Bölüm anahatları

  • Türk Mitolojisi’nin Ortaya Çıkışında Etken Olan Kavramlara Genel Bakış:

    Genel olarak “Türkler’in yaşadığı anayurt Orta Asya”dır denil­mekle beraber, Türkler’in bu geniş coğrafyanın tam olarak neresinde yerle­şik oldukları tartışma konusudur. Bunun sebebi Türkler’in daha ilk zamanlarından itibaren geniş bir coğraf­yaya yayılmış bulunmaları ve kültürlerini çok uzakla­ra kadar götürmeleri olsa gerektir. Son linguistik araştır­malar ise, bu sahanın Altay-Ural Dağları arasında alınması, hatta Hazar Denizi’nin kuzey doğu bozkırlarının aslî Türk yurdundan sayılması ihtimalini kuvvetlendirmiştir.

    Türkler, Orta Asya’nın kuzey doğu bölgesinde bulunan Baykal Gölü’ne dökü­len Orhun ve Selenga Irmakları boyların­da ortaya çıkmış, ancak atı bir ulaşım aracı olarak kullan­mayı başar­dıklarından, bütün Orta Asya’ya yayılmış­lar ve egemen olmuş­lar­dır. Bu sebeple, yontma taş çağına kadar uzanan eski devirlere ait, Türk Kültürü izlerine Orta Asya’nın bir çok yerinde aynı anda rastlanmaktadır.

    Türkler coğrafî konumları itibariyle yüzyıllarca Çinlilerle komşu olarak yaşamak zorunda kalmışlardır. Bu nedenle Türk mitolojisinde Çinlilerle bağlantılı pek çok destan ve efsânelere rastlamak mümkündür. Türk Tarihi’nin birinci elden kaynaklarