türleri, hayvanın güdüsel durumundan etkilenir.
      • Karmaşık bir çevredeki davranışlar, küçük izole edilmiş uyarıcı özellikleri ile idare edilebilir.

    Özet

     Tüm öğrenme durumları, bireyin önceden varolan davranışları ve kullanılan eğitme yordamları arasındaki bir etkileşimi yansıtır. Yani, öğrenmenin nasıl meydana geldiğinin anlaşılması, koşulsuz davranışsal mekanizmaların değerlendirilmesini gerektirir. Koşulsuz davranış, homojen ve her yönde değiştirilebilir değildir; kendine özgü bir yapıya sahiptir. Koşulsuz davranışın en basit birimi reflekstir. Refleks özgün ortaya çıkarıcı uyarıcılardan ve ona uygun olarak ortaya çıkarılan tepkilerden oluşur. Etologlar tarafından çalışılan ortaya çıkarılan davranışın daha karmaşık formları, işaret uyarıcıları tarafından ortaya çıkarılan sabit-aksiyon örüntülerini içerir. Etologlar, sabit-aksiyon örüntülerinin kontrolünde bazı güdüsel faktörleri tanımlamışlardır ve ortaya çıkarılan davranışın, yönlendirici tepkilerle başlayan ve doyurucu davranış ile sona eren yordanabilir bir dizi aktiviteden oluştuğuna işaret etmişlerdir. Bu düşünceler, davranış sistemlerinin karşılaştırmalı olarak kavramlaştırılmasını sağlamıştır. Bir davranış sistemi, her biri belirli tepkilerle ve belirli tipteki uyarıcılara karşı artmış bir duyarlılık ile karakterize olmuş ve sırayla organize edilmiş tepki modları setinden oluşur.

    Teknik Terimler

    Apetetif davranış                                         Odaksal arama modu

    Davranış sistemileri                                      Ortaya çıkarılan davranış

    Doyurucu davranış                                       Refleks

    Etoloji                                                          Refleks yayı

    Genel arama modu                                       Sabit aksiyon örüntüsü

    Hidrolik model                                             Salıverici uyarıcı

    İşaret uyarıcısı                                              Türe özgü davranış

    Kaynak: 1
  • Alışma ve Duyarlılaşma

    B U N L A R I  B İ L İ Y O R  M U Y D U N U Z ?

     

     

    • Refleksif davranış otomatik ve değişmez değildir; fakat, yaşantıların bir sonucu olarak artabilir veya azalabilir.
    • Ortaya çıkarılan davranışın şiddeti, birbirine karşıt olarak çalışan alışma ve duyarlılaşma süreçleri tarafından düzenlenir.
    • Ortaya çıkarılan davranış, sadece ortaya çıkarıcı uyarıcı tarafından değil; yakın zamanda karşılaşılan diğer olaylar tarafında da belirlenir.
    • Alışma etkileri tepkide bir azalma ile, duyarlılaşma etkileri de tepkide bir artma ile kendisini gösterir.
    • Alışma ve duyarlılaşma etkilerinin her ikisi de ortaya çıkarıcı uyarıcının şiddeti ve frekansı tarafından belirlenir.
    • Alışma, duyarlılaşmaya kıyasla ortaya çıkarıcı uyarıcıya daha fazla özgündür.
    • Alışma, tüm ortaya çıkarılan davranışların doğal bir özelliğidir.
    • Duyarlılaşma, ortaya çıkarılan davranış mekanizmaları üzerinde yer alan ayarlayıcı bir etkiyi yansıtır.

    Özet

    Refleksif veya ortaya çıkarıcı davranış genellikle, ortaya çıkarıcı uyarıcının otomatik veya değişmez bir sonucuymuş gibi ele alınır. Oysa, bu görüşün tersine, ortaya çıkarıcı uyarıcının tekrarlı sunumları, tepki vermede monoton bir azalma (alışma etkisi) ya da tepki vermede bir artma (duyarlılaşma etkisi) ile sonuçlanabilmektedir. Bu bakımdan, -değişmez olmaktan ziyade- ortaya çıkarılan davranış, farklı şekillerdeki önceki yaşantılara oldukça duyarlıdır. Duyarlılaşma ve alışma etkilerinin şiddeti, ortaya çıkarıcı uyarıcının şiddetine ve frekansına bağlıdır. Bir uyarıcı tarafından ortaya çıkarılan bir tepkide bulunma, farklı bir olayın daha önceki sunumları tarafından da değiştirilebilir (alışmanın ortadan kalkmasında olduğu gibi).

    Alışma ve duyarlılaşma ile ilgili pek çok bulgu, ikili-süreç kuramıyla karakterize edilmektedir. İkili-süreçte, S-R sistemindeki tepkide azalmayı yaratan süreçler ile durum sistemindeki duyarlılaştırmayı yaratan süreçler yer alır. S-R sistemi, ortaya çıkarıcı uyarıcının sunulduğu her an harekete geçer; bu da alışmayı, ortaya çıkarıcı uyarıcının evrensel bir özelliği yapar. Bunun tersine, duyarlılaşma, sadece, organizma, durum sistemini herekete geçirmek için yeterince şiddetli veya anlamlı olan bir uyarıcı ile karşılaşıtığında ortaya çıkar. Birikimli etkileri aracılığıyla alışma ve duyarlılaşma süreçleri, ortaya çıkan davranışın gücünü düzenlemeye hizmet eder.

    Teknik Terimler

    Alışma etkisi                                                Karşıt süreçler

    Alışmanın ortadan kalkması                         Kendiliğinden geri gelme

    Alışmada uyarıcı genellemesi                       Kısa-süreli alışma

    Ara nöron                                                     Kısa-süreli duyarlılaşma

    Durum sistemi                                              Motor nöron

    Duyarlılaşma etkisi                                       S-R sistemi

    Duyusal nöron                                              Tat neofobisi

    Homeostatik düzey                                      Uzun-süreli alışma

    İki-süreç teorisi                                            Uzun-süreli duyarlılaşma

                                                                         Yönelme tepkisi

    Kaynak: 1
  • Pavlovian Koşullama ve Sönme

    B U N L A R I  B İ L İ Y O R  M U Y D U N U Z ?

