Bölüm anahatları
-
Kitâbü’l-ʿAyn
Arap lugatçılığı sahasında telif edilen şekil ve muhteva bakımından orijinal, aynı zamanda dünya lugatçılık tarihinde II. (VIII.) yüzyıl gibi erken bir dönemin mükemmel bir mahsulü hüviyetiyle dönüm noktası sayılabilecek (Haywood, s. 27) önemli bir eserdir. Daha önce hazırlanmış sistematik lugatlardan sonra Halîl b. Ahmed’in ilk defa alfabetik diziyi uyguladığı bu çalışmada kelimelerin köklerini oluşturan sessizler esas alınmıştır. Arapça’nın yapısıyla ilgili olan bu husus bazı istisnalarla lugatçılıkta hâlâ devam etmektedir. Halîl b. Ahmed ayrıca, bir kökü meydana getiren harflerin yer değiştirmesiyle ortaya çıkan kelimeleri bir araya toplamıştır (kalb/anagram usûlü). Meselâ sülâsî fiillerden muzaaflarda iki şekil (şedde, deşşe), diğer sülâsî fiillerde altı şekil (‘akabe, ‘abeka, be‘aka, beka‘a, kabe‘a, ka‘abe) elde edilir (bu fiillerin hepsi dilde kullanılmaktadır). Bu durumda rubâî fiillerde yirmi dört (‘abkara, ‘abraka...) ve humâsî fiillerde 120 şekil elde edilebilir. Halîl b. Ahmed, bütün bu muhtemel şekillerin dilde kullanılanlarının mânalarını vermiş ve bir mânaya delâlet etmeyenleri (mühmel) terketmiştir. Böylece alfabenin harflerinin bu usul içinde birbirleriyle teşkil edecekleri kelimelerin aritmetik hesabını yaparak ulaşacağı miktarı arayıp (Aʿyânü’ş-Şîʿa, VI, 343) dilin bütün kelimelerini kapsayabilen bir sistem denemek istemiştir. Harflerin diziminde ise onların mahreçlerini göz önüne alarak bunları en dipteki gırtlak seslerinden dudak seslerine doğru gırtlak, küçük dil, ağız kenarı, dil ucu, damak, dilin iki yanı, dudak ve bu organların dışındakiler için de “havâî” gibi belirli gruplar altında şöyle sıralamıştır: Ayn, ḥâ, hâ, ḫâ, gayn-ḳāf, kâf-cîm, şîn, ḍâd-ṣâd, sîn, zây-ṭâ, dâl, tâ-ẓâ, s̱â, ẕâl-râ, lâm, nûn, fâ, bâ, mîm-vâv, elif, yâ, hemze. Böylece dizide ilk yeri ayn harfi aldığı için kitap isimlendirmede uygulanan eski bir geleneğe uyarak eserine Kitâbü’l-ʿAyn adını vermiştir. Halîl b. Ahmed’in izinden giden müelliflerden İbn Düreyd el-Cemhere’sinde, Ebû Ali el-Kālî el-Bâriʿ adlı eserinde, Muhammed b. Ahmed el-Ezherî Tehẕîbü’l-luġa’sında ve İbn Sîde el-Muḥkem’inde Kitâbü’l-ʿAyn’ı örnek almışlardır.
el-Cemhere fi’l-luġa
Cemheretü’l-luġa adıyla da anılır. Sözlük konusunda Kitâbü’l-ʿAyn ve Kitâbü’l-Cîm’den sonra kaleme alınmış üçüncü eser olan el-Cemhere’nin Arap lugatçılığının gelişmesinde önemli bir yeri vardır. İbn Düreyd, büyük bir âlim olduğunu söylediği Abdullah b. Muhammed b. Mîkâlî’ye ithaf ve takdim ettiği bu kitabının önsözünde eserin tertibi, harflerin özellikleri, çeşitleri, mahreçleri ve isimlerin vezinleri hakkında bilgi verir. Eserini çağdaşlarının bilgisizliği, edebî ilimlere karşı ilgisizliği sebebiyle yazdığını ve Arap dilinin büyük bir kısmını teşkil eden, aynı zamanda çok kullanılan kelimeleri toplamayı tasarladığından buna el-Cemhere (büyük kısım, ekseriyet) adını verdiğini ifade eder.
