Bölüm anahatları

  • el-MÜZHİR

    Tam adı el-Müzhir fî ʿulûmi’l-luġa olup Arap sözlük bilimi ve metodolojisiyle Arap lengüistiği ve fıkhü’l-luga konusunda kapsamlı ve derli toplu ilk eserdir. Ayrıca lugavî malzemenin rivayeti ve eleştirisi hususunda hadis âlimlerinin usulünü ve terminolojisini teorik ve pratik düzlemde uygulayan ilk teliftir. Süyûtî’den önce bazı âlimlerin bu sahadaki çalışmaları sınırlı ve dağınıktır. İbn Cinnî el-Ḫaṣâʾiṣ’inde münferit rivayetler, lugatçılarla râvilerin galatları, lugat râvilerinde sıdk, adalet ve sikalık şartlarına dair bazı esaslar, Kemâleddin el-Enbârî de Lümaʿu’l-edille fî uṣûli’n-naḥv’inde lugatta mütevâtir ve âhâd rivayetlerle bunların şartları, mürsel ve meçhul rivayetler, çelişen rivayetler arasında tercih ve lugat rivayetinde icâze meseleleri hakkında bazı bilgiler vermiştir. el-Müzhir’de ise lugat rivayeti ve eleştirisi konusunda zengin örneklerle birlikte gelişmiş bir metodoloji ilk defa ortaya konulmuştur. Süyûtî önsözünde bir giriş mahiyetinde olmak üzere İbn Fâris’in eṣ-Ṣâḥibî fî fıḳhi’l-luġa’sının mukaddimesini aynen aktarmıştır. Burada dilin tanımı ve doğuşuyla ilgili görüşlerin irdelendiği kategorilerin kapsamı anlatılmıştır.

    Elli bölümden (nevi) oluşan eserde sekiz bölüm isnad (I, 7-183), on üç bölüm lafız (I, 184-321), on üç bölüm mâna (I, 321-485), beş bölüm yapıları veya anlamları incelik taşıyan kelimeler (letâif, mülah, I, 486-638), bir bölüm çeşitli isim ve fiil kalıpları, isimlerin müfred-tesniye-cemi‘, müzekker-müennes şekilleri bakımından özellik taşıyan muhtelif kalıpları, benzer durumların fiillerdeki kullanılışı (eşbâh ve nezâir, II, 3-301), sekiz bölüm sözlük bilimiyle meşgul olacak kişinin göz önünde bulunduracağı ilkelerle bilmesi gereken hususlar (II, 302-468), bir bölüm Araplar’da şiirin başlangıcı, meşhur şairler (II, 469-494), bir bölüm de Araplar’ın galatlarıyla ilgili meselelere (II, 494-505) ayrılmıştır. Eser erkek, kadın, çocuk, köle ve câriye olmak üzere fasih konuşan Araplar’ın anlamlı cümlelerinden oluşan bir kısımla sona ermektedir.

    Büyük çapta derleme ürünü olan el-Müzhir’de kadim sözlükler, fıkhü’l-luga, emâlî ve nevâdir türü eserler, çoğu tek konuya dair sözlük risâleleri, fıkıh usulü kitaplarının delillerin doğuşu nazariyeleri ve mânayla ilgili kısımları, tarih, tabakat, şiir ve ahbâr, ayrıca nahiv eserlerinden nakiller yapılmıştır (geniş bilgi için bk. Mustafa Muhammed eş-Şek‘a, s. 167-209). Süyûtî bu tür eserlerden konuyla ilgili bilgileri toplamış, titiz bir ayıklamaya tâbi tutarak dikkatle eserine yerleştirmiştir. Onun gerekli bilgileri seçip yerleştirmede gösterdiği üstün başarı bu konudaki engin tecrübesini göstermektedir. Ayrıca bölümlerin baş ve son kısımlarında ilâve, görüş ve eleştirilerine de rastlanmaktadır (a.g.e., s. 208). Eserin orijinal yanlarından biri de çoğu zamanımıza ulaşmamış, yalnız Süyûtî’nin yaptığı alıntılarla tanınan 173 kaynaktan nakillere yer verilmiş olmasıdır. Nakiller genellikle aynen alınmakla birlikte özetlemeler de yapılmış, fakat bunların bir kısmında maksat anlaşılmaz hale gelmiştir (el-Müzhir, neşredenlerin girişi, s. b).

