MİLLÎ EDEBİYAT AKIMI

 

 

Giriş: Türkçülük Düşüncesi ve Türk Edebiyatına Yansımaları:

1908’de II. Abdülhamid’in baskıcı yönetimine son verildi ve II. Meşrutiyet ilan edildi. Bundan sonra Osmanlı Devleti’ne bağlı olan Bulgar, Yunanlı, Sırp gibi Müslüman olmayan milletler, Batının kışkırtmalarıyla milliyetçilik fikri etrafında bağımsızlık hareketlerini yoğunlaştırdılar. Bunların milliyetçilikleri daha çok Türk düşmanlığına dayalı olarak gelişmişti.

Öbür taraftan yine Osmanlı Devleti’ne bağlı olan Arnavut, Arap gibi müslüman unsurlar da yine emperyalist Batının tahriklerine kapılarak milliyetçilik davası gütmeye başladılar. Bu ortamda Osmanlı Devleti’nin kurucu unsuru olan Türkler, Batılılar ve onlarla işbirliği yapan Hrisitiyan milletler tarafından siyasi, kültürel, askerî, ekonomik emperyalizm bağlamında saldırılara uğradılar.

Osmanlı Devleti’nde farklı dinlere ve ırklara sahip toplulukları bir arada tutan ideoloji Osmanlıcılık idi. Ancak Balkan Savaşları (18 Ekim 1912-22 Temmuz 1913) ile birlikte Osmanlıcılık ideolojisinin Osmanlı Devleti’nin siyasi birliğini sürdürmeye yetmediği anlaşıldı.

Bu durumda Türkler de kendilerini, vatanlarını, devletlerini, dinlerini ve kültürlerini korumak için millî bilinç kazanmaya başladılar. Bu bağlamda saldırgan olmayan, tamamen savunmacı bir Türk milliyetçiliği hızla gelişti. Türkler, millî tarihlerini, kültürlerini, edebiyatlarını, vatanlarını, değerlerini, kimliklerini âdeta yeniden keşfetmeye başladılar.

Bu doğrultuda Türk milliyetçiliği, Batı emperyalizmi ve onların Osmanlı Devleti bünyesindeki yerli işbirlikçilerine karşı hemen her alanda kurumsallaşmaya başladı. Bunlardan biri de millî Türk edebiyatı akımıdır.

Türkçülük, genel anlamda milliyetçilik düşüncesiyle Türkleri, millî ve manevî değerleri etrafında şuurlandırmak ve kültürel, siyasî anlamda Türklerin birliğini sağlamak idealidir.

 

Kültürel Türkçülük: Tanzimat döneminden itibaren Türk aydınları, bütün dünya Türklüğünü keşfetmeye başladılar. O zamana kadar genellikle Osmanlı Türkleri üzerinde duruluyordu. Ayrıca Türklerin tarihi neredeyse sadece Müslüman oluşlarıyla başlatılıyordu. Tanzimat döneminde Türkçülük, Avrupa’da gelişen Türkoloji çalışmalarının etkisiyle daha çok dilde ve tarihte Türkçülük şeklinde ortaya çıkar. Tanzimat’tan sonra Batılı Oryantalistlerin de araştırmalarına dayanarak İslam öncesi Türklük ve Osmanlı dışı Türklük dünyası üzerine de araştırmalar, incelemeler artmaya başladı.