     

    • Pavlov klasik koşullamayı, bir beyin çalışma tekniği olarak görmüştür.
    • Klasik koşullama, salgısal ve iç organlara ilişkin tepkilerle sınırlı değildir.
    • Koşullu tepki, her zaman koşulsuz tepkiye benzemez.
    • Koşullu uyarıcılar, koşulsuz uyarıcı tarafından harekete geçirilerek davranış sisteminin bir parçası olur.
    • Pavlovian koşullama, çoğunlukla, uyarıcı-tepki ya da S-R (stimulus-response) arasındaki bir öğrenmeden ziyade, uyarıcı-uyarıcı ya da S-S (stimulus-stimulus) arasındaki bir öğrenmeye ilişkindir.
    • Klasik koşullamada, hangi uyarıcının koşullu uyarıcı olarak kullanılabileceği, kullanılan koşulsuz uyarıcıya bağlıdır.
    • Seçkisiz kontrol yordamında bağıntısal öğrenme ortaya çıkabilir.
    • Sönme, edinimin ya da kazanımın (acquisition) karşıtı değildir; sönme, “öğrenmenin tersine çevrilmesi” (unlearning) anlamına gelmez.

    Özet

    Pavlovian koşullama çalışmaları köpeklerde salya salgılama tepkisi ve diğer salgısal tepkilerle başladıysa da, çağdaş araştırmalar işaret izleme, koşullu bastırma ve göz kırpma düzeneklerinde iskeletsel tepkilerin koşullaması üzerinde odaklanmaktadır. Bu araştırmalar koşullu uyarıcının doğasına ve koşulusuz uyarıcı tarafından devreye sokulan davranış sistemine bağlı olarak, koşullu tepkilerin farklı türlerinin geliştirilebileceğini göstermektedir.

    Koşullu tepkinin şiddeti sadece CS’e değil, US’in sahip olduğu değere de bağlıdır. US’in değer düşürümü CR’da bir azalmaya neden olmakta ve US’deki değer arttırımı da CR’da bir artışa neden olmaktadır. Bu sonuçlar, Pavlovian koşullamanın tipik olarak, S-R öğrenmeden çok, S-S öğrenmesi ile sonuçlandığını göstermektedir.

    Pavlovian koşullama CS ve US arasındaki bir bağıntının öğrenilmesini içerdiği için, salt CS ve US’in tekrarlanmalarından oluşan davranışsal değişiklikler dışarıda tutulmalıdır. Seçkisiz kontrol yordamı, bağıntısal öğrenme ile sonuçlanabileceği için etkili değildir. Tümüyle tatmin edici kontrol yordamları mevcut olmasa da, ayırt edici kontrol yordamı eldeki en iyi kontrol yöntemi olarak alınabilir. Bu kontrol yordamında, bir CS, US ile eşlenir ve başka bir CS, US olmaksızın sunulur. İki CS’e verilen farklı tepkiler bağıntısal öğrenmeye kanıtlar sağlar.

    Edinimin ardından, CS’in US ile eşlenmemesi üzerine, Pavlovian koşullu tepki, azalacaktır. Bu, sönme olarak adlandırılır ve CR’a ilişkin öğrenmenin tersine çevrilmesinden çok, ketleme ile ortaya çıkartılır. Dinlenme periyodunu, yeni uyarıcıyı ve orjinal eğitim durumuna geri dönmeyi içeren çeşitli yordamlar, sönme etkilerini tersine çevirebilir ve koşullu davranışın geri gelmesine neden olabilir.

    Teknik Terimler

    Apetetif koşullama                                       Koşulsuz tepki

    Ayırt edici kontrol                                       Koşulsuz uyarıcı

    Bağıntısal öğrenme                                      Otomatik şekilllendirme

    CS’in tek başına kontrolü                            Seçici bağıntı

    Davranış sistemi                                           Seçkisiz kontrol

    Dışsal ketleme                                              Skinner kutusu

    Eş potansiyellilik sayıltısı                             Sönme yordamı

    İşaret izleme                                                 Sönme etkisi

    İtici uyarıcılarla koşullama                           S-R öğrenme

    Kendiliğinden geri gelme                             S-S öğrenme

    Ketlenmenin kalkması                                  Tat itinmesi öğrenmesi

    Koşullu bastırma                                          US değer arttırmı

    Koşullu duygusal tepki yordamı                  US değer düşürümü

    Koşullu tepki                                                US’in tek başına kontrolü

    Koşullu uyarıcı                                             Yenileme etkisi

    Kaynak: 1
  • Pavlovian Koşullamada Uyarıcı İlişkileri

    B U N L A R I  B İ L İ Y O R  M U Y D U N U Z ?

     

    • Koşullamada CS’in sunumundan sonra US’in bir miktar geciktirilmesi, CS ile US’in eş zamanlı olarak sunulmasından daha güçlü bir koşullama ortaya çıkarır.
    • CS ve US arasındaki 0.5 saniyelik bir aralık, uyarıcı korku koşullamasını önemli ölçüde bozabilir.
    • Tat itinmesi, koşullu ve koşulsuz uyarıcılar arasında birkaç saatlik gecikme ile öğrenilebilir.
    • Pavlovian koşullama, sadece CS ve US arasındaki zamansal ilişkilere değil; aynı zamanda sinyal ilişkilerine de bağlıdır.
    • Farklı US/CS izlerlikleri, bağlamsal ipuçlarının koşullanmasındaki farklılıklar nedeniyle, farklı düzeylerde koşullanmış tepkiler yaratır.
    • Sönme, Pavlovian koşullu ketleme yoluyla tepkide bulunmayı azaltmaz.
    • Koşullu ketlemenin tersi, hızlandırma veya pozitif durum kurulumudur; koşullu sönme değildir.
    • Bir hızlandırma yordamında, bir CS, koşulsuz uyarıcı ile eşleştirilen ikinci bir CS’i sinyalleyebilir.

    Özet

     Pavlovian koşullama, iki olay arasında bir bağıntı veya çağrışımın oluşumuna ilişkindir. Tipik olarak, olaylar CS ve US gibi bireysel uyarıcılardır. Bununla birlikte, daha karmaşık durumlarda, bu olaylardan birisi, modüle edici CS ve diğeri de CS-US bağıntısal birimidir.

    Koşullu tepkinin gelişimi CS ve US arasındaki zamansal ilişkiye oldukça duyarlıdır. Gecikmeli koşullama yordamı, en etkili tepkide bulunmayı yaratır; ancak, CS ve US arasında 0.5 saniyelik bir iz aralığı bırakmak dahi, koşullu davranışın gelişimini bozabilir. CS-US aralığının nicel yanı koşullanmakta olan tepki sisteminin bir fonksiyonudur.

    Pavlovian koşullama, CS ve US arasındaki sinyal ilişkilerine veya CS’in US hakkında bilgi sağlama derecesine de oldukça duyarlıdır. Bu duyarlılık durumu, bloklama fenomeni ve CS/US izlerliği etkileri ile gösterilmiştir. Orijinal olarak, CS ve US arasındaki izlerlikteki değişmelerin, bağıntısal süreçleri doğrudan etkilediği düşünülmekteydi. Bununla birlikte, daha sonraki kanıtlar, farklı derecelerdeki bağlamsal koşulanmaların, CS/US izlerliği etkilerinden sorumlu olduğunu göstermiştir. 

    Pavlovian koşullamada yüksek-dereceden ilişkiler, koşullu ketleme ve koşullu hızlandırma bağlamında araştırılmaktadır. Koşullu ketlemede, bir modüle edici uyarıcı (B uyarıcısı), diğer bir CS’in (A uyarıcısı) ne zaman US ile eşlenmediğini gösterir. Sonuç, B’nin, normalde A uyarıcısı karşısında ortaya çıkan koşullu tepkiyi ketlemesidir. Koşullu hızlandırmada modüle edici uyarıcı olan B, A uyarıcısının US ile eşlendiğini gösterir. Sonuç, koşullu tepkinin sadece B uyarıcısı varken ortaya çıkmasıdır. Koşullu tepkinin topografyası ile ilgili bilgi ve sönen B uyarıcısının etkileri, yüksek dereceli bir B(A-US) ilişkisini öğrenmeyi yansıtıp yansıtmadığına karar vermek için kullanılır. 

    Teknik Terimler

     Bloklama etkisi                                            Koşullu ketleme

    CS-US aralığı                                               Negatif CS-US izlerliği

    Edinimin yavaşlaması testi                           Pozitif durum kurulumu

    Eş zamanlı koşullama                                   Sönme

    Gecikmeli koşullama                                    Toplama Testi

    İzlerlik                                                          Uyarıcılar arası aralık

    İz aralığı                                                       Uzun-gecikmeli öğrenme

    İzli koşullama                                               Yüksek-dereceli uyarıcı ilişkileri

    Koşullu hızlandırma                                     Zamansal kodlama 

    Kaynak: 1
  • Araçsal ya da Edimsel Koşullama

    B U N L A R I  B İ L İ Y O R  M U Y D U N U Z ?

     

     

    • Yeni bir edimsel tepkinin öğrenilmesi, genellikle, bilindik tepki bileşenlerini yeni kombinasyonlar içerisine koymayı içerir.
    • Davranıştaki değişkenlik yeni tepkilerin öğrenilmesinde bir avantaj olabilir.
    • Pekiştirmenin gecikmesinin bozucu etkileri, edimsel tepkiden hemen sonra sunulan bir işaretleyici uyarcının sunumuyla giderilebilir.
    • Thorndike’ın Etki Yasası edimsel tepki ve pekiştireç arasındaki bir ilişkiye ilişkin değildir.
    • Edimsel koşullama, üç ikili-bağıntı ve bir yüksek-dereceli bağıntının öğrenilmesi ile sonuçlanabilir.
    • Edimsel koşullamada gelişen çeşitli bağıntıları birbirinden izole etmek zordur ve bu durum öğrenmeye ilişkin nörofizyolojik çalışmaları güçleştirmektedir.
    • Edimsel koşullamadaki Pavlovian bağıntılar, edimsel tepki performansını bozabilir.

    Özet

    Edimsel koşullamada biyolojik olarak anlamlı bir olayın ya da pekiştirecin verilmesi, önceden belirlenmiş bir araçsal ya da edimsel tepkinin yapılmasına bağlıdır. Edimsel davranış, organizmanın yeni bir durumda göstermesi gereken önceden varolan bir tepkisi, organizmanın bilinmedik bir kombinasyonda vermesi gereken bilindik tepki bileşenlerinin bir seti ya da organizma için bütünüyle yeni bir aktivite olabilir. Her koşulda, başarılı öğrenme, pekiştirecin edimsel tepkiden hemen sonra sunulmasını ya da koşullu pekiştirecin ya da işaretleyici uyarıcının tepkiden hemen sonra sağlanmasını gerektirir.