    Nasr el-Hûrînî’nin tashihiyle yayımlanan eserin (Bulak 1282) daha sonra çok sayıda baskısı ve ilmî neşri gerçekleştirilmiştir (Kahire 1883, 1325; nşr. E. Gilson, Beyrut, ts.; nşr. Muhammed Hasan Zenâtî, Kahire 1325/1907; nşr. M. Ahmed Câdelmevlâ Bek – Ali Muhammed el-Bicâvî – Muhammed Ebü’l-Fazl İbrâhim, Kahire 1364, 1382/1962, 1387/1967; I-II, Beyrut 1408/1987). 


    el-Muḳaddimetü’l-Âcurrûmiyye

    Müellifin hac münasebetiyle Mekke’de bulunduğu sırada yazdığı rivayet edilen eser bir nahiv kitabı olup isim ve fiillerin tasrifleri ve i‘rabı ile harflerin i‘rabı üzerine özlü bilgiler ihtiva etmektedir. Eser, yöntemi ve ana kuralları çok sade bir dille ifade etmesi gibi sebeplerden dolayı İslâm dünyasında ve XVI. yüzyıldan itibaren Avrupa’da tanınarak çok rağbet görmüş, belli başlı Batı dillerine tercüme edilmiş ve birçok defa basılmıştır. el-Âcurrûmiyye’nin, Ebü’l-Kāsım ez-Zeccâcî’nin (ö. 337/949) el-Cümelü’l-kübrâ’sının bir muhtasarı olduğu söyleniyorsa da (İA, V/2, s. 696) tarif ve tertiplerinin karşılaştırılmasından bu iddianın doğru olmadığı anlaşılmaktadır. el-Âcurrûmiyye ilk defa Roma’da basılmış (1592), daha sonra Latince tercümesiyle birlikte Pierre Kirsten tarafından Breslau’da (1610), R. P. Thomas Obicini tarafından Latince tercümesi ve şerhiyle birlikte yine Roma’da (1631) yayımlanmıştır. Eser ayrıca birçok defa basılmıştır (Leiden 1617; Bulak 1239, 1252; Beyrut 1841, 1859, 1896, 1415/1995; Cezayir [nşr. Bresnier] 1846; Viyana [nşr. G. Kanyurszky, Macarca şerhiyle birlikte] 1887; İstanbul 1315; Kahire 1298, 1333, 1344; Necef [nşr. Ahmed Habîb el-Kasîr el-Âmilî] 1962; Hindistan 1853; Münih 1876; Kudüs 1876; Dımaşk 1301, 1376/1957; Mekke 1314; Fas 1345; Erzurum [nşr. M. Sadi Çöğenli - Kenan Demirayak] 1997).

    el-Âcurrûmiyye’ye altmış civarında şerh yazılmış olup eseri şerheden belli başlı âlimler şunlardır: Ebû Zeyd Abdurrahman b. Ali el-Mekkûdî (Tunus 1292; Kahire 1304, 1309, 1345); Hâlid b. Abdullah el-Ezherî (Amsterdam 1756; Bulak 1251-1290 arasında altı baskı; Kahire 1262-1319 arasında altı baskı; Fas 1315); Hasan b. Ali el-Kefrâvî (Bulak 1242; Kahire 1280 vd. ondan fazla baskısı yapılmıştır); Ahmed b. Zeynî Dahlân (Kahire 1297-1344 arasında on baskı; Mekke 1305, 1314; Medine 1304); Abdullah b. Fâzıl el-Aşmâvî (Şerḥu’l-ʿAşmâvî, Bulak 1287; Kahire 1291); Hâşim b. Şehhât eş-Şerkāvî (Şerḥu’ş-Şerḳāvî, Kahire 1326); Ebü’l-Abbas Ahmed b. Ahmed es-Sûdânî (Şerḥu’s-Sûdânî, Fas, ts.). Bunlardan Ezherî şerhinin beş, Kefrâvî şerhinin basılmış dört hâşiyesi vardır (İbn Âcurrûm, neşredenlerin girişi, s. III, VIII; Brockelmann, GAL, II, 308-310; Suppl., II, 332-335; Abdullah Kennûn, Mevsûʿatü meşâhîri ricâli’l-Maġrib, II, 21-22; Ömer Ferruh, VI, 397-399). Eser çağdaş âlimlerden Mustafa es-Sekkā (Şerḥu’l-Âcurrûmiyye, Kahire 1979), Muhammed Abdülmün‘im Hafâcî (Tehẕîbü’l-Âcurrûmiyye fî ʿilmi ḳavâʿidi’l-ʿArabiyye, Kahire 1371/1951) ve Muhammed Muhyiddin Abdülhamîd (et-Tuḥfetü’s-seniyye bi-şerḥi’l-Muḳaddimeti’l-Âcurrûmiyye, Kahire 1353) tarafından da şerhedilmiştir.