İbn Düreyd, sözlüğüne aldığı kelimelerin sıralanmasında Halîl b. Ahmed’in (ö. 170/786) Kitâbü’l-ʿAyn’ında uyguladığı aslî harflere dayalı sistemi bazı farklılıklarla takip etmiş, ancak onun kelimeleri harflerin mahreçlerine göre sıralama usulünden vazgeçerek alfabetik sıralamayı benimsemiştir. Buna göre kelimeler önce sünâî, sülâsî, rubâî, humâsî, lefîf, nevâdir vb. bablara ayrılmış daha sonra bu bablardaki kelimeler “hemze”den “yâ” harfine kadar alfabetik sıraya göre dizilmiştir. Aslî harflerine göre sıralanmış olan kelimelerle bunlardaki harflerin yerlerinin değişmesiyle meydana gelen kelimelerin mânaları aynı yerde kaydedilmiştir. Meselâ “btk” (ب ت ك) maddesinde önce bu kök, sonra da maklûbları olan “kbt” (ك ب ت) ve “ktb” (ك ت ب) maddeleri incelenmiş, “kbt” ve “ktb”nin alfabetik sıraları geldiğinde de daha önce geçtikleri yerlere işaret etmekle yetinilmiştir.
Kelimelerin aslî harflerine ve bunların sıralanışına göre on üç bölüm halinde düzenlenen el-Cemhere’nin on iki bölümü sözlüğe, son bölümü ise Arapça’nın muhtelif dil meselelerine ayrılmıştır. İbn Düreyd’in, çağdaşı olan dilcilerin ele aldığı klasik dil konularını değişik başlıklar altında ele aldığı bu bölüm, İbn Cinnî’nin (ö. 392/1002) el-Ḫaṣâʾiṣ fi’n-naḥv adlı eserini andıran bir dil bilgisi kitabı mahiyetindedir.
Vankulu
Tercüme-i Sıhâh-ı Cevherî. Cevherî’nin, Tâcü’l-luġa ve ṣıḥâḥu’l-ʿArabiyye adıyla da bilinen Arapça sözlüğünün Türkçe tercümesidir. Yirmi sekiz babdan ve her babı yirmi sekiz fasıldan meydana gelen eser Vankulu Lugatı (Lugat-ı Vankulı) ismiyle tanınmıştır. İbrâhim Müteferrika tarafından iki cilt halinde yayımlanan eser (İstanbul 1141) bir Osmanlı müellifinin kaleminden çıkmış olup Türkiye’de basılan ilk kitap sayılmaktadır. Lugatın daha sonra çeşitli baskıları yapılmıştır (İstanbul 1170, 1188, 1217-1218). Eserin mukaddimesinde İbrâhim Müteferrika’nın III. Ahmed, Nevşehirli Damad İbrâhim Paşa ve Şeyhülislâm Abdullah Efendi’ye methiyeleri, sözlüğün yararlarıyla ilgili düşünceleri, matbaanın açılmasına izin veren padişahın fermanı, şeyhülislâmın fetvası ve kitap hakkında devrin âlimlerince yazılmış on altı takriz yer almaktadır. Ayrıca eserin baş tarafına İbrâhim Müteferrika’nın matbaanın önemine dair Vesîletü’t-tıbâa adlı risâlesi konmuştur. 2. Tercüme-i Kîmyâ-yı Saâdet. Gazzâlî’ye ait eserin tercümesidir (Nuruosmaniye Ktp., nr. 2334; Süleymaniye Ktp., Hamidiye, nr. 636, Hacı Mahmud Efendi, nr. 1711, 1756). 3. Tercîḥu’l-beyyinât. Vankulu’nun kadılığa başladıktan sonra kaleme aldığı bu Arapça risâlede deliller arasında çatışma bulunması durumunda başvurulacak tercih yöntemi anlatılmaktadır (Süleymaniye Ktp., Bağdatlı Vehbi Efendi, nr. 2070, Hacı Mahmud Efendi, nr. 1026/4, vr. 161b-170a; Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 1420; İÜ Ktp., AY, nr. 435). 4. Naḳdü’d-Dürer. Molla Hüsrev’in fıkha dair Ġurerü’l-aḥkâm adlı eserine yine kendisinin yazdığı Dürerü’l-ḥükkâm adlı şerh üzerine yapılan hâşiyelerin en önemlisi sayılmaktadır. Birçok yazması mevcut olan eser ayrıca basılmıştır (Süleymaniye Ktp., Yazma Bağışlar, nr. 985, vr. 1b-187b, müellif hattı; İstanbul 1314, Nûh b. Mustafa’nın hâşiyesi Netâicü’n-nazar’ın kenarında). 5. Müseddes Na’t-i Şerîf. Aruzun remel bahriyle (fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün) kaleme alınmış olup beş bendden ibarettir (Süleymaniye Ktp., Nuri Arlasez, nr. 54, vr. 90b). 6. Mefâtîḥu’l-cinân ve meṣâbîḥu’l-Cânân. Hadise dair bu eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlıdır (Âtıf Efendi, nr. 297, vr. 1a-154a). 7. Hâşiyetü Şerḥi’s-Sirâciyye. Seyyid Şerîf el-Cürcânî’nin eserine yazılan hâşiyedir (İstanbul 1317). 8. Şerḥu Miftâḥi’n-necât. Hz. Ali’den nakledilen “Miftâhu’n-necât” adlı duanın şerhidir (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 1933) (eserlerinin diğer yazma nüshaları için ayrıca bk. Muʿcemü’l-maḫṭûṭât, III, 1393).
