Bölüm anahatları
-
FATIMİLER: Hânedan adını Hz. Fâtıma’dan alır. Kurucuları Hz. Fâtıma ve Hz. Ali yoluyla Hz. Peygamber’in soyundan geldiklerini iddia ederler. Bu iddianın doğruluğu eski ve yeni âlimler arasında tartışma konusu olmuştur.
İfrîkıye’de ortaya çıkan Fâtımî Devleti’nin esası İsmâilîlik hareketine dayanır. Bu hareket, altıncı imam Ca‘fer es-Sâdık’ın çevresinde başlatılan tartışmalarla ortaya çıktı. İsmâilîler Ca‘fer es-Sâdık’ın, oğlu İsmâil’i nas yoluyla halef tayin ettiğini kabul ederler. İsmâil 145 (762) yılında daha babası hayatta iken vefat edince sonradan İmâmiyye Şîası (İsnâaşeriyye) diye bilinen grup Ca‘fer es-Sâdık’ın ikinci oğlu Mûsâ el-Kâzım’ı yedinci imam olarak kabul etti. Ca‘fer es-Sâdık’ın oğlu İsmâil’in imâmetini kabul edenler iki gruba ayrılmaktadır. Bunlar İsmâil’in ölümü üzerine ortaya çıkmış ve Ca‘fer es-Sâdık’ın 148 (765) yılında vefatından sonra İmâmiyye’den ayrılmıştır. el-İsmâîliyyetü’l-hâlisa ve el-İsmâîliyyetü’l-vâkıfe adlarıyla tanınan birinci grup İsmâil’in daha babası hayatta iken öldüğünü inkâr etmekte, onun Ca‘fer es-Sâdık’tan sonra yedinci imam olduğuna, bir gün mehdî veya kāim olarak döneceğine, babasının onu korumak amacıyla öldüğünü söylediğine ve bunun bir takıyye* olduğuna kesin olarak inanmaktadırlar (Şehristânî, I, 149) İkinci grup ise İsmâil’in babasının hayatında vefat ettiğini kabul edip İsmâil’in oğlu Muhammed’in imâmetini tanımakta ve onu İsmâil’in halifesi olmaya lâyık görmektedir. Bu grup aynı zamanda Muhammed’i Ca‘fer es-Sâdık’ın henüz hayatta iken oğlu İsmâil’in yerine tayin ettiğine de inanmaktadır. Bu gruba göre Hz. Hasan’dan kardeşi Hüseyin’e intikalinden sonra imâmetin kardeşten kardeşe geçmesi câiz olmayıp ileriki nesillere intikali gerekmektedir (İdrîs b. Hasan, ʿUyûnü’l-aḫbâr, V, 160-161).
Memlukler:
Mısır’da Eyyûbî ordusundaki Türk asıllı âzatlı emîrler tarafından kurulan, dönemin tarihçilerinin Türk Devleti olarak adlandırdığı Memlükler (Kölemenler), Bahrî Memlükleri (Bahriyye, Birinci Memlükler; 1250-1382) ve Burcî Memlükleri (Burciyye, İkinci Memlükler; 1382-1517) olmak üzere iki dönemde incelenebilir.
Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’s-Sâlih Necmeddin Eyyûb’un Kıpçak ülkesi ve Kafkasya’dan getirtip Ravza adasındaki kışlalara yerleştirdiği Türk asıllı memlüklerden oluşan ve Bahrü’n-nîl’e (Nil nehri) izâfetle el-Memâlîkü’l-Bahriyye adını alan özel birlikler çok geçmeden Eyyûbî ordusunun en önemli unsuru haline gelmişti. Necmeddin Eyyûb’un ölümünün hemen ardından Fransa Kralı IX. Louis liderliğindeki Haçlı ordusuna karşı kazanılan Mansûre ve kralla birlikte pek çok kumandanın esir alındığı Faraskur (3 Muharrem 648 / 7 Nisan 1250) savaşlarında en büyük rolü bu birlikler oynadı. Ancak yeni Eyyûbî hükümdarı Turan Şah onların başarısını kıskandı ve liderlerini tahtının ortakları gibi görüp görevlerinden almaya başladı; ayrıca tahta geçmesini sağlayan Türk asıllı üvey annesi Şecerüddürr’ü babasının hazinesini saklamakla itham etti ve ona ağır hakaretlerde bulundu. Bunun üzerine Bahrî emîrlerinden Baybars el-Bundukdârî ve arkadaşları bir suikastla Turan Şah’ı öldürdüler. Onun ölümüyle Mısır’da Eyyûbîler yıkılmış ve yerine Memlükler adıyla bilinen Türk Devleti kurulmuştur.
