Bölüm anahatları

  • Bodun’dan Devlete

     Büyük oranlarda hayvan sürülerine sahip olan Türk boyları, bir taraftan kutlu saydıkları coğrafya ile uyum içerisinde hayatlarını idame ettirirken,  diğer yandan öteki boylar ile “töre” gereği münasebetlerini geliştirirler. Çünkü aynı tarz yaşayışa sahip olan boylar, gerektiğinde sürülerini birleştirerek, tabii afetler, kuraklık, otlak darlığı vs. gibi durumlarda yada düşmanlarının saldırıları karşısında,  işbirliği yapmak zorundadır. Moğollarda ise boylar, yaşayış tarzlarının ve bunun sonucunda oluşan sosyal yapılarının gereği bir araya gelemezler. Bu ve benzer sebepler Türk konar-göçerlerini birlikte yaşamaya tasa ve sevinçte birliğe kısacası “millet” olma şuuruna götürür. Sınırları belirli bir coğrafya üzerinde siyasi örgütlenmeye giden milletin ortaya çıkardığı hükmi kişilik ise devlet olarak nitelendirilir.

    Bugün yanlış olarak doğrudan doğruya milletin karşılığı olarak kullanılan “ulus”, aslında üzerinde halkın yaşadığı belirli bir idari taksimata ayrılmış toprak parçasıdır. Bu anlamıyla Türkler “ulus” veya “uluş” sözünü, eyalet anlamında kullanmışlardır. Ancak bu kavram dahi vatan ile milletin birbirinden ayrılmaz olduğunu göstermektedir. Türklerin devlet için “il” sözünü kullanması da bu anlayışı doğrular. Göktürk, Uygur ve Karahanlı çağında il kavramı doğrudan devlet sözünü karşılamıştır. Bu devlet, belirli sınırları olan, üzerinde halkın yaşadığı bir devlettir.

    Türkler yukarıda da belirttiğimiz gibi, en eski çağlardan beri güçlü bir millet anlayışına sahiptir. Millet için Göktürk kitabelerinde “bodun” veya “budun” ifadesi kullanılmıştır. Bodun sözü, bod veya boy olarak günümüze kadar gelen ve insan vücudunu karşılayan bir kelimedir. Dolayısıyla, ahenk içerisinde birbirini tamamlayan bir işleyiş yapısına dayanan sosyal birlik veya kabileler için de aynı kullanılmıştır. Ancak daha çok milletin temelini teşkil eden güçlü sosyal birlikler bodun olarak nitelenir ve “bağımsız, illi ve kağanlı” Türk milletini ifade eder. Göktürk kitabelerinde, devleti kuran boylar için Türk budun tabiri kullanılır. Bu anlamda Türgeşler, Oğuzlar için “Türküm budunum” denilmektedir. Dolayısıyla kitabelerde geçen Türk budun siyasi bir birlik içerisinde yaşayan hür, müstakil bir ve beraber olan boyları kucaklayan geniş ve gelişmiş bir kavramdır. “Türk Sir Budun” tabiri de bu anlamda birleşik Türk boylarını karşılar. Bir araya gelememiş, teşkilatsız, dağınık boylara  ise kitabelerde “Tölös (Töles)” denir. Kısacası budun veya milletin, devlet ve kağana sahip, siyasi bir birlik oluşturmaları şarttır. Nitekim boyları ifade eden “ok” tabiri de bu açıdan değerlendirilmelidir. On-ok, Üç,ok, Boz-ok gibi Oğuz kollarının adında görülen “ok”, sosyal ve siyasi açıdan belirli bir birliğe bağlı olan boy anlamına gelir. “Ok”suz olan boy, hiçbir otoriteyi tanımayan, asi grup demektir. Bu sebepten dolayı Türklerde ok tabiliğin sembolüdür. Oğuz Kağan Destanı’nda, Oğuz Han, üç küçük oğlunu temsil eden Üç-Ok’lara sembol olarak ok, üç büyük oğlunu temsil eden Boz-oklara ise sembol olarak yay verir ve şöyle der; “Nasıl ki ok, yay kendisini nereye çevirirse oraya gitmek zorunda ise, küçük oğul da (hakim olan) büyük oğula öyle tabi olmak zorundadır”.

    Kısacası, Türklerde bodun veya millet, birlikte yaşama arzusu gösteren, siyasi bir teşkilatlanmaya sahip hür ve müstakil topluluktur. Ortak hedef ve gayeleri olan insanlar, elbette aynı tarih, kültür ve  yaşayışa sahip olurlarsa, bir ve beraber olurlar. Milliyet duygusunun gelişmesinde ortak değerleri benimseme ve onlara sahip çıkma bu açıdan önemlidir. Mete, Hun devletini kurduktan hemen sonra Çin hükümdarına yazdığı mektupta “eli ok ve yay tutan herkes Hun oldu” der. Eğer dar anlamda kabileci bir anlayış Türklerde olsa idi, Selçuklu devletinin hanedanı oluşturan, Kınık boyunu; Osmanlıların Kayı’yı devletlerine isim olarak seçmeleri gerekirdi. Aksine Osmanlılarda millet kavramı yalnız Türkleri kapsamıyor, devlet içindeki tüm insanları içine alıyordu. Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene” sözü ve “Türkiye Cumhuriyetini kuranlara ve burada yaşayanlara Türk denir” tanımlaması da, bütünleştirici bir anlayışın ifadesidir.