Esâsü’l-belâġa
Kur’ân-ı Kerîm’in anlaşılabilmesi için Arapça’nın fesahat, belâgat, mecaz ve diğer incelikleriyle bilinmesi gerektiğini söyleyen Zemahşerî, eserini bu hususu gerçekleştirmek maksadıyla kaleme aldığını belirtir. Tertibi ve muhtevası bakımından önceki sözlüklerden farklı olan Esâsü’l-belâġa’da kelimelerin birinciden başlamak üzere kök harfleri esas alınmıştır. Buna göre her harf bir bab kabul edilerek eser yirmi sekiz bab halinde düzenlenmiş, bu bablardaki kelimeler kendi aralarında alfabetik olarak sıralanmıştır. Rubâî ve humâsî kelimelerin sıralanmasında ise bazı karışıklıklar göze çarpmaktadır. Zemahşerî, aranan kelimenin kolayca bulunabilmesi için bu tertibi tercih ettiğini belirtmektedir.
Eserin malzemesi âyetler, hadisler, meseller, secili ifadeler, ünlü ediplerin sözleri ve anlam kayması sonucu yeni mânalar kazanan kelime ve özel tabirlerden ibarettir. Zemahşerî bu malzemeyi Arap dili üzerinde yaptığı geniş araştırmalardan, edebî panayırlarda şiir inşad eden şairlerden, çeşitli toplantılarda konuşma yapan hatiplerden, meralarda dolaşan çobanlardan ve yağmacılık yapan haydutlardan, çarşı ve pazarlarda gezen Tihâmeli simsarlardan, sucuların kuyu başlarında söyledikleri şarkılardan, su kırbaları ve tulumları başında geçen secili konuşma ve atışmalardan, Kays ve Temîm şairlerinin münazara ve müsabakalarında irat ettikleri şiirlerinden, Sakīf ve Hüzeyl elçilerinin birbirlerini susturmak gayesiyle yaptıkları siyasî konuşmalardan, kitap ve risâlelerde rastlanan veciz ve sanat değeri yüksek sözlerden derlediğini kaydetmektedir. Daha önceki yazılı eserler yanında bilhassa zamanındaki şifahî kaynaklardan da istifade eden Zemahşerî, sözlükçülükte ancak IV. (X.) yüzyıla kadar belli bölgelerde yaşayan Araplar’ın sözleriyle ihticâca (delil olarak kullanma) cevaz verildiği halde kendisi VI. (XII.) yüzyıldaki Araplar’dan da faydalanmak suretiyle bu prensibi geçersiz kılmaya çalışmıştır. Müellifin ele aldığı kelimelerin hakiki mânalarını açıkladıktan sonra özellikle mecazi mânaları üzerinde durması, Esâsü’l-belâġa’yı muhteva bakımından diğer sözlüklerden ayıran en önemli farkı teşkil eder.