Süleyman Paşa (1838-1892), 1876’da yayınladığı Tarih-i Âlem adlı eserinde tüm dünya Türklüğünün tarihine yer verir. Ahmet Vefik Paşa (1823-1891) da yine aynı yılda yayınladığı Lehçe-i Osmanî adlı sözlüğüne Türkçe kelimeleri de koyar. Bunların yanında Necip Asım Yazıksız’ın Türk Tarihi (1900), Ural Altay Lisanları (1895), Türk Yazısı (1897-1911), Orhon Abideleri (1924), İlm-i Lisan (1917), Eski Savlar (1924), Şemseddin Sami (1850-1904)’nin Kamus-ı Türkî (1901), Bursalı Mehmet Tahir (1861-1926)’in Türklerin Ulum ve Fünuna Hizmetleri (1898), Velet Çelebi İzbudak (1869-1953)’ın Türk diliyle ilgili çalışmaları da yine Türk milliyetçiliğinin tarihî ve bilimsel temellerini atan çalışmalar arasında yer almıştır. Bunlar daha çok dil ve tarih alanlarındaki akademik Türkoloji çalışmalarıydı. Türkçülüğü siyasî ve ideolojik bir program olarak sunma iddiasında değildi.

II. Meşrutiyet’ten sonra Türk milliyetçiliği düşüncesinin hızla yaygınlaşmaya başladığını görüyoruz. Bu dönemde bilimsel, tarihî, edebî ve siyasi anlamda Türkçülük çalışmaları artmıştır. Dernekler kuruldu, dergi ve gazeteler yayınlanmaya başladı.

 

Siyasî Türkçülük ve Yayın Organları: Yeni Osmanlılar ve Jön Türkler arasında milliyetçi düşünceye sahip kimseler vardı. Ancak sistemli bir şekilde siyasî Türkçülüğün ilk metnini Kazanlı bir Türk olan Yusuf Akçura (1879-1935) "Üç Tarz-ı Siyaset" (1904) adıyla ortaya koydu. Yusuf Akçura, Paris’te siyasi bilimler okumuş, Gaspıralı İsmail Bey’in Tercüman, Kahire’de çıkan Türk gazetesine ve Türk Yurdu dergisine yazılar yazdı.

Atatürk tarafından Türk Tarih Encümeni’nin oluşturulması için görevlendirildi. Ulum ve Tarih (1906), Rusya’daki Türk Tatar Müslümanlarının Şimdiki Vaziyeti ve Emelleri (1909), Muasır Avrupa’da Siyasî ve İçtimaî Fikirler ve Fikir Cereyanları (1923), Osmanlı İmparatorluğu’nun Dağılma Devri (1934) ve Türk Yılı (1928) gibi çalışmaları da bulunmaktadır.

Ahmet Ferit Tek (1878-1971) de çıkardığı İfham gazetesiyle, Turan (1914, “Tekin Alp” imzasıyla) adlı kitabıyla Türkçülük fikrinin gelişmesine önemli katkılarda bulndu. O, “Büyük Turan” ifadesiyle Asya ve Avrupa’ya yayılmış olan birleşik ve ayrı bütün Türklerin Mançu, Moğol, Fin, Türk hepsinin memleketlerini içeren bir büyük vatanı kasteder.

“Küçük Turan” ifadesiyle de Mançu, Moğol, Finî hariç olmak üzere Türklüğün bir şubesini içeren Türk vatanını kastetmiştir. Ona göre Türklüğün temeli Anadolu Türklüğüdür. Ahmet Ferit, ayrıca 1919’da Millî Türk Fırkası adında bir parti kurdu.

Hüseyinzade Ali Turan da siyasî Türkçülüğün öncülerindendir. Ayrıca Ortalık Asya Türklüğünün uyanık bir vicdanı olan Gaspıralı İsmail Bey (1841-1914)’in “dilde, fikirde, işte birlik” ilkesine bağlı olarak çıkardığı Tercüman Gazetesi de dünya Türklerinin millî uyanışlarında önemli bir rol oynadı.

Türk milliyetçileri, bütün Türkleri birleştirme, tarih içinde Türklüğü arama, bütün millî değerleri araştırma ve halka yayma, sorunlara çözüm arama, Türklerin Türkler tarafından yönetilmesini sağlama, Türk milliyetçiliğini, siyasi, kültürel, tarihî, toplumsal bütün yönleriyle ortaya koyma amaçlarıyla dernekler, partiler kurmaya başladılar.