    MAKSÛR ve MEMDÛD

    المقصور والممدود

    Sonunda maksûr ve memdûd elif bulunan Arapça kelimelere dair eserlerin ortak adı.


    Arapça’da kelimenin sonunda bulunan ve önü fetha olan elife “maksûr elif”, bu harf ile biten isim ve sıfatlara da “maksûr isimler” adı verilir. Maksûr elif ya uzatan elif ya da önü fetha olan yâ şeklinde yazılır. Maksûr elifin bazan uzun elif, bazan da yâ şeklinde yazılması belli kurallara bağlıdır. Kelime sonundaki elif-hemzeye (اء) “memdûd elif”, böyle isim ve sıfatlara da “memdûd isimler” denir.

    Lugat ve gramer âlimleri ilk devirlerden itibaren maksûr ve memdûd isimlerle sıfatların müennes veya müzekker, münsarif veya gayri münsarif olduklarının belirlenmesi, tesniye ve cemi hallerinde eliflerin dönüşüme uğraması yahut aynen kalması üzerinde durmuşlar, bu konular ve elifin az veya çok uzatılmasına göre şekillenmesinden ortaya çıkan zorluklar üzerine “el-maksûr ve’l-memdûd” vb. adlar taşıyan risâleler kaleme almışlardır. Bu risâlelerde ayrıca kelimelerin anlam ve kullanım özellikleriyle kullanım kuralları incelenmiştir.

    Bu tür kelimelerin bir araya toplanıp açıklandığı risâleler, II. (VIII.) yüzyılda telifine başlanan konu sözlüklerinin de bir bölümünü oluşturmuştur. Bir kısmı alfabetik olarak, bir kısmı da ilk harfinin mahrecine göre tertip edilen ve İbn Düreyd’in el-Maḳṣûre’si ile İbn Mâlik et-Tâî’nin eseri dışında diğerleri mensur olan bu risâlelerin müellifleri arasında Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ, Asmaî, Kāsım b. Sellâm, İbnü’s-Sikkît, Ebû Hâtim es-Sicistânî, Müberred, Mufaddal b. Seleme, Zeccâc, İbn Keysân, Muhammed b. Cerîr et-Taberî, İbn Düreyd, Muhammed b. Osman el-Ca‘d, Niftaveyh, Ahmed b. Vellâd, Ebû Ali el-Kālî, Ebû Ali el-Fârisî, İbnü’l-Kûtıyye, İbn Hâleveyh, İbn Dürüsteveyh, İbn Cinnî, İbn Sîde, Ahmed b. Muhammed el-Hazzâz, Ebü’l-Muzaffer İbn Hübeyre, Ebû Bekir İbnü’l-Enbârî, Kemâleddin el-Enbârî ve İbn Mâlik et-Tâî’nin adı zikredilebilir. İbn Düreyd’in el-Maḳṣûre’si İstanbul (1300), Kahire (1324) ve Dımaşk’ta (1928) şerhiyle birlikte basılmış, Mehdî Ubeyd Câsim tarafından ilmî neşri gerçekleştirilmiş (el-Mevrid, XIII/1, Bağdad 1984, s. 183-200, İbn Hişâm el-Lahmî şerhiyle birlikte), üzerine birçok şerh yazılmıştır (Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1807-1808). Bunlardan Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ (nşr. Abdülilâh Nebhân - M. Hayr el-Bikāî, Dımaşk 1983), Ahmed b. Vellâd (nşr. Brûnleh, Leiden 1900; Kahire 1326/1928), Niftaveyh (nşr. Hasan Şâzelî Ferhûd, Kahire 1980), İbnü’l-Enbârî (nşr. Atıyye Âmir, Beyrut 1962) ve İbn Mâlik’in (nşr. Şinkītî, Kahire 1329) risâleleri zikredilebilir.

    https://islamansiklopedisi.org.tr/maksur-ve-memdud


    el-Cümel

    “el-Cümel” adıyla eser yazan dil âlimlerinin çalışmalarına bu adı vermeleri, Halîl b. Ahmed’in (ö. 175/791) kendi eseri olan el-Cümel’e yazdığı mukaddimeden de anlaşılacağı gibi, bu kitapların Arapça’nın gramerine dair başlıca konuları ihtiva etmesinden kaynaklanmaktadır. Zeccâcî de geleneğe uyarak sarf, nahiv, esvât (i‘lâl, idgam ve imlâ meseleleri), zarûrât-ı şi‘riyye ve edatlarla ilgili 142 (veya 145) babdan oluşan bu en meşhur eserine el-Cümelü’l-kübrâ adını vermiştir. Muhtemelen hayatının son yıllarında Mekke’de, her bab bitiminde Kâbe’yi tavaf ederek ve eserinin faydalı olması için Allah’a niyazda bulunarak sade bir dille yazdığı eserinde müellif Kur’ân-ı Kerîm, şiir ve emsâlden bol miktarda örnekler verir. Konu ile ilgili çeşitli görüşleri verdikten sonra bunların bir değerlendirmesini yapar ve sonuçta yeni kurallar çıkarmayı başarır. Böylece kitaptan her seviyede okuyucunun faydalanmasını sağlamaya çalışır.

    Eserini “el-kübrâ” diye nitelendirmesinin sebebi, ele aldığı konuları çok ayrıntılı bir şekilde işlemesi olmalıdır. Bazılarının zannettiği gibi onun bir de el-Cümelü’ṣ-ṣuġrâ adlı eseri yoktur. Nitekim kaynaklarda bu eserin şerhleri, Şerḥu’l-Cümel, ʿAvnü’l-Cümel gibi adlarla geçmekte olup bunlarda “kübrâ” ve “suğrâ” sıfatları bulunmamaktadır. Esere Kitâbü’l-Cümeli’l-meşhûr, Zeccâcî’ye de “Sâhibü’l-Cümel” denmesi, kitabın müellifinden çok tanındığını göstermektedir. İbnü’l-Kıftî Mısır, Mağrib, Hicaz, Yemen ve Suriye’de İbn Cinnî’nin el-Lümaʿ ve Ebû Ali el-Fârisî’nin el-Îżâḥ adlı eserleri ortaya çıkmadan önce el-Cümel’in çok rağbet gördüğünü kaydeder. Ancak adı geçen iki eserden sonra el-Cümel’e gösterilen rağbetin giderek azaldığı şeklindeki kanaat de pek isabetli görülmemektedir. el-Cümel şerhlerinin hemen hemen tamamının bu iki eserden sonra yazılmış olması da onun önem ve şöhretinin VIII. (XIV.) yüzyıla kadar devam ettiğini göstermektedir.

    İlk defa Muhammed b. Ebû Şeneb tarafından el-Cümel (Cezayir 1926; Paris 1957), ikinci defa Ali Tevfik el-Hamed tarafından Kitâbü’l-Cümel fi’n-naḥv (İrbid 1402/1982; 4. bs. 1408/1988) adıyla yayımlanan eser birçok nahiv âlimi tarafından şerhedilmiştir. Brockelmann, bir kısmı Keşfü’ẓ-ẓunûn’da zikredilmeyen on yedi şerhin adını vermekte, bazı müellifler ise Mağrib’de yazılan şerhlerinin sayısının 120 olduğunu kaydetmektedir (Yâfiî, II, 332; İbnü’l-İmâd, II, 357). Ancak eseri son olarak neşreden Ali Tevfik el-Hamed, 120 rakamının mübalağalı olduğunu söyleyerek kırk bir şerhin şârihleriyle birlikte adını vermekte, ayrıca eserde geçen beyitlerle diğer şâhidler için yazılan on sekiz şerhi zikretmektedir (el-Cümel, nâşirin mukaddimesi, s. 25-33).

