Bölüm anahatları

  • Eski Türk cemiyetinde ilk sosyal birlik olan aile bütün içtimai bünyenin çekirdeği durumunda idi. Kaşgarlı Mahmud eserinde, toplumun yapısının da aile müessesesine dayandığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde söylüyordu. Ailenin dikkat çeken ilk özelliği sağlamlığıydı. Aile de töreye tabiydi. Anne, baba ve çocuklardan meydana geliyor, kan bağına dayanıyordu. Türklerin büyük coğrafyalara yayılmalarına rağmen yapılarını bozmamaları aile yapısının sağlamlığıyla alakalıydı. Aileye verilen büyük önem, Türklerde akrabalık adlarının çokluğuyla da kendini gösteriyordu.

    Eski Türk ailesinin geniş aile olduğu düşünülüyorsa da, aslında bu aile daha çok çekirdek aile özellikleri gösteriyordu. Evlenme kelimesi, evlenenlerin baba ocağından ayrılarak yeni bir yuva kurduklarını anlatıyordu. Hunlar ve Oğuzlarla temsil edilmeye başlanan Oğuzlarda aile ataerkildi ve dışarıdan evlenme esastı. Aile baskıcı değil, sıcak bağların kurulduğu, dostça işleyen bir düzene sahipti. Babanın hakları vardı; fakat bu haklar mutlak değil, kısıtlıydı. Onu dengeleyen unsur anneydi, yani kadın ve erkek birbirine eşitti. Aile, bir çeşit sigorta sağlıyor, bütün fertlerinin hayatını güvene alıyordu. Bu düzen sonraki çağlarda da devam etti. Büyük oğul babadan sonra ailenin en büyüğüydü. Küçük oğul ise ailenin devamını sağlayan ocak beyi, yani od tigin idi. Çocuklar evlenip gittikten sonra ocak küçük oğula kalırdı. Kızın miras hakkı da baba evine çeyiz olarak giderdi.

    Esasen dağınık çobanlık hayatı büyük aile kuruluşuna elverişli değildi. Belirli bir toprak üzerinde kurulup oturulmuyordu. Bunun neticesi olarak ortaya çıkan çekirdek aile, fertlerin daha hür yetişmelerini sağladı. Aileler de bozkırda o kadar hürdü ki, her aile kendi başına bir il sayılabilirdi.

    Bahaeddin Ögel'in belirttiği üzere, bunların yanında Türk ailesinde levirat da görülürdü. Yani bir kadın, kocası öldüğünde, kocasının erkek kardeşi yahut kendi üvey evladıyla evlenir ve böylece güvence altına alınırdı. Böylece yoksulluk önlenir, kalın'ın (çeyiz) bölünmesine mani olunur ve aile yapısı devam ettirilirdi. Fakat levirat az görülürdü. Ona daha fazla rastlanan yer hanedandı; bununla, devletin ve nüfuzun bölünmemesi amaçlanırdı.

    Eski Türkler babaya "kang" derlerdi. Aynı babanın oğullarına kangdaş, üvey kardeşler kanğsık denirdi. Bu söz sonradan unutularak onun yerine üvey oğul veya tutunç oğul tabirleri aldı. 11. yüzyıldan sonraysa babaya ata denmeye başlandı. Selçuklu devrinde evde babaya, emire benzediği için bey de deniyordu. Anneye "ög" denirdi. Bugünkü öksüz sözü de buradan gelmektedir. Babadan sonra aileyi anne temsil ederdi ve anne babadan sonra en önemli kişiydi. Türk kadını itibar sahibiydi, evine düşkündü.

    Her toplum kendi aile nizamı üzerinde kurulu olduğu için, aile içi münasebetlerin sosyal ve hukuki yönleri toplumun türlü cepheleriyle benzerlik taşır. Türk aile sisteminin temel özellikleri Eski Türk siyâsî, sosyal ve hemen bütün kurumlarına ve fertlerin davranışlarına yansımıştır. Devletin "baba" telakki edilmesinde Türk ailesinin ana, baba, evlat münasebetlerinde temellenen prensiplerini görmek mümkündür. Esasen Eski Türk devleti iki sosyal birliğe dayanmaktadır: aile ve ordu.