İlk Türkçü teşkilât, 25 Aralık 1908 tarihinde kurulan Türk Derneği'dir. Derneğin kurucuları arasında Necip Asım, Velet Çelebi, Yusuf Akçura, Ahmet Midhat, Emrullah Efendi, Bursalı Tahir, Korkmazoğlu Celâl, Müftüoğlu Ahmet Hikmet, Aliyiğitzade Musa, Ispartalı Hakkı, Köse Raif Paşazade Mehmet Fuat, Ahmet Ferit Tek, Hüseyinzade Ali Turan gibi isimler bulunmaktadır. Cemiyetin maksadı, Türk diye tanınan bütün kavimlerin kültürünü, tarihini, dilini öğrenmeğe ve öğretmeğe çalışmak, Türk dilini bir medeniyet dili hâline getirmektir. Aynı adla 7 sayı süren (1910-1911) bir de dergi çıkarmış olan dernek, 14 Mayıs 1329'da kendini feshederek Türk Yurdu’nun kültür şubesine dönüşmüştür.

18 Ağustos 1911'de Yusuf Akçura, Mehmet Emin, Ağaoğlu Ahmet, Müftüoğlu Ahmet Hikmet, Hüseyinzade Ali, Âkil Muhtar Özden gibi kişiler Türk Yurdu Cemiyeti’ni kurdular. Cemiyetin aynı adla bir de dergisi çıktıysa da çok geçmeden bu cemiyet fesholunmuştur. Fakat Türk Yurdu dergisi yayınına hâlen bugün bile devam etmektedir.

12 Mart 1912 tarihinde Mehmet Emin, Yusuf Akçura, Mehmet Ali Tevfik gibi kişilerce bu sefer Türk Ocağı kurulur. Aydınlara hitap eden Türk Yurdu (1911) dergisi de Ocağın yayın organı olur. Bu dergi daha çok Ortalık Asya Türklüğünü Türkiye Türklerine tanıtmayı amaçlamıştır. Bu dernek, daha çok eğitimli kültürlü kesime hitap eden kültürel çalışmalar yaptı.

 

 Türk Yurdu dergisi

 

 

Bu dönemde çıkan diğer milliyetçi yayın organları arasında şunları sayabiliriz:

Büyük Emel (1912), Büyük Duygu (1912), Halka Doğru (1913, kültür eğitim seviyesi daha düşük halk için), Bilgi (1913, Celal Sahir yönetiminde), Türk Sözü (1914, yarı akademik mahiyette), Yeni Turan gazetesi (1914, günlük), İslam (1915, Türk Ocağı’nın desteğiyle çıktı.), Millî Tetebbular Mecmuası (1915, Fuat Köprülü yönetiminde), Yeni Mecmua (1917), Diken (1918, Mütareke döneminde çıktı.), İfham gazetesi (1919, Ahmet Ferit Tek yönetiminde), Büyük Mecmua (1919, Sabiha-Zekeriya Sertel yönetiminde)

Bu dönemde milliyetçilik çalışmalarına iktidarda bulunan İttihat ve Terakki Partisi de değişik şekillerde destek veriyordu.

 

 Halka Doğru dergisi

 

Dil, Edebiyat ve Sanatta Türkçülük ya da Millî Edebiyat Akımı:

 

Bilimsel, kültürel, tarihî ve siyasi çalışmalara bağlı olarak milliyetçilik düşüncesi edebiyat alanında da çok kuvvetli bir damar olarak ortaya çıktı ve bir akım hâlinde genişledi. Edebiyatta Türk milliyetçiliği, 11 Nisan 1911’de Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin ve Ali Canip Yöntem’in Selanik’te birlikte yayınladıkları Genç Kalemler dergisi ile başladı. Bu dergide ilk defa “Millî Edebiyat” kavramına yer verilir.