Baybars ve arkadaşları efendileri Necmeddin Eyyûb’un dul eşi Şecerüddürr’ü tahta çıkarmışlar, onun memlüklerinden İzzeddin Aybek et-Türkmânî’yi de atabek yapmışlardı. Türk asıllı olması dolayısıyla bazı tarihçilerin Memlükler’in ilk sultanı saydığı Şecerüddür esir Fransa kralıyla bir anlaşma yaparak Dimyat’ı tahliye etmesi, ağır bir vergi ödemesi ve İslâm ülkelerine saldırmamaya söz vermesi şartlarıyla onu serbest bıraktı. Ancak bu başarısı işe yaramadı. Suriye Eyyûbî emîrleri, meşrû hakları saydıkları Mısır sultanlığını onun elinden almak için harekete geçmişlerdi. Ayrıca onun sultanlığı kadın olması dolayısıyla da yadırganmıştı. Bağdat Abbâsî Halifesi Müsta‘sım-Billâh’ın devreye girmesiyle tahta çıkmasını sağlayan Bahrî emîrlerinin tavsiyesine uyan Şecerüddür, İzzeddin Aybek’le evlendi ve seksen gün oturduğu tahtını ona devretti. Böylece tarihçilerin çoğu tarafından Mısır Memlük hükümdarlarının ilki sayılan İzzeddin Aybek tahta çıkmış ve Memlükler Devleti resmen kurulmuş oldu (1 Rebîülâhir 648 / 3 Temmuz 1250).
es-Suyûtî:
Receb 849’da (3 Ekim 1445) Kahire’de doğdu. Ataları Orta Mısır’daki Asyût’ta yaşadığı için Süyûtî, büyük dedelerinden biri Asyût’a gelmeden önce Bağdat’ın Hudayriye mahallesinde bulunduğundan Hudayrî nisbeleriyle anılır. Asyût’a ilk yerleşen büyük dedesi Hümâmüddin bir sûfî olup buradaki kabri halen ziyaretgâhtır. Babası Kemâleddin Ebû Bekir Asyût’ta doğmuş, Kahire’de İbn Hacer el-Askalânî gibi âlimlerin talebesi olmuş, vâizlik yanında Mısır Abbâsî Halifesi Müstekfî-Billâh’ın hususi imamlığını yapmış, bir dönem Kahire kadılığına vekâlet etmiş, şerh, ta‘lik ve hâşiye türünden eserler yazmıştır. Oğlunun da ilimle uğraşmasını istediğinden İbn Hacer’in derslerine giderken onu da götürmüş, Süyûtî henüz beş yaşlarında iken vefat edeceğini hissedince oğlunu medresedeki arkadaşlarına emanet etmiştir. Süyûtî’nin önemli iki hâmisinden biri İbnü’l-Hümâm, diğeri hocası Celâleddin el-Mahallî’dir. Annesinin Türk veya Çerkez asıllı bir câriye olduğu belirtilir. Eşi ve çocukları hakkında bilgi yoktur; sadece oğlu Ziyâeddin Muhammed’i Şümünnî’nin derslerine götürdüğü bilinmektedir.