    Edimsel koşullama, ilk olarak, eğitimle edimsel tepkideki gecikme süresinin nasıl değiştiğini görmeyi olanaklı kılan kesikli denemeler yöntemini geliştiren Thorndike tarafından incelenmiştir. Kesikli denemler yöntemini otomatikleştirmek için gösterdiği çabalar, Skinner’in izlerlik ölçümünü ya da edimsel davranım oranını sağlayan serbest edim yöntemini geliştirmesini sağlamıştır. Hem kesikli denemeler, hem de serbest edim yordamları üç bileşenden oluşur: Bağlamsal uyarıcı S, edimsel tepki R ve pekiştireç S*. S durumunda R’nin pekişmesi S-R, S-S*, R-S* ve S(R-S*) bağıntılarının oluşmasına olanak sağlar. Bu bağıntılar, biri, diğerinden izole edilemediği için, edimsel öğrenmenin nörofizyolojisinin araştırılması, Pavlovian koşullamanın nörofizyolojisinin çalışılmasından çok daha zordur. Ek olarak, S-S* bağıntısı edimsel koşullama üzerinde önemli tepki sınırlamaları yaratabilir. 

    Teknik Terimler

    Araçsal davranış                                           Öğrenmede sınırlama

    Araçsal koşullama                                        Pekiştireç

    Bulmaca kutusu                                           R-S* bağıntısı

    Düz labirent                                                 Serbest edim yöntemi

    Edimsel davranış                                          Skinner kutusu

    Edimsel koşullama                                       S-R bağıntısı

    Etki Yasası                                                   S(R-S*) bağıntısı

    İkincil pekiştireç                                           S-S* bağıntısı

    İşaretleyici uyarıcı                                        Şekillendirme

    Kesikli denemeler yöntemi                          Tepki oranı

    Koşullu pekiştireç

    Kaynak: 1
  • Pekiştirme Tarifeleri

    B U N L A R I  B İ L İ Y O R  M U Y D U N U Z ?

     

     

    • Pekiştirme tarifeleri, davranım sıklığını ve örüntülerini belirler.
    • Oranlı pekiştirme tarifeleri, aralıklı pekiştirme tarifelerine göre daha yüksek davranım sıklığı yaratır.
    • Tarife etkileri her bir pekiştirme tarifesini karakterize eden geribildirim fonksiyonu ile ilişkilidir.
    • Bir davranım zinciri eğitiminde, zincirin son bileşeni ile başlamak zorunlu değildir.
    • Pekiştirme, iki ya da daha fazla davranım alternatifi için eş zamanlı olarak hazır tutulabilir.
    • Eşleme Yasası seçme davranışını betimler.
    • Kısmi ya da kesikli pekiştirme eğitiminden sonra sönme, sürekli pekiştirme eğitiminden sonraki sönmeyle kıyaslandığında daha yavaş gerçekleşir.
    • Kısmi pekiştirme, anılar ve ödül yokluğunun hayal kırıklığı yaratıcı etkilerine bağlı olarak, direnç mekanizmalarının öğrenilmesine yardımcı olur.

    Özet

    Pekiştirme tarifeleri, bir çok durumda, her davranım bir pekiştirme ile sonuçlanmadığı için ilgi konusudur. Bir tepki, sabit ya da değişken sayıdaki tepki yapıldıktan sonra pekiştirilebilir (FR ve VR tarifeleri) veya son pekiştirmenin üzerinden sabit ya da değişken miktarda bir süre geçtikten sonra pekiştirilebilir (FI ve VI tarifeleri). Değişkenden ziyade, sabit tarifeler, pekiştirmenin sunulmasının hemen öncesinde yüksek hızlı bir tepkide bulunmaya yol açarlar ve pekiştirmeden hemen sonra da tepkide bulunmada ani bir yavaşlamaya neden olurlar. Genelde, oranlı tarifeler, zamanlı tarifelere göre daha yüksek bir tepkide bulunma hızına yol açarlar ve bu fark, oranlı ve zamanlı tarifeler arasında zıt çalışan geribildirim fonksiyonlarıyla ilgilidir.

    Pekiştirme, bir tepki zinciri ya da iki veya daha fazla sayıdaki aktivite seçeneğiyle tarifelendirilebilir. Tepki zincirleri aynı tipteki aktiviteleri içeren bir dizi bileşenden oluşabileceği gibi (homojen zincir), farklı tipteki aktiviteleri içeren bir dizi bileşenden de oluşabilir (heterojen zincir). Eğer pekiştirme, aynı zamanda, iki (ya da daha fazla) farklı etkinlik için olası ise, eş zamanlı bir tarifenin devrede olduğu söylenir. Eş zamanlı tarifelerde tepkide bulunma Eşleme Yasası’nı izleme eğilimindedir.

    Pekiştirme tarifeleri, pekiştirmenin daha fazla olası olmadığı sönme durumunda ortaya çıkan tepkide ısrarın derecesini belirlemesi bakımından da ilgi konusudur. Genelde, aralıklı ya da kesikli pekiştirme, sürekli pekiştirme ile kıyaslandığında, tepkide bulunmada daha yüksek bir ısrara yol açmaktadır. Sürekli pekiştirmeden ziyade aralıklı pekiştirme durumu, tepkide ısrar mekanizmalarının öğrenilmesini, ödülsüzlüğün bellek ve engellemeye yol açıcı etkileri temelinde gerçekleştirmektedir. 

    Teknik Terimler

    Aralıklı pekiştirme sönme etkisi                   Heterojen zincir

    Aralıklı tarife                                                Homojen zincir

    Ayırt etme hipotezi                                      İleriye doğru zincirleme

    Birikimli kayıt                                              Oranlı koşu

    Değişken-aralıklı tarife                                 Oranlı tarife

    Değişken-oranlı tarife                                  Pekiştirme sonrası duraklama

    Dizi kuramı                                                  Pekiştirme tarifesi

    Engellenme kuramı                                      Sabit-aralıklı tarife

    Eş zamanlı tarife                                          Sabit-oranlı tarife

    Eşleme Yasası                                              Sınırlı tutma

    Geribildirim fonksiyonu                               Sönme

    Geriye doğru zincirleme                               Tepkide ısrar

                                                                         Zincirli tarife

    Kaynak: 1
  • Pekiştirme Kuramları

    B U N L A R I  B İ L İ Y O R  M U Y D U N U Z ?