1908-1923 yılları arasında kültür, dil, sanat, edebiyat, politika, gündelik yaşantı alanlarında şekil ve içeriğini Türk’e göre duyuş ve düşünüşün belirlediği edebiyat ürünlerinin toplamının ortaya koyduğu harekete “Millî Edebiyat akımı” denir. Millî Edebiyat akımı, esas olarak tarihin en eski devirlerinden itibaren ve dünya coğrafyasının değişik yerlerine dağılmış tüm dünya Türklüğünün birliğini esas alan Turancılıkla Anadolu müslüman - Türk kültürünü esas alan Anadolu Milliyetçiliği gibi iki ana konuyu işledi. Millî Edebiyat akımı, hem Doğu hem Batı yani hem Divan edebiyatı hem de Tanzimat, Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati edebiyatlarına bir tepkidir. Onlara göre Tanzimat’tan önceki edebiyatımız Doğuyu, Tanzimat’tan sonraki edebiyatımız ise Batıyı taklit etmiştir. Asıl yapılması gereken ise Türk milletinin kendi köklerine, tarihine, değerlerine, kimliğne bağlı millî ve yerli bir edebiyattır.

Esas itibariyle sade Türkçe ve hece vezniyle şiir yazma anlayışı, II Meşrutiyet'in ilânından önce başlamıştı. Türk-Rus Harbi (1877) münasebetiyle Yusuf Halis Efendi adında biri, yazdığı bir kasidede "kaba Türkçe" dediği konuşulan Türkçeye Arap maşlahı ve Acem kalpağı giydirildiğinden, şairlerin vatan konusunu işlemediğinden söz eder. Ayrıca Hakkî Bey'in, 1882'de Tercüman-ı Hakikat'te yazdığı "Sırf Türkçe Bir Gazeldir" başlığıyla bir gazeli, İsmet Bey'in, "Yalnız Türkçe Söz ile Yapılmış Gazeldir", "Türkçe Gazel" adlı metinleri ilk örnekler arasında yer alır. Bu ve bunlara benzer örneklerde hece vezni ve sade Türkçe kullanılmakla birlikte Türk halkının ruhunu samimî olarak ifade etmekten uzaktı.

İlk ciddî çıkışı 1897'de Selânik'te Asır gazetesinde yayınlanan "Anadolu’dan Bir Ses Yahut Cenge Giderken" şiiriyle Mehmet Emin Yurdakul yapmıştır. 1898'de yayımladığı Türkçe Şiirler kitabıyla Mehmet Emin, Millî Edebiyat akımını başlatmıştır. Şiirlerinde Türk halkının olaylara bakış açısını sade Türkçe ve hece vezniyle ortaya koymuştur. İzmir'de çıkan Hizmet ve Ahenk, Selânik'te çıkan Çocuk Bahçesi gibi süreli yayın organlarında sade Türkçeyle yazılmış manzum ve mensur metinler yayımlanmıştır.

11 Nisan 1911'de çıkmaya başlayan Genç Kalemler dergisi ise Millî Edebiyat akımını sistemli bir hâle getirerek belli bir programa bağlamıştır. Ayrıca başka bazı yayın organlarında Türkçüler, yeni lisan ve millî edebiyat davalarını başlatarak Türkçenin Arapça ve Farsça tamlamalardan ve bu dillere ait dilbilgisi kurallarından arındırılması; ancak yerleşmiş olanların bırakılması ve halkın konuşma dilininin esas alınması, konuşma diliyle yazı dilinin birleştirilmesi fikrini öne sürerek bu anlayışa uygun edebî ürünler vermişlerdir.

Bu anlayışın kuramda ve uygulamadaki öncüleri Ali Canip Yöntem (1887-1967), onun yanında yer alan Ömer Seyfettin (1884-1920) ve Ziya Gökalp (1876-1924) gibi yazar ve sanatçılardır. Bu hareketin ilmî yönünü Ziya Gökalp, sanat ve estetik yönünü Ömer Seyfettin, eleştiri yönünü de Ali Canip temsil ediyordu. Böylece dilde halkın konuşma dili, vezinde hece, içerikte millî konuları esas alan bir Millî Edebiyat Akımı doğmuştur.