Tahsil hayatına Kur’an öğrenerek başlayan Süyûtî, Cemmâilî’nin ʿUmdetü’l-aḥkâm’ını, Nevevî’nin Minhâcü’ṭ-ṭâlibîn’ini, İbn Mâlik’in el-Elfiyye’sini ve Beyzâvî’nin Minhâcü’l-vüṣûl’ünü ezberledi. 864’te (1460) Sâlih b. Ömer el-Bulkīnî, Yahyâ b. Muhammed el-Münâvî gibi hocalara ilk üç kitabı arzetti; iki yıl sonra da Şemseddin es-Sîrâmî’den Arapça okutmak için icâzet aldı. 1460’tan itibaren Şehâbeddin eş-Şârimsâhî’nin ferâiz derslerine katıldıysa da hocasının vefatı üzerine bu dersler yarım kaldı. Şeyhûniyye Hankahı’nın imamı Şemseddin Muhammed b. Mûsâ el-Hanefî’den Ṣaḥîḥ-i Müslim’in tamamına yakınını, Kādî İyâz’ın eş-Şifâʾ adlı eserini ve önceden ezberlediği İbn Mâlik’in el-Elfiyye’sini okudu. Arap dili ve edebiyatına ağırlık verdiği ve Arapça ile ilgili birçok kitap okuduğunu belirttiği bu dönemde en çok faydalandığı hocalarından biri, Şeyhûniyye Kütüphanesi görevlisi Şemseddin Muhammed b. Sa‘d b. Halîl el-Merzübânî el-Hanefî’dir. Süyûtî gençlik döneminde çoğu Arap diline ait bazı kitaplara ve meselelere dair şerh, hâşiye vb. eserler yazmış, fakat daha sonra bunları imha etmiştir (Abdülkādir eş-Şâzelî, s. 67-68). 865 (1461) yılında kendisine büyük hayranlık duyduğu hocası Kādılkudât Sâlih b. Ömer el-Bulkīnî’nin fıkıh derslerine katıldı. Aynı yıl Şerḥu’l-istiʿâẕe ve’l-besmele ile Şerḥu’l-Ḥavḳale ve’l-ḥayʿale adlı eserlerini kaleme aldı ve hocası Bulkīnî her iki eser için birer takriz yazdı. Acemi işi gördüğü bu iki eserini diğer çalışmalarıyla birlikte imha etmemesine gerekçe olarak hocasının hattıyla yazılan takrizleri gösterdi. Bulkīnî’den fetva verme ve ders okutma hususunda icâzet aldı (866/1462) ve hocasının da hazır bulunduğu ilk dersini 9 Zilkade 867’de (26 Temmuz 1463) Şeyhu Camii’nde verdi. Bulkīnî’nin ölümüne kadar onun derslerine katılmaya devam etti. Süyûtî’nin hocaları arasında Kādılkudât İzzeddin el-Kinânî, Abdülazîz b. Muhammed el-Mikâtî ve Seyfeddin İbn Kutluboğa da vardır. Fakat onun bu dönemdeki asıl önemli hocaları, on dört yıl boyunca kendisinden her gün yeni bir şey öğrendiğini söylediği ve “ikinci babam” dediği (Buġyetü’l-vuʿât, I, 118) Kâfiyeci ile 1463-1467 yılları arasında derslerini takip ettiği Şümünnî’dir. Kâfiyeci’den tefsir, hadis, fıkıh usulü, hadis usulü, Arap edebiyatı gibi alanlarda faydalandı, çeşitli ilimleri okutmak üzere icâzet aldı. Kâfiyeci, kelâmla ilgili Envârü’s-saʿâde adlı kitabına şerh yazması konusunda ısrar ettiği halde Süyûtî bu ilme ilgi duymadığı için hocasına olumsuz cevap verdi (Abdülkādir eş-Şâzelî, s. 76). Cemʿu’l-cevâmiʿ ve Şerḥu’l-Elfiyye gibi eserlerine takrizler yazan Şümünnî’den (Buġyetü’l-vuʿât, I, 377; el-Müncem, s. 87) hadis, Arap dili ve edebiyatı konularında faydalandı ve hocalarından rivayet ettiği hadislerin fihristini çıkardı. Süyûtî’nin müderris sıfatını kazandığı 867’den (1463) bir yıl sonra giriştiği hadis tahammül faaliyeti çok uzun sürmedi. Muteber hocaların vefatından önce onlardan dirâyete dair bilgi edinmeyi hadis semâ etmekten daha önemli saydı, ancak bu hocalardan hadis semâ etmekten de vazgeçmedi. Tamamını veya bir kısmını hocalarından dinlediği kitapların listesi sayfalarca uzamakta (et-Teḥaddüs̱, s. 39-42, 249-251), hadis hocaları hakkında yazdığı eserlerin en önemlisi olan el-Müncem fi’l-muʿcem’de üç tabaka halinde zikrettiği hocalarının sayısı 195’i bulmaktadır.