     

     

    • Pekiştireçlerin bir biyolojik güdü ya da ihtiyacı azaltması gerekmez.
    • Sadece uyarıcılar değil, tepkiler de pekiştireç olarak iş görebilir.
    • Çağdaş yaklaşımlara göre, pekiştirme edimsel tepkiyi “güçlendirmez”.
    • Edimsel koşullama yordamları hem edimsel tepki sıklığını arttırır, hem de pekiştirici tepki sıklığını azaltırlar.
    • Edimsel koşullama yordamları, bir organizmanın davranışlarını, ilgili tepki alternatifleri arasında paylaştırma tarzını belirler.
    • Pekiştirme etkileri, bir organizmanın etkinlikleri bir edimsel koşullama yordamı tarafından sınırlandığında, o organizmanın yapmaya zorlandığı yeni tepki seçeneklerinin bir yan üründür.

    Özet

    Bir pekiştirme kuramı bize, (1) bir şeyi pekiştireç yapan şeyin ne olduğunu ve (2) bir pekiştirecin nasıl etkili olduğunu açıklamalıdır. İlk kuramlar pekiştireçlerin uyarıcılar olduğunu varsaydılar. Bu kuramların en etkili olanına göre, bir uyarıcı eğer bir dürtü durumunu azaltmada etki ise pekiştirici olacaktır. Dürtü azaltma kuramı uzun bir süre için popülerliğini korudu; ancak daha sonra bazı güçlüklerle yüz yüze geldi (örneğin, duyusal pekiştirmeyi açıklayamadı) ve yerini tepki temelli pekiştirme görüşlerine bıraktı. Önde gelen bir tepki temelli görüşü Premack’ın ayırımlı tepki olasılığı ilkesidir. Bu ilkeye göre, bir pekiştireç dürtü azaltan bir uyarıcı değil, fakat edimsel tepki olasılığına ilişkin temel düzeyden daha yüksek bir temel düzey olasılığına sahip bir tepkide bulunma fırsatıdır.

    Premack ilkesi klinik ve eğitim ortamlarında çok sayıdaki pekiştirme uygulamaları için temel oluşturmuştur. Fakat, tepki olasılıklarının ölçülmesine ilişkin bazı güçlükler, davranım yoksunluğu hipotezi olarak bilinen bir diğer kuramsal gelişmeyi tetiklemiştir. Bu hipoteze göre, eğer edimsel koşullama yordamı temel düzey sıklığının altında bir aktiviteye erişimi sınırlıyorsa, bir tepkide bulunma fırsatı etkili bir pekiştireç olacaktır. Davranım yoksunluğu hipotezi, ilgi odağını pekiştireçleri uyarıcılar ya da tepkiler olmaktan, bir edimsel koşullama yordamının organizmanın aktivitelerini nasıl sınırladığı konusuna kaydırmıştır. Bu görüş davranışsal düzenleme yaklaşımında daha da geliştirilmiştir.

    Davranışsal düzenleme yaklaşımına göre, organizmalar her hangi bir durumda tercihli ya da optimal bir davranış dağılımına sahiptir. Bir edimsel koşullama yordamının devreye girmesi, bu optimal davranış dağılımını ya da davranışsal temel doyum noktasını bozar. Tipik olarak, bu bozulmaya uyum, pekiştireç tepkisinin oranı azalırken, edimsel tepki oranının artmasıdır. Bu tepkinin yeniden nasıl paylaştırılacağı işe koşulan pekiştirme tarifesi ve pekiştirici tepkinin yerine geçecek alternatiflerin varlığına bağlıdır. 

    Teknik Terimler

    Ayırımlı olasılık ilkesi                                  Homeostasis

    Birincil pekiştireç                                         İkincil pekiştireç

    Davranım yoksunluğu hipotezi                    Kazanılmış dürtü

    Davranışsal düzenleme                                Koşullu dürtü

    Davranışsal temel doyum noktası                Koşullu pekiştireç

    Duyusal pekiştirme                                      Premack illkesi

    Dürtü azaltma kuramı                                  Simge ekonomisi

    Etki Yasası                                                   Tarife doğrusu

    Kaynak: 1
  • Ceza

    B U N L A R I  B İ L İ Y O R  M U Y D U N U Z ?

     

    • Ceza fiziksel acı içermek zorunda değildir.
    • Doğru uygulandığı taktirde, ceza tek bir denemede davranışta kalıcı bir baskılama yaratabilir.
    • Cezanın etkililiği, cezanın aralıklı ya da bir gecikme ile verilmesiyle büyük ölçüde azalır.
    • Bir bireyin cezayı gerektiren bir davranışının, başlangıçta hafif bir şekilde cezalandırılması, bireyi daha sonraki cezaya karşı bağışıklı hale getirir.
    • Bir bireyin cezayı gerektiren bir davranışının, başlangıçta ağır bir şekilde cezalandırılması, bireyi daha sonraki cezaya karşı duyarlı hale getirir.
    • Cezanın etkililiği, alternatif bir davranışın pozitif pekiştirilmesi ile büyük ölçüde artar.
    • Eğer ceza, bir pozitif pekiştirmeyi sinyalliyor veya cezalandırılan davranış bir kaçma tepkisi ise, ceza tepkide bulunmayı hızlandırır.
    • Cezalandırma bir öfke veya engelleme patlaması sonucunda uygulanırsa, etkili cezalandırmaya ilişkin kurallar genellikle ihlal edilmiş olur ve davranışta herhangi bir yapıcı değişikliğe yol açmaz.
    • Tepki-bastırma yordamının başarılı olabilmesi için, sadece istenmedik tepkinin ele alınması değil; ayrıca bireyin diğer aktivitelerinin ve pekiştirme kaynaklarının da dikkate alınması gereklidir.

