Bölüm anahatları
-
Vefeyât el-A'yân
İbn Hallikân’ın günümüze ulaşan tek eseri Vefeyâtü’l-aʿyân ve enbâʾü ebnâʾi’z-zamân mimmâ s̱ebete bi’n-naḳl evi’s-semâʿ ev es̱betehü’l-ʿayân’dır. Kahire’de 654-672 (1256-1273) yılları arasında yazılan esere İbn Hallikân’ın, yazımını 22 Cemâziyelevvel 672 (4 Aralık 1273) tarihinde bitirdikten sonra da 680 (1281) yılına kadar ilâvelerde bulunduğu bilinmektedir. Eser, İslâm’ın başlangıcından itibaren kaleme alındığı döneme kadar yaşayan, herhangi bir alanda şöhrete kavuşmuş kadın ve erkek 800’den fazla kişinin biyografisini içerir. Sultanlar, emîrler, vezirler, eşraf, nahiv, lugat ve kıraat âlimleri, müfessirler, muhaddisler, kelâmcılar, çeşitli mezheplere mensup müctehidler, fakihler, kadılar, zâhidler, mutasavvıflar, mühendisler, filozoflar, astronomlar, astrologlar, tabipler, edip ve şairler, tarihçiler, coğrafyacılar, nesep âlimleri ve mûsikişinaslardan oluşan bu kişilerin hayat hikâyelerini eserleri, yaptıkları iyi işler ve ölüm tarihleriyle birlikte verir. Şahısların alfabetik sıraya göre ele alındığı esere birkaçı hariç ashap, tâbiîn ve halifeler dahil edilmemiştir. Kitap İslâm tarihinde kendi alanındaki en eski örnek sayılmaktadır. Çünkü daha önce yazılan biyografiler yalnız sahâbe, tâbiîn, müfessirler, fakihler, şairler, nahivciler, Şâfiîler, Hanbelîler yahut bir bölge veya şehre mensup kişiler gibi muayyen gruplara (tabakat) tahsis ediliyor, ayrıca asırlar esas tutularak düzenleniyordu.
İbn Hallikân, Vefeyâtü’l-aʿyân’ı kaleme alırken tam adından da anlaşıldığı üzere daha önce yazılmış eserlerden, hocalarından ve kendi gözlemlerinden faydalanmıştır. Müellifin eserinde sadece ölüm tarihi kesin biçimde bilinen kişilere yer verdiği, çoğununki belli olmadığı için doğum tarihleri üzerinde fazla durmayıp yalnız bildikleriyle yetindiği, bu arada daha önceki eserlerde yanlış yazılmış bazı kelime ve isimlerin doğrularını tesbit ettiği görülür. Biyografileri verilen kişilerin yaşadıkları bölge ve dönemlerin geleneklerinden, sosyal hayatlarından da bahsettiği için eser yazıldığı tarihten itibaren büyük ilgiyle karşılanmıştır. Özellikle tarih, edebiyat, dil ve sosyoloji alanlarında araştırma yapmak isteyenlerin mutlaka başvurmaları gereken bir kaynak niteliğindedir.https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-hallikan
Nuzhetu'l-Elibbâ'
Tam adı Nüzhetü’l-elibbâʾ fî ṭabaḳāti’l-üdebâʾdır. Yâkūt el-Hamevî eserin ismini Nüzhetü’l-elibbâʾ fî aḫbâri’l-üdebâʾ, İbn Hallikân Ṭabaḳātü’l-üdebâʾ, Yâfiî Menâḳıbü’l-üdebâʾ ve Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr Ṭabaḳātü’n-nüḥât şeklinde kaydetmiştir. Kitap edebiyat ilmi ve sanatının önde gelen şahsiyetlerinin yer aldığı, nahiv ilminin doğuşuyla ilgili olarak Hz. Ali ile Ebü’l-Esved ed-Düelî arasında geçtiği rivayet edilen diyalogun bulunduğu bir girişle başlar. Eserde Ebü’l-Esved ed-Düelî’den itibaren müellifin hocası İbnü’ş-Şecerî’ye kadar (ö. 542/1148) 181 âlimin biyografisi vefat tarihlerine göre sıralanmıştır. Edebiyat ilimlerinin sekiz daldan oluştuğunu belirten müellif nahiv, lugat, sarf, aruz, kafiye, şiir, ahbâr ve ensâb diye sıraladığı bu dallara kendisinin nahivde cedel ve nahiv usûlünü ilâve ettiğini belirtir (s. 89). Nüzhetü’l-elibbâʾda bütün bu dallarda meşhur olmuş şahsiyetler zikredilmekle birlikte müellifin kendisinin de mensup olduğu Basra okulu âlimleri hakkında daha çok bilgi verilmiştir.