el-Kalkaşandî:
756’da (1355) Kahire yakınındaki Kalkaşende köyünde doğdu. Kays Aylân’dan Bedr b. Fezâre’ye mensup olduğu için Fezârî diye de anılır. Küçük yaşta İskenderiye’ye giderek başta fıkıh olmak üzere dinî ve edebî ilimleri tahsil etti, felsefe okudu. Hocası İbnü’l-Mülakkın’dan aldığı ve Ṣubḥu’l-aʿşâ adlı eserinde sûretini verdiği icâzetnâmeden (XIV, 322-327), Şâfiî fıkhı üzerine fetva verme, bazı fıkıh ve hadis kitaplarını okutma izni aldığı anlaşılan Kalkaşendî uzunca bir süre kadılık görevinde bulundu. Bir yandan da ders okuttu ve tarih, coğrafya, hukuk, edebiyat, kitâbet, tabii ilimler, Arap kabileleri üzerinde araştırmalar yaptı. Arap edebiyatı sahasında kudreti ve kitâbetteki maharetiyle kısa zamanda tanındı. Kalkaşendî 791’de (1389) Kahire’ye geldi ve başında tarihçi İbn Fazlullah el-Ömerî’nin yeğeni Kadı Bedreddin el-Ömerî’nin bulunduğu Dîvân-ı İnşâ’ya kâtibü’d-dest olarak girdi. Bu görevi uzun yıllar sürdüren Kalkaşendî 10 Cemâziyelâhir 821 (15 Temmuz 1418) tarihinde vefat etti.
Eserleri. 1. Ḥilyetü’l-fażl ve zînetü’l-kerem fi’l-mufâḫare beyne’s-seyf ve’l-ḳalem. Devâtdâr Zeynüddin Ebü’z-Zâhirî’nin Sultan Berkuk tarafından 1392’de önemli bir göreve tayini üzerine yazılan risâlenin çeşitli nüshaları bulunmaktadır; ayrıca müellif bu risâleyi Ṣubḥu’l-aʿşâ’ya dahil etmiştir (XIV, 23-140). 2. Ṣubḥu’l-aʿşâ fî ṣınâʿati’l-inşâ. İslâm dünyasında bürokrasinin gelişmesi ve kâtiplerin yetişmesi için derlenen eser inşâ sanatının en mükemmel ansiklopedik örneğidir. Kalkaşendî bu çalışmasını, birçok eserden topladığı örnekler yanında Mısır arşivinde bulunan Memlük devrine ve daha önceki dönemlere ait binlerce gizli ve nâdir belgeden istifade etmek suretiyle hazırlamış, belgelerin yüzlercesini eserine aynen aldığından eserin hacmi genişlemiştir. Tarih, coğrafya, edebiyat, kitâbet ilmi, örf ve âdetler gibi konularda pek çok kaynaktan faydalandığı görülmektedir. Fihrist cildinden de yararlanılarak edinilen bilgilere göre müellif 540 eserden istifade etmiş, bunlardan bazılarını çok sık kullanmıştır. İbn Fazlullah el-Ömerî’nin et-Taʿrîf bi’l-muṣṭalaḥi’ş-şerîf’i ve Mesâlikü’l-ebṣâr’ı ile İbn Nâzırü’l-Ceyş’in Tes̱ḳīfü’t-taʿrîf’i en çok faydalandığı eserler arasındadır. Kullandığı diğer kitaplar içinde Ebü’l-Fidâ’nın Taḳvîmü’l-büldân’ı, Sem‘ânî’nin el-Ensâb’ı ve İbn Sînâ’nın el-Ḳānûn fi’ṭ-ṭıbb’ı sayılabilir. İndeksiyle birlikte yaklaşık 6000 sayfa tutan eser mükemmel bir sistematik içerisinde düzenlenmiş, ana ve ara başlıklar için fasıl, mevzu, bab, nev‘, taraf, makale vb. yirmi terim kullanılmıştır. Yirmi yıllık bir çalışmanın ürünü olan kitap esas itibariyle bir giriş (mukaddime) on bölüm (makale) ve bir sonuç (hâtime) halinde düzenlenmiştir. Eserin 28 Şevval 814 (12 Şubat 1412) Cuma günü tamamlandığı sonundaki ferağ kaydından anlaşılmaktadır. Ṣubḥu’l-aʿşâ’nın