    Özet

     Bir itici uyarıcı edimsel tepkiyi izler biçimde sunulur. Ceza, gecikme olmaksızın, başlangıçtan itibaren yüksek şiddette ve her hedef davranış yapıldığında uygulandığı taktirde hedef davranışı baskılamada oldukça etkilidir. Cezanın etkililiği, alternatif aktivitelere pozitif pekiştirme sağlayarak daha da arttırılabilir. Hafif cezaya ilk maruz kalma daha şiddetli cezaların baskılayıcı etkilerine karşı öğrenilmiş dirence neden olabilir ve cezanın sinyallenmesi, sinyalin varlığında tepkinin baskılanmasını sınırlayabilir. Ceza pozitif pekiştirme için bir sinyal olarak çalışıyorsa veya itici olarak motive edilen kaçma davranışına uygulanıyorsa, tepkide paradoksal bir artışa neden olabilir.

    Günlük hayatta cezanın kullanımı sıklıkla itici uyarıcıyı uygulayan kişinin duygusal durumu ile ilişkilidir. İnsanlar cezayı daha çok engellenmiş ve öfkeli olduklarında kullanırlar. Bu koşullar altında etkili cezalandırmaya ilişkin parametrelerin bir çoğu ihlal edilmiş olduğu gibi, davranışın gelişimi üzerinde hiç bir yapıcı etki de ortaya çıkmayacaktır. Cezanın kullanımı ile ilgili problemler ara-verme ve diğer davranışların ayırımlı pekiştirilmesi gibi alternatiflerin ele alınmasına yol açmıştır. Her hangi bir tepki bastırma yordamının başarılı bir şekilde uygulaması, sadece istenmedik davranışın değil, bireyin tüm aktivitelerinin ve diğer pekiştirme kaynaklarının da ele alınmasını gerektirir. 

    Teknik Terimler

    Ara verme                                                    Diğer davranışların

    Ayırt edici ceza                                               ayırımlı olarak pekiştirilmesi

    Ceza                                                             Negatif pekiştirme

    Kaynak: 1
  • Kaçınma Öğrenmesi

    B U N L A R I  B İ L İ Y O R  M U Y D U N U Z ?

     

    • Kaçınma, edimsel tepkinin itici bir uyarıcının verilmesini engellediği bir edimsel koşullama biçimidir.
    • Kaçınılan itici uyarıcının yokluğu ile kaçınma davranışının pekiştirildiğini öne süren herhangi bir kuram bulunmamaktadır.
    • Kaçınma bir edimsel davranış biçimi olmasına karşın, kaçınmaya ilişkin öğrenme kuramları önemli ölçüde Pavlovian koşullamanın kavramlarına dayanır.
    • Bir çok durumda, kaçınmayı öğrenmenin, içsel zamansal ipuçlarına ve iç algısal ya da geribildirim ipuçlarına ilişkin öğrenmeyi içerdiği varsayılır.
    • Kaçınma davranışı güçlü bir şekilde, organizmanın daha önceden var olan savunucu davranışı tarafından belirlenir.

    Özet

    Başlangıçta, kaçınma öğrenmesine ilişkin çalışmalar Pavlovian koşullama çalışmalarından kaynaklanmakta ve kaçınma tepkisi yapılmadığı taktirde bir ikaz sinyalinin kısa bir şok ile sonlandığı kesikli denemeler yöntemine dayanmaktaydı. Daha sonra, belirgin ikaz sinyallerinin işe koşulmadığı serbest-edimsel kaçınma yordamları geliştirilmiştir. Hangi yöntemin kullanıldığından bağımsız olarak, kaçınma öğrenmesi, kaçınma tepkisini “hiç bir şey” izlemediği için oldukça kafa karıştırıcıdır. Nasıl olup da “hiç bir şey” öğrenme, güdüleme yaratmaktadır?

    Kaçınma öğrenmesine ilk ana açıklama olan iki-faktör kuramı, kaçınma davranışının Pavlovian ile edimsel koşullama arasındaki karşılıklı, dinamik etkileşiminin bir sonucu olduğunu ileri sürdü. Bu kurama göre, Pavlovian koşullama, katılımcı kaçınma tepkisinde bulunmakta başarısız olduğunda ve ikaz uyarıcısı itici US tarafından izlendiğinde meydana gelir. Öte yandan, edimsel koşullama, kaçınma tepkisinde bulunulduğunda ortaya çıkar ve bu tepki, ikaz sinyalini sonlandırdığı ve koşullu korkuyu azalttığı için meydana gelir. Sonraki çalışmalar, üçüncü bir faktörü ortaya koydu: Güven sinyalini öğrenme. Güven sinyalini öğrenme de kaçınma koşullamasına katkıda bulunmaktaydı. Güven sinyalleri hipotezine göre, bir kaçınma yordamında US’in yokluğuna eşlik eden ipuçları korkuya ilişkin koşullu ketleyiciler haline gelir ve kaçınma tepkisi için edimsel pekiştireç olarak çalışır.

    Kaçınma öğrenmesine ilişkin kanıtların çoğu, güven sinyali öğrenmesinin eklendiği, özellikle zamansal ve iç algısal ipuçlarının dikkate alındığı, iki-faktör kuramı ile uyumludur. Ancak bu mekanizmaların gelişmesi, çok sayıda koşullama denemelerinin işe koşulmasını gerektirmektedir. Bu bakımdan, söz konusu mekanizmalar, tehlikeli bir avcıyla karşılaşan bir hayvana pek az yarar sağlar ve hayvan ilk seferde kendisini başarıyla savunmak zorundadır; aksi taktirde, avcı tarafından ya öldürülecek ya da ciddi bir biçimde yaralanacaktır. Bu gibi durumlarla başedebilmek için, hayvanlar, evrim sürecinde savunmayla ilgili zengin bir davranış dağarcığı edinmişlerdir. Günümüze gelindiğinde, genel kabul gören görüş, avcının saldırısından algılanan farklı tehlike düzeyleri tarafından harekete geçirilen, farklı savunucu tepki modlarını içeren avlanmayla ilgili tehdit durumu tarafından organize edilen, koşulsuz türe-özgü savunma reaksiyonları görüşüdür.

