Bölüm anahatları
-
Göçebe-Konar-Göçer Farkı; Halbuki bu tip hayat tarzında, iki menzil arasında (yaylak ve kışlak) töre yani hukuk ile sınırları çizilmiş bir gidip gelme söz konusudur. Yani ilkel göçebelikte olduğu gibi herhangi bir hukuka bağlı olmayan, gelişigüzel bir göç söz konusu değildir. Dolayısıyla “karnının doyduğu her yeri” makbul gören göçebelikte sosyal hayat ve iktisadi yapının yanısıra vatan mefhumu da gelişmez veya dar anlamıyla kalırken, Türk konar-göçerliğinde, yer ve sub (su) “ıduk” yani mukaddes addedilir ve bu inanış, güçlü bir vatan anlayışını ifade eder. Orhun kitabelerinde “Üze Türk Tengrisi, ıduk yiri subı ança itmiş erinç. Türk bodun yok bolmasun tiyin, bodun bolçun tiyin” denilerek, İlteriş Kağan’a devlet kurma yetkisinin veriliş sebebi izah edilmiştir. Bu ifadeye göre Tanrının Türk vatanını kutsal kılıp, düzenlemiş olmasının sebebi, Türk milletinin varlığını sürdürmesi içindir. Böylece Türk yer-subı “idi” yani sahipli kalacaktır. Bu vatanı terk etmek, cezalandırılmayı gerektirmektedir. Nitekim yine kitabelerde “Tokuz Oguz bodun yirin-subın ıdıp Tabgaçgaru bardı”ğı için, yani kutsal vatan topraklarını terkedip Çin’e gittiği için cezalandırılmıştır. Hemen hemen aynı ifadeleri 15. yüzyıl Osmanlı belgelerinde de görmekteyiz. Yaya-Müsellem defterlerinde “yerin suyın ıssuz koyub kaçan”lar tabiri kullanılmıştır.