giriş kısmında kitâbet sanatı, kâtibin başlıca özellikleri, Dîvân-ı İnşâ’nın yapısı ve müellifin zamanına kadar tarihî seyri ele alınmış, birinci bölümde Arap veya Araplaşmış kabileler, Türkler, Rumlar, Süryânîler hakkında bilgi verilmiş, dinî ve aklî ilimlerin tasnifi yapılmış, hayvanlar, kuşlar, kıymetli taşlar, güzel kokular, hükümdarlık alâmetleri, yeryüzü, sular, bitkiler, yıldızlar, çeşitli tabiat hadiseleri, takvimler, muhtelif kavimlerin dinî günleri, bayramları, güzel yazı yazma usulleri anlatılmıştır. İkinci bölümde coğrafyadan ve yollardan söz edilmiş, yeryüzü yedi iklime ayrılıp İslâm dünyasının bütün bölgelerinin ve özellikle Mısır’ın tarih ve coğrafyası tanıtılmıştır. Ayrıca Bizans Devleti ve Avrupa kıtası hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. Ordu mensupları ile devlet memurları ve din adamlarının görevleri de bu bölümde ele alınmıştır. Üçüncü bölümde künye ve lakaplardan bahsedilerek halifelere, müslüman hükümdarlara, gayri müslim devlet başkanlarına, saray mensuplarına ve askerî erkâna, devletin idare teşkilâtında ve taşra teşkilâtında görev alan kişilere verilen lakaplara dair bilgi alfabetik sırayla kaydedilmiştir. Dördüncü bölüm yazışmalar konusuna ayrılmış olup eserin tarihî malzeme bakımından en zengin kısmını oluşturur. Müellif burada çeşitli belgelerden, halife ve hükümdarlar tarafından gönderilen mektuplardan örnekler sunmaktadır. Beşinci bölümde gizli haberleşme usullerinden bahsedilmiş, ahidnâme, biatnâme, askerî, dinî ve idarî görevlere yapılan tayinlerle ilgili yazışmalara örnek verilmiştir. Altıncı bölüm imtiyazlar, muhtelif takvimlerin birbirine çevrilmesi hakkında bilgiler içerir. Yedinci bölüm iktâlara, sekizinci bölüm yeminlere ayrılmış, ayrıca mezheplerden bahsedilmiştir. Dokuzuncu bölümde emannâmeler, mütarekeler, antlaşmalar; onuncu bölümde icâzetnâmeler, siciller, müfâhare ve çeşitli konulara dair risâle örneklerine yer verilmiştir. Hâtimede posta teşkilâtının tarihçesinden, Kahire ile diğer önemli merkezler arasındaki yollardan söz edilmekte, posta güvercinleri ve haberleşmede kullanılan usuller, kuleler vb. hakkında mâlûmat kaydedilmektedir. Ṣubḥu’l-aʿşâ’da “sultâniyyât” denilen devletlerarası resmî yazışmaların yanında ihvâniyyât, mersûm, menşûr, tevkī‘, ahid, tefvîz, vasiyet ve tezkire gibi tarih terimleri hakkında bilgi verilmiş, her türlü yazışmanın tarih boyunca geçirdiği değişiklikler ve müellif devrinde geçerli olan yazışma şekilleri yine resmî belgelerden örneklerle anlatılmıştır. Uzun süre gerekli ilgiyi görmeyen eser XIX. yüzyıldan itibaren Batılı uzmanların dikkatini çekmiş, üzerinde çalışmalar yapılmış, muhtevası ayrıntılı olarak tanıtılmış, bazı bölümleri çeşitli dillere çevrilmiştir (İA, VI, 138; EI2 [İng.], IV, 511). Kalkaşendî’nin sağlığında Muharrem 817’de (Nisan 1414) yedi cilt halinde