Eserde âlimlerin isimleri, künyeleri, nisbeleri, haklarındaki önemli haberler, hocaları, mensup oldukları nahiv okulları, öğrencileri, eserleri, vefat yeri ve tarihleri hakkında bilgi yer alır. Bunun yanında nâdiren Basra ve Kûfe nahiv mektepleri arasındaki tartışmalara, âlimlerin devlet adamlarıyla ilişkilerine, onların dinî ve ahlâkî kişiliklerine, nahiv, belâgat ve kıraat problemlerine de temas edildiği görülür. Enbârî daha önce Ebü’t-Tayyib el-Lugavî, Ebû Saîd es-Sîrâfî, Ebû Bekir ez-Zübeydî ve Hatîb el-Bağdâdî’nin eserlerinde karşılaşılan rivayetlerin isnad zincirlerine yer vermemiş, ilk râvinin ismini zikretmekle yetinmiştir. Müellif kitabının sonunda kendisinin nahiv ilmini aldığı âlimler silsilesini Hz. Ali’ye kadar zikretmektedir.
Enbârî, eserinin kaynaklarından söz etmemekle birlikte Ebü’t-Tayyib el-Lugavî’nin Merâtibü’n-naḥviyyîn, Ebû Saîd es-Sîrâfî’nin Aḫbârü’n-naḥviyyîn el-Baṣriyyîn, Ebû Bekir ez-Zübeydî’nin Ṭabaḳātü’n-naḥviyyîn ve’l-luġaviyyîn ve Hatîb el-Bağdâdî’nin Târîḫu Baġdâd’ı gibi önceki tabakat ve tarih kitaplarından istifade etmiş olmalıdır. Enbârî’nin yaşadığı dönemdeki ulemâ hakkında ilk elden kaynak özelliği taşıyan Nüzhetü’l-elibbâʾ, Yâkūt el-Hamevî’nin Muʿcemü’l-üdebâʾının kaynakları arasındadır.https://islamansiklopedisi.org.tr/nuzhetul-elibba
Mu'cemu'ş-şu'arâ' (Merzubânî)
Kitapta Câhiliye devrinden başlayarak yazarın kendi zamanına kadar Arap şairlerinin biyografileri alfabetik sıraya göre ele alınmıştır. Müellif, tesbit edebildiği kadar çok sayıda şahsiyete eserinde yer vermeyi amaçladığından meşhur olan ve olmayan yaklaşık 5000 şairden söz etmiştir. Şairleri Câhiliye devri, İslâmî dönem, Emevî ve Abbâsî devirleri şeklinde gruplandırarak kaydeden müellif her şairin ismini, nisbe ve künyesini zikrettikten sonra biyografisiyle ilgili kısa bilgiler aktarmakta; bazı haber, anekdot ve hikâyelerle şiirlerinden örneklere yer vermektedir. Eserde şiirlerin gerçek sahiplerinin belirlenmesinde özel bir titizlik gösterilmiştir. Eserin ayn harfinden yâ harfine kadar olan ve ancak beşte birini teşkil eden kısmı zamanımıza ulaşabilmiştir. Bu harfler arasında gayn, nûn ve vav mevcut olmadığı gibi ayn ve lâm harflerinde de eksiklikler bulunmaktadır. Kitabın kaynakları arasında müellifin hocası Ebû Bekir es-Sûlî’nin eserleriyle Mufaddal ed-Dabbî’nin el-Mufaḍḍaliyyât’ı, Ebû Temmâm’ın el-Ḥamâse’si, Ebû Abdullah İbnü’l-Cerrâh’ın Men sümmiye mine’ş-şuʿarâʾi ʿAmren adlı kitabı, İbnü’l-Kelbî, Ebû Saîd es-Sükkerî, Müberred, Sa‘leb ve İbn Düreyd’in mizahla ilgili eserleri bulunmaktadır. Öte yandan İbn Hacer’in el-İṣâbe’si başta olmak üzere İbn Asâkir’in Târîḫu Medîneti Dımaşḳ’ında, Yâkūt’un Muʿcemü’l-üdebâʾında, İbn Şâkir el-Kütübî’nin ʿUyûnü’t-tevârîḫ ile Fevâtü’l-Vefeyât’ında, İbn Hallikân’ın Vefeyâtü’l-aʿyân’ında, yine İbn Hacer’in Tehẕîbü’t-Tehẕîb’i ile Lisânü’l-Mîzân’ında Muʿcemü’ş-şuʿarâʾdan bol miktarda nakillerin yapıldığı görülür.