    Teknik Terimler

    Avlanmayla ilgili tehdit durumu                        İtici uyarıcı

    Ayırt edici kaçınma                                            Kaçınma kutusu

    Ayırt edici olmayan kaçınma                             R-S aralığı

    Geribildirim ipucu                                              Serbest-edimsel kaçınma

    Güven sinyali                                                     S-S aralığı

    İç algısal ipucu                                                   Tek-yönlü kaçınma

    İkaz uyarıcısı                                                      Türe-özgü savunma reaksiyonları

    İki-faktör kuramı                                                Zamansal ipuçları

    İki-yönlü kaçınma

    Kaynak: 1
  • Davranışın Uyarıcı Kontrolü

    B U N L A R I  B İ L İ Y O R  M U Y D U N U Z ?

     

    • Ayırımlı tepkide bulunma, belirli bir uyarıcı tarafından davranışın kontrolünü tanımlamak için kullanılmıştır.
    • En basit uyarıcılar bile pek çok özelliğe veya boyutlara sahiptir.
    • Davranışın bir talim uyarıcısı tarafından kontrolü sıklıkla diğer benzer uyarıcılara genellenir.
    • Uyarıcı genellemesi ve uyarıcının ayırt edilmesi birbirini tamamlayan kavramlardır.
    • Davranışın bir uyarıcıdan diğerine genellenmesi bireyin uyarıcılarla talim geçmişine bağlıdır.
    • Ayırt etme talimi sadece S+’ya ve S-’ye ayırımlı olarak tepkide bulunmayı sağlamaz, aynı zamanda genelleme gradyeninin dikliğini artırır.
    • Algısal kavramların öğrenilmesi, ayırt etme ve genelleme öğrenmesinin farklı düzeyleri arasındaki bir karşılıklı etkileşimi içerir.

     

    Özet

    Organizmalar sadece bir şey yapmayı değil; aynı zamanda, ne zaman ve nerede o şeyi yapacaklarını öğrenmek zorundadırlar. Ne zaman ve nerede bir tepkinin yapılacağı davranışın uyarıcı kontrolünü içerir. Uyarıcı kontrolü ayırımlı tepkide bulunmayla tanımlanır ve genelleme gradyeninin dikliği ile dakik bir biçimde ölçülebilir. Bir uyarıcının davranışı etkileme derecesi, duyusal kapasite, duyusal yönelim, uyarıcı yoğunluğu ve organizmanın güdüsel durumu gibi uyarıcı ve organizmik değişkenlere bağlıdır. Bu faktörler temelinde ayırt edilemeyen uyarıcılar, ayırımlı pekiştirmenin bir sonucu olarak davranış üzerinde kontrol kazanabilirler.

    Ayırt etme talimi, boyutlar-arası uyarıcılar ya da boyut-içi uyarıcılardan birisini içerebilir. Boyut-içi ayırt etme talimi, boyutlar-arası talime kıyasla  daha keskin uyarıcı kontrolü meydana getirir ve boyut-içi ayırt etme talimi çeşitli uzman performansı formları için de bir temel oluşturur. Bununla beraber, ince ayırt etmeleri öğrenme her zaman yararlı değildir. Algısal kavramların biçimlenmesi, örneğin, ayırt etme öğrenmesi ve uyarıcı genellemesi arasında dakik bir dengeyi gerektirir. Alçak düzey kavramlar için daha keskin ayırt etmeler gerekir ve daha yüksek kavramlar için de daha fazla uyarıcı genellemesi gereklidir.

    Teknik Terimler

    Ayırımlı tepkide bulunma                                  S-

    Boyutlar-arası ayırt etme                                    Uyarıcı boyutu

    Boyut-içi ayırt etme                                           Uyarıcı ayırt etme

    Çoklu pekiştirme tarifesi                                    Uyarıcı ayırt etme talimi

    Gölgeleme                                                          Uyarıcı genellemesi

    Algısal kavram                                                   Uyarıcı genelleme gradyeni

    S+

    Kaynak: 1
  • Bellek Mekanizmaları

    B U N L A R I  B İ L İ Y O R  M U Y D U N U Z ?

     

    • Öğrenme ve bellek birbirini tamamlayacak biçimde ilişkilidir.
    • Bellek mekanizmalarını test etmeye yönelik görevler, bellek kullanılmaksızın çözülemeyecek biçimde, bu iş için özel olarak desenlenmelidir.
    • Bellek, basit bir uyarıcı için dahi, edilgen ya da otomatik bir süreç değildir.
    • Bellek öğrenme ile gelişebilir.
    • Bellek uyarıcı kontrolü altına getirilebilir.
    • Bellek ileriye doğru etkin ya da geçmişten ziyade geleceğe ilişkin olabilir.
    • Bellek hataları çok fazla hatırlama ya da yeterince hatırlamama durumlarından kaynaklanabilir.
    • Bir öğrenme durumuna ilişkin görünüşte önemsiz olan bir özellik öğrenilenin geri getirilmesini uyarabilir.