Yazıldığı günden beri başta İbn Haldûn olmak üzere (Muḳaddime, III, 1271) birçok âlimin takdirini kazanmış olan Esâsü’l-belâġa, İbn Hacer el-Askalânî tarafından sadece mecazi mânaları alınarak Ġırâs̱ü’l-Esâs adıyla ihtisar edilmiş (nşr. Tevfik Muhammed Şahin, Kahire 1411/1990), Abdürraûf el-Münâvî de eseri İḥkâmül-Esâs adıyla eṣ-Ṣıḥâḥ tarzında tertip etmiştir. Kendisinden sonra lugat yazanlardan sadece İbnü’l-Esîr en-Nihâye fî ġaribi’l-ḥadîs̱’te, Feyyûmî el-Miṣbâḥu’l-münîr’de Esâsü’l-belâġa’nın metodunu takip etmişlerdir. Bununla beraber XIX. yüzyılın ortalarından sonra yazılan Muḥîṭü’l-Muḥîṭ (I-II, Beyrut 1870), Aḳrebü’l-mevârid (I-III, Beyrut 1889-1893), el-Müncid fi’l-luġa (Beyrut 1908), el-Bustân (I-II, Beyrut 1927-1930), Muʿcemü metni’l-luġa (I-V, Beyrut 1377-1380/1958-1960) ve el-Muʿcemü’l-vasîṭ gibi modern sözlüklerin hemen hepsi Esâsü’l-belâġa’nın tertip şeklini geliştirerek benimsemişlerdir. Eser, Tâcü’l-ʿarûs gibi bazı sözlüklere bilhassa mecazi mânaların tesbitinde kaynaklık etmiştir.
Lisânü’l-ʿArab
22 Zilhicce 689 (26 Aralık 1290) tarihinde eserini tamamlayan İbn Manzûr mukaddimesinde, önceki sözlükleri ya kelime sayısı fazla fakat tasnifi başarısız veya tasnifi güzel olmakla birlikte kelime sayısı az olmak üzere iki kategoride ele alıp eleştirmekte ve bu eksiklikleri gidermek üzere Tehẕîbü’l-luġa (Ezherî), el-Muḥkem (İbn Sîde), eṣ-Ṣıḥâḥ (Cevherî), et-Tenbîh ve’l-îżâḥ ʿammâ vaḳaʿa fi’ṣ-Ṣıḥâḥ (İbn Berrî) ve en-Nihâye (Mecdüddin İbnü’l-Esîr) adlı sözlükleri temel kaynak olarak kullanmak suretiyle tasnif ve hacim bakımından daha mükemmel bir sözlük yazmak istediğini, bunu da Kur’an ve Sünnet’in dili olan Arapça’yı korumak için yaptığını açıklamaktadır.
İbn Manzûr Lisânü’l-ʿArab’a, mukaddimeden sonra biri Ezherî’nin Tehẕîbü’l-luġa’sının sonunda yer alan, bazı sûrelerin başındaki hurûf-ı mukattaa ile ilgili, diğeri Harâllî’den naklen hece (alfabe) harflerinin mahreç ve sıfatlarına dair olmak üzere iki bölüm (bab) eklemiştir (İbrâhim el-Ebyârî, I, 363). Bölümlerin girişinde o bölümü oluşturan harfin mahreç ve sıfatları ile âlimlerin bu konudaki ihtilâfları çeşitli kaynaklardan aktarılarak verilmiştir.
Lisânü’l-ʿArab’da kelimeler “Ṣıḥaḥ” ekolüne göre düzenlenmiş, kelime köklerinin son harfleri “bab”, ilk harfleri “fasıl” adıyla alfabetik olarak dizilmiştir. Ortadaki harfler arasında da alfabetik sıra gözetilmiş, türemiş kelimeler ilgili kök altında yer almıştır. Buna göre köklerinin son harfi hemze olan kelimeler birinci bölümü, yâ olanlar da son bölümü oluşturmuştur.
Sözlükte kelimelerin anlamları âyet, hadis ve şiirden getirilmiş bol örneklerle (şevâhid) delillendirilmiştir. Örneklerin sadece anlam yönü değil sarf, nahiv, itikadî, fıkhî ve ahlâkî yönleri üzerinde de durulmuş, yer yer değişik lehçelere temas edilmiştir. Bazı şiir örneklerinin sadece Lisânü’l-ʿArab’da bulunması müellifin anılan beş temel kaynaktan başka eserlerden de yararlandığını göstermektedir.
Dil, tefsir, hadis, fıkıh, şahıs ve yer adları ile tarihî olaylar ve edebiyat tarihine dair verilen bilgiler Lisânü’l-ʿArab’a ansiklopedi niteliği kazandırmaktadır. Sözlüğün kök ve türev olarak 80.000 kelime ihtiva ettiği söylenir. Bilgisayarla yapılan sayıma göre eserde 6538 üçlü (sülâsî), 2548 dörtlü (rubâî) ve 187 beşli (humâsî) olmak üzere toplam 9273 kök kelime yer almaktadır.