https://islamansiklopedisi.org.tr/mucemus-suara
Tezkiretu'l-Huffâz (Zehebî)
Ṭabaḳātü’l-ḥuffâẓ adıyla da bilinir; hadis hâfızlarıyla ilgili olarak kaleme alınan kitapların en meşhurudur. Zehebî bu eserini, Endülüslü âlim Ebü’l-Velîd İbnü’d-Debbâğ’ın Ṭabaḳātü’l-ḥuffâẓ min ehli’l-ḥadîs̱, Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî’nin Ẕikru kibâri’l-ḥuffâẓ ve özellikle Ali b. Mufaddal’ın Erbaʿûn fî ṭabaḳāti’l-ḥuffâẓ adlı eserlerini inceledikten sonra telif etmiştir (Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XXII, 67). Onun hadis ilmine yeni başlayan talebeler için hazırladığı, yirmi yedi tabakadan 2424 hadis hâfızının adlarını kaydettiği el-Muʿîn fî ṭabaḳāti’l-muḥaddis̱în isimli bir eseri daha vardır (Amman 1404).
Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ’da hadis ilminde otorite olan âlimlerle cerh ve ta‘dîl konusunda görüşlerine değer verilen 1176 kişinin biyografisi bulunmaktadır. Bu kişiler, sahâbe tabakasından müellifin hocalarına kadar yirmi bir tabaka halinde tasnif edilmiştir. Birinci tabakada Hz. Ebû Bekir’den itibaren yirmi üç sahâbînin, ikinci tabakada tâbiîn büyüklerinden kırk bir kişinin biyografisine yer verilmiştir. Tâbiînin orta yaşlılarına ayrılan üçüncü tabaka Hasan-ı Basrî ile başlamakta, yirmi dokuz kişinin biyografisini içermektedir. Dördüncü tabakada tâbiînden en son vefat edenler ve büyük hadis hâfızları ele alınmış olup elli yedi biyografiyi ihtiva etmektedir. Zehebî bu tabakalarda yer alan bütün hadis hâfızlarını zikretmemiş ve eserini bunlardan ileri gelen 100 kişiyi almıştır (Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ, I, 241). Abdülmü’min b. Halef ed-Dimyâtî’den (ö. 705/1306) sonra biyografilerini yazdığı kişiler kendi hocalarıdır. Eserde son olarak müellifin hocası ve arkadaşı Yûsuf b. Abdurrahman el-Mizzî (ö. 742/1341) kaydedilmektedir.