    Özet

     Öğrenme ve bellek birbirini tamamlayan bir biçimde ilişkilidir; fakat, bellek çalışmaları bilgi yordamının saklama ve geri getirme evreleri üzerinde odaklanırken, öğrenme çalışmaları bu sürecin edinme evresi üzerinde odaklanmaktadır. Çalışma belleği, sadece bir deneme ya da işi bitirmeye yetecek kadar bir sürede bilginin saklanması için kullanılır. Bunun tersine, referans belleği, görev veya denemenin bir oturumdan diğerine değişmeden sabit kalan kısmına ilişkindir. Önceleri bellek, pasif ve geriye doğru olarak kavramsallaştırılmaktaydı. Ancak, daha yeni çalışmalardan gelen kanıtlar belleğin aktif bir süreç olduğunu ve geçmişten (geriye dönük) ziyade, geleceğe (ileri dönük) yönelik şekilde bilgiyi depoladığını göstermektedir.

    Bireylerin ne unuttuğuna ilişkin yapılan çalışmalar, bellek mekanizmaları hakkında, bu konudaki başarılı performansa ilişkin yapılan çalışmalar kadar çok şey söyleyebilmektedir. Bellekte hata ileriye doğru veya geriye doğru bozucu etkiden veya geri getirmede başarısızlıktan dolayı olabilir. İleriye doğru bozucu etki, sıklıkla, hem yaralı ve hem de ilgisiz bilginin birlikte hatırlanmasından ve bunlar arasından bir seçimin yapılamamasından kaynaklanır. Geriye doğru bozucu etki, başarılı bir bellek için gereksinim duyulan tekrarlama sürecinin bozulmasından kaynaklanır. Bununla beraber, uygun tekrarlama yapma, iyi bir belleği garantilemez. Uygun bir biçimde saklanan bilgi bir bellek testinde geri getirilemeyebilir. Bir kısmı görünüşte ilgisiz olan talim ortamına ilişkin özellikler ya da geri getirme ipuçları geri getirme başarısızlıkları durumunda bellek performansını arttırabilir. 

    Teknik Terimler

    Çalışma belleği                                                Geriye dönük bellek

    Edinme evresi                                                 İleriye doğru bozucu etki

    Eş zamanlı örneğe-eşleme                               İleriye dönük bellek

    Gecikmeli örneğe-eşleme                                İzin silinmesi hipotezi

    Geri getirme evresi                                          Örneğe-eşleme yordamı

    Geri getirme ipuçları                                       Referans belleği

    Geriye doğru bozucu etki                               Saklama evresi

    Kaynak: 1
  • Bağıntısal Öğrenme Kuramları

    B U N L A R I  B İ L İ Y O R  M U Y D U N U Z ?

     

     

    • Rescorla-Wagner modeline göre, bir uyarıcının öğrenilmesi eş-zamanlı olarak sunulan diğer uyarıcıların bağıntısal değerine bağlıdır.
    • Bir CS, US ile eşlenmesine rağmen bağıntısal değerini yitirebilir.
    • Kanıtların tersine, Rescorla-Wagner modeli koşullu ketleyicinin tek başına sunulmasıyla ketlenmenin ortadan kalkacağını ya da söneceğini yordamaktadır.
    • Dikkat modelleri belirli bir denemede ne olduğunun sonraki denemede CS’e yöneltilecek dikkatin miktarını belirleyeceğini varsaymaktadır.
    • Öğrenmeye ilişkin ana kuramların birçoğu formülasyonlarında zaman faktörünü dikkate almamıştır.
    • Öğrenmenin gerçekleşmesinde, CS’in süresi, CS süresinin birbirini izleyen US sunumları arasındaki zaman aralığına oranı kadar önemli değildir.

    Koşullu tepkide bulunma, CS’in bağıntısal değerinin, CS’in koşullandığı anda hazır bulunan diğer ipuçlarının göreli bağıntısal değerlerine bağlıdır.

    Özet

    Buraya kadar olan kısımlarda değinilen her yeni model klasik koşullamanın farklı bir yanına ağırlık vermektedir. Göreli-bekleme-zamanı hipotezi, koşullu ve koşulsuz uyarıcıların zamansal dağılımı gibi dar bir alana odaklanmıştır. Buna karşın, onun izleyicisi olan oran beklentisi yaklaşımı çok daha kapsamlı görünmektedir. Karşılaştırma hipotezi de oldukça iddialı bir yaklaşım olarak görünmekle beraber, kuram, öğrenmeden ziyade bir performans kuramıdır ve hipotez, bağıntların nasıl kurulduğu hakkında herhangi bir açıklama sağlamamaktadır. Dikkate dayalı modeller, Rescorla-Wagner modeli ile benzer bir görüngü alanına odaklanmaktadır. Fakat bunlar da Rescorla-Wagner modeliyle benzer problemleri bünyelerinde barındırmaktadırlar. Tüm bu modeller, daha önce gözardı edilen klasik koşullamaya ilişkin özelliklere dikkatimizi çekmeleri açısından önemlidir. Öte yandan, bu güne kadar, bu kuramların hiç birisi klasik koşullama çalışmaları üzerinde Rescorla-Wagner modeli kadar yaygın bir etkiye sahip olamamıştır.

    Teknik Terimler

    Karşılaştırma hipotezi

    I/T oranı

    Göreli-bekleme-zamanı hipotezi

    Belirginlik

    Kaynak: 1
  • Sniffy Uygulamaları

    "Sniffy The Virtual Rat" öğrencilerin  çok çeşitli öğrenme görüngülerini gerçek laboratuvarda çalışmanın beraberinde getirdiği birçok dezavantajı deneyimlemeksizin keşfedebilecekleri etkileşimsel bir yazılımdır. 

    Sniffy'yi kullanmak suretiyle öğrenciler bu derste tartışılan edimsel ve klasik koşullama deneylerini sanal olarak yürütebilmekte, topladıkları verileri yine yazılımın içerisinde yer alan istatistiksel analiz modüllerini kullanarak anlamlı hale getirip, raporlayabilmektedir.

    Dolayısıyla, öğrencilerin bu son derste yürüttükleri sanal deney raporlarını sunmaları beklenmektedir.