istinsah edilen Ṣubḥu’l-aʿşâ’nın II ve VII. ciltlerinin eksik bir nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır (III. Ahmed, nr. 2930). Eser, 889 (1484) istinsah tarihli tam bir nüshasına dayanılarak Muhammed Abdürresûl İbrâhim tarafından on dört cilt olarak yayımlanmıştır (Kahire 1331-1338). Muhammed Hüseyin Şemseddin’in açıklama ve kaynak karşılaştırmaları yaparak hazırladığı nüshayı Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye yine on dört cilt halinde basmıştır (Beyrut 1987). Muhammed Kındîl el-Baklî tarafından eserin Dîvân-ı İnşâ’dan çıkan yazışma çeşitleri, şahıs isimleri, kavim, kabile, millet isimleri, yer adları, terimler, bazı isim ve tabirler, Kur’an âyetleri, hadisler, şiirler, deyimler, kaynak kitaplar şeklinde on bir ayrı indeksi hazırlanmış, bu indeks Saîd Abdülfettâh Âşûr’un takdim yazısı ile neşredilmiştir (Kahire 1970, 1984). 3. Nihâyetü’l-ereb fî maʿrifeti ensâbi (ḳabâʾili)’l-ʿArab. Bir girişle beş bölümden meydana gelmektedir. Ensâb ilminin öneminden, erken dönem Arap tarihinden, eyyâmü’l-Arab’dan bahseden eserin esas kısmı Arap kabilelerinin alfabetik olarak düzenlenmiş bir sözlüğü niteliğindedir. 812’de (1409) tamamlanıp Emîr Cemâleddin Yûsuf el-Kureşî’ye ithaf edilen kitap ilk defa Bağdat’ta yayımlanmış (1332), daha sonra İbrâhim el-Ebyârî tarafından tenkitli basımı yapılmış (Kahire 1959), ardından bir baskısı daha gerçekleştirilmiştir (Beyrut 1984). Muhammed Emîn es-Süveydî esere, Sebâʾiḳu’ẕ-ẕeheb fî maʿrifeti ḳabâʾili’l-ʿArab adıyla 1229 (1814) yılına kadar gelen bir zeyil yazmıştır (Bağdad 1280; Bombay 1296). 4. Ḳalâʾidü’l-cümân fi’t-taʿrîf bi-ḳabâʾili ʿArabi’z-zamân. Nihâyetü’l-ereb’in zeyli mahiyetindedir. 818’de (1415) tamamlanmış ve Ebü’l-Mehâsin Muhammed el-Cühenî el-Müeyyedî’ye sunulmuştur. İbrâhim el-Ebyârî tarafından Ali b. Ahmed el-Kalkaşendî’ye nisbet edilerek tenkitli neşri yapılan eseri (Kahire 1964, 1982) Süyûtî ihtisar etmiştir. 5. Meʾâs̱irü’l-inâfe fî meʿâlimi’l-ḫilâfe. 819 (1416) yılında tamamlanıp Mısır’daki Abbâsî Halifesi Mu‘tazıd-Billâh’a takdim edilen eser İbrahim Kafesoğlu tarafından ilim âlemine tanıtılmış ve nüshaları hakkında bilgi verilmiştir (TD, VIII/11-12 [1956], s. 99-104). Bir giriş, yedi bölüm ve bir sonuçtan ibaret olan eserde hilâfetin mânası, künye ve lakapları; imâmetin şartları, biat, halife-halk ilişkileri; halifelerin cülûsu, hilâfet alâmetleri ve bunların kullanılması; çeşitli hânedanlara ait biat mektuplarından örnekler; halifelerden hükümdarlar ve kumandanlara, hükümdarlardan halifelere yazılan mektuplar; Halife Mu‘tazıd-Billâh’ın nesebi, meziyet ve icraatı anlatılmıştır. Kalkaşendî bu eserinde çeşitli kaynaklardan faydalanmış ve bunları kısmen göstermiştir. Meʾâs̱irü’l-inâfe Abdüssettâr Ahmed Ferrâc tarafından üç cilt olarak yayımlanmıştır (Küveyt 1964; Beyrut 1980). 6. Ḳaṣîde fî medḥi’n-nebî (İskenderiye 1288). 7. el-Kevâkibü’d-dürriyye fî menâḳıbi’l-Bedriyye. Müellif, Dîvân-ı İnşâ reisi Kadı Bedreddin b. Alâeddin b. Fazlullah’ı övmek için yazdığı bu risâlede inşâ sanatının önemini belirtmiş ve kâtiplerin bilmesi gereken hususlar üzerinde durmuştur (Ṣubḥu’l-aʿşâ, XIV, 111). 8. Naẓmu sîreti’l-Müʾeyyed. Memlük Sultanı Şeyh el-Mahmûdî hakkındadır. Kalkaşendî ayrıca Kemâleddin el-Müdlicî’nin el-Câmiʿu’l-muḫtaṣar ile Abdülgaffâr el-Kazvînî’nin el-Ḥâvi’ṣ-ṣaġīr adlı fıkha dair eserlerini şerhetmiştir. Künhü’l-murâd fî şerḥi Bânet Süʿâd isimli eserin Kalkaşendî’ye aidiyeti şüphelidir
BİBLİYOGRAFYA
Kalkaşendî, Ṣubḥu’l-aʿşâ (nşr. Muhammed Abdürresûl İbrâhim), Kahire 1331-38/1913-20, I-XIV; Makrîzî, Sülûk, III, 821; İbn Tağrîberdî, el-Menhelü’ṣ-ṣâfî, Kahire 1375/1956, I, 320-321; Sehâvî, eḍ-Ḍavʾü’l-lâmiʿ, II, 8; Taşköprizâde, Miftâḥu’s-saʿâde, I, 182; O. Spies, An Arab Account of India in the 14th Century. Being a Translation of the Chapters of India from al-Qalqashandī’s Subh al-a‘shā, Delhi 1935; M. Canard, “Les relations diplomatiques entre Byzance et l’Egypte dans le Subh al a‘shā de Qalqashendī”, Atti del XIX Congresso Internazionale degli Orientalisti, Roma 1935, s. 579-580; Brockelmann, GAL, II, 166-167; Suppl., II, 164-165; a.mlf., “Ḳalḳas̲h̲andī”, EI, II, 699-700; Abdüllatîf Hamza, el-Ḳalḳaşendî fî kitâbihî Ṣubḥi’l-aʿşâ, Kahire 1380/1961; Ebü’l-ʿAbbâs el-Ḳalḳaşendî ve kitâbühû Ṣubḥu’l-aʿşâ, Kahire 1973; Mahmûd Sa‘d, es̱-S̱eḳāfetü’l-İslâmiyye li-kâtibi’l-inşâʾ kemâ tebdû fî Ṣubḥi’l-aʿşâ, İskenderiye, ts. (Münşeâtü’l-maârif); Ömer Mûsâ Bâşâ, Târîḫu’l-edebi’l-ʿArabî: el-ʿAṣrü’l-Memlûkî, Dımaşk-Beyrut 1409/1989, s. 89-93, 540-581; Şâkir Mustafa, et-Târîḫu’l-ʿArabî ve’l-müʾerriḫûn, Beyrut 1990, III, 133-137; M. Kemâleddin İzzeddin, Ebü’l-ʿAbbâs el-Ḳalḳaşendî müʾerriḫan, Beyrut 1990; Ramazan Şeşen, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, İstanbul 1998, s. 205-207; B. Michel, “L’organisation financière de l’Egypte sous les sultans mamelouks d’après Qalqachandi”, BIE, VII (1925), s. 127-147; İbrahim Kafesoğlu, “Kalkaşandî’nin Bilinmeyen Bir Eseri: Meâsirü’l-İnâfe”, TD, VIII/11-12 (1956), s. 99-104; a.mlf., “Kalkaşandî”, İA, VI, 134-139; C. E. Bosworth, “The Section on Codes and Their Decipherment in Qalqashandi’s Subh al-a‘shā”, JSS, VIII (1963), s. 17-33; a.mlf., “A Maqama on Secretaryship: al-Qalqashandi al-Kawakib al-Durriyah fi’l-Manaqıb al-Badriyya”, BSOAS, XXVII (1964), s. 291-298; a.mlf., “Christian and Jewish Religious Dignitaries in Mamluk Egypt and Syria: Qalqashandī’s Information on Their Hierarchy, Titulature and Appointment”, IJMES, III (1972), s. 199-216; a.mlf., “al-Ḳalḳas̲h̲andī”, EI2 (İng.), IV, 509-511; Ahmet Subhi Furat, “İslam Edebiyatında Ansiklopedik Eserler”, İTED, VII/3-4 (1979), s. 228-230.