Kitapta tam bir kronoloji gözetilmediği için isimlerin hangi sisteme göre sıralandığını tesbit etmek zordur. Zehebî hadis hâfızlarını tanıtırken isimlerini ve künyelerini tam olarak zikretmekte, hocalarını ve talebelerini anmaktadır. Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ’da şahısların kişisel özelliklerine değinilmekte, bilhassa rivayet konusundaki tutumları değerlendirilmekte, hadis ilmine olan katkılarından söz edilip rivayetlerinden örnekler verilmekte, bazı rivayetlerinin sahih olmadığı gösterilmektedir. Biyografi sahibinden kimlerin rivayette bulunduğu, varsa eserleri ve şiirleri nakledilmektedir. Bazan tarihî olaylara temas edilerek tahliller ve tenkitler yapılmaktadır. Kişilerin faziletlerine dair nakledilen rivayetler sened bakımından eleştirilmekte, bizzat müellifin yer aldığı isnadlarla haberler aktarılmaktadır. Bazı kişilerin çevresinde oluşan ekoller belirtilmekte, bu kişilerin âlim, fakih, hâfız, imam, şeyhülislâm, mukrî, kadı, âbid ve zâhid gibi sıfatlarına özellikle işaret edilmektedir.Ṭabaḳātü’l-eṭıbbâʾ ve’l-ḥükemâ (İbn Culcul)
Bazı kaynaklar adını Aḫbârü’l-eṭıbbâʾ şeklinde kaydetmekteyse de kitabın ilmî neşrini gerçekleştiren Fuâd Seyyid (Kahire 1955; Beyrut 1405/1985), o dönemdeki kaynaklarda yer alan ifadelerden hareketle eseri Ṭabaḳātü’l-eṭıbbâʾ ve’l-ḥükemâʾ adı altında yayımlamıştır. İbnü’l-Ebbâr’ın verdiği bilgiye göre 377’de (987) yazılan eserde farklı dönemlerde yaşamış çeşitli milletlerden ünlü bilgin ve filozoflar dokuz tabaka halinde incelenmiştir. Birinci tabakada önce, tabiat felsefesinden ve yüce hikmetten söz eden Hermes, genellikle İslâm düşünce tarihinde görüldüğü gibi İran, Bâbil ve Mısır kültürlerindeki üç ayrı hüviyetiyle tanıtılmakta, ardından onun öğrencisi diye bilinen Asclepius ile Grek-Roma dünyasında tıp üzerine ilk çalışmaları yaptığı ileri sürülen Apollon hakkında bilgi aktarılmaktadır. İkinci tabakada eski Yunanistan ve Roma’da daha çok tıp ve felsefe alanında isim yapmış kişilerden Hipokrat, Dioskorides, Eflâtun, Aristo, Sokrat ve Demokritos’a; üçüncü tabakada Büyük İskender’den sonra Yunanistan’da üne kavuşan Batlamyus, Cato ve Öklid’e; dördüncü tabakada Roma döneminde ortaya çıkan Yunanlı hekim-filozoflardan Câlînûs’a; beşinci tabakada İskenderiye felsefe okulundan (III-VI. yüzyıl) Nicolaus’a; altıncı tabakada Hz. Peygamber döneminde yaşayan Arap asıllı tabiplerden Hâris b. Kelede, İbn Ebû Rimse ve İbn Ebhur ile Arap olmayan Mâserceveyh’e; yedinci tabakada müslüman ve gayri müslim hekim-filozoflardan Buhtîşû‘, Cibrâîl b. Buhtîşû‘, Yuhannâ b. Mâseveyh, Yuhannâ b. Bıtrîḳ, Huneyn b. İshak, Ebû Yûsuf Ya‘kūb b. İshak el-Kindî, Sâbit b. Kurre, Kustâ b. Lûkā, Ebû Bekir er-Râzî, Sâbit b. Sinân b. Kurre ve İbn Vasîf es-Sâbiî’ye; sekizinci tabakada İshak b. İmrân, İshak b. Süleyman el-İsrâîlî, Ebû Ca‘fer el-Kayrevânî gibi Mağrib kökenli; dokuzuncu tabakada Hamdûn b. Ebbâ, Cevâd en-Nasrânî, (Yûnus) el-Harrânî, Hâlid b. Yezîd b. Rûmân en-Nasrânî, İbn Melûke en-Nasrânî, İmrân b. Ebû Ömer, Muhammed b. Feth, Yahyâ b. İshak, Ebû Bekir Süleyman b. Bâce, İbn Ümmü’l-Benîn ve Saîd b. Abdürabbih gibi Endülüslü filozof ve tabiplere yer verilmiştir. İbn Cülcül’ün daha çok Endülüslü âlimler hakkında verdiği orijinal bilgilerle temayüz ettiği görülür. Nitekim kitabına aldığı toplam elli yedi kişiden yirmi ikisi Mağrib ve Endülüslüdür. Eser daha sonra gelen düşünce ve bilim tarihçileri için, özellikle İbnü’l-Kıftî, İbn Ebû Usaybia ve Kādî Sâid için başlıca kaynaklardan birini teşkil eder. İbn Cülcül’ün kaynakları arasında İshak b. Huneyn’in Târîḫu’l-eṭıbbâʾ ve’l-ḥükemâʾ adlı eseriyle Huneyn b. İshak’ın Nevâdirü’l-felâsife’si, ayrıca Orosius, Heron ve Sevillalı (İşbîliye) Isidorus gibi Batılı müelliflerin eserleri bulunmaktadır; dolayısıyla İbn Cülcül, Latin kaynaklarını kullanan ilk müslüman müellif olarak tanınır. Juan Vernet, Ṭabaḳātü’l-eṭıbbâʾı tanıtmak üzere kaleme aldığı bir çalışmasında eserin son bölümünü İspanyolca’ya çevirerek yayımlamış (bk. bibl.), E. Llavero Ruiz ise 1979 yılında Granada Üniversitesi’nde hazırladığı tezinde eserin bütününü giriş ve notlar ilâvesiyle yine aynı dile aktarmıştır (Tabaqāt d-atibbāʾ wa-l-hukamāʾ: Generaciones de médicos y sabios). 2. Tefsîru esmâʾi’l-edviyeti’l-müfrede min Kitâbi Diyüsḳūrîdis. 372 (982) yılında yazılan eserin sadece bir bölümü günümüze ulaşmıştır (Madrid, Biblioteca Nacional, nr. 233; Bankipûr, Oriental Public Library, nr. 2189; Tahran, Meclis Ktp., nr. 1538, 1545). Eserden Ahmed b. Muhammed el-Gāfikī ve İbnü’l-Baytâr bazı alıntılar yapmış, İbn Ebû Usaybia da Dioskorides’in İslâm dünyasında el-Edviyetü’l-müfrede adıyla bilinen kitabı (Materia Medica) münasebetiyle mukaddimesinin önemli bir bölümünü nakletmiştir (ʿUyûnü’l-enbâʾ, s. 493-494). Burada müellif, İstifân (Stephan) b. Bâsîl tarafından Bağdat’ta Kitâbü’l-Ḥaşâʾiş adı altında Grekçe’den Arapça’ya çevrilmiş olan Dioskorides’in diğer bir kitabının Endülüs’e nasıl intikal ettiğini anlatmaktadır. Eser, Ildefonso Garijo Galán tarafından Cordoba Üniversitesi’nde tez olarak İspanyolca tercümesiyle birlikte neşre hazırlanmışsa da (Libro de la explicación de los nómbres de les medicamentos simples tomados del libro de Dioscórides de Abū Dāwūd Sulaymān b. Hassān Ibn Yulyul) henüz yayımlanmamıştır. 3. Maḳāle fî ẕikri’l-edviyeti’lletî lem-yeẕkürhâ Diyüsḳūrîdis fî kitâbih (İbn Ebû Usaybia, s. 495; Safedî, XII, 87). Günümüze ulaşmamış olan bu kitabın, Oxford’da (Bodleiana, nr. 573) bulunan bir mecmuada İbn Cülcül’e ait el-İstidrâk ʿalâ Kitâbü’l-Ḥaşâʾiş li-Diyüsḳūrîdis adlı eserle aynı olması muhtemeldir (bu risâlenin bir nüshası için bk. Nuruosmaniye Ktp., nr. 3589). 4. Maḳāle fî edviyeti’t-tiryâḳ. Bir nüshası yukarıda sözü edilen Oxford’daki mecmuanın içinde olup panzehirler ve ağrı kesici ilâçlar hakkındadır. Ildefonso Garijo tarafından İspanyolca tercümesiyle birlikte yayımlanmıştır (Tratado sobre los medicamentos de la Triaca, Córdoba 1992). 5. et-Tebyîn fîmâ ġalata fîhi baʿżü’l-müteṭabbibîn