    Batalyevsî’nin (ö. 521/1127) Iṣlâḥu’l-ḫaleli’l-vâḳıʿ fi’l-Cümel adlı eseri el-Cümel’in en güzel şerhlerinden biridir. Batalyevsî, el-Cümel’deki beyitleri açıklamakta ve yanlış bulduğu hususları tashih etmektedir. Hamza Abdullah en-Neşretî tarafından yayımlanan (Riyad 1980) bu eserden başka Batalyevsî’nin el-Cümel üzerinde el-Ḥulel fî şerḥi ebyâti’l-Cümel adıyla bir başka çalışması da mevcuttur.

    Zeccâcî’den başka el-Cümel adıyla nahve dair eser yazan beş dil âlimi daha vardır. Bunlardan ikisi Zeccâcî’den önce yaşayan Halîl b. Ahmed ile İbnü’s-Serrâc (ö. 316/928), diğerleri ise Zeccâcî’den sonra yaşayan İbn Hâleveyh (ö. 370/980), Abdülkāhir el-Cürcânî (ö. 471/1078-79) ve İbn Hişâm el-Endelüsî’dir (ö. 570/1174-75).


    BİBLİYOGRAFYA

    Ebü’l-Kāsım ez-Zeccâcî, el-Cümel fi’n-naḥv (nşr. Ali Tevfîk el-Hamed), İrbid 1408/1988, ayrıca nâşirin mukaddimesi, s. 18-54.

    a.mlf., Emâlî (nşr. Abdüsselâm M. Hârûn), Kahire 1382, nâşirin mukaddimesi, s. 9-13.

    a.mlf., el-Îżâḥ fî ʿileli’n-naḥv (nşr. Mâzin el-Mübârek), Beyrut 1406/1986, nâşirin mukaddimesi, s. 3-4.

    Halîl b. Ahmed, el-Cümel fi’n-naḥv (nşr. Fahreddin Kabâve), Beyrut 1985, s. 33.

    İbnü’l-Enbârî, Nüzhetü’l-elibbâʾ (nşr. Muhammed Ebü’l-Fazl), Kahire 1966, s. 306.

    İbnü’l-Kıftî, İnbâhü’r-ruvât, II, 160-161.

    İbn Hallikân, Vefeyât, III, 136.

    Yâfiî, Mirʾâtü’l-cenân, Haydarâbâd 1338, II, 332.

    Süyûtî, Buġyetü’l-vuʿât, Kahire 1979, II, 77.

    Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 603-605.

    İbnü’l-İmâd, Şeẕerât, II, 357.

    Brockelmann, GAL, I, 110;  Suppl., I, 170-171.

    Sezgin, GAS, IX, 88-95.

    Şevkī Dayf, el-Medârisü’n-naḥviyye, Kahire 1968, s. 252-255.

    Ömer Ferruh, Târîḫu’l-edeb, II, 444-445.

    Abdülvehhâb İbrâhim Ebû Süleyman, Kitâbetü’l-baḥs̱i’l-ʿilmî, Mekke 1403/1983, s. 497-498.

    Mâzin el-Mübârek, ez-Zeccâcî, Dımaşk 1984, s. 23-28.

    Mahmûd Hüseynî, el-Medresetü’l-Baġdâdiyye fî târîḫi’n-naḥvi’l-ʿArabî, Beyrut 1986, s. 235-246.

    Hamza en-Neşretî, “Taʿḳīb ʿale’z-Zeccâcî fî kitâbihi’l-Cümel”, ʿAḍvâʾü’ş-şerîʿa, VIII, Riyad 1397, s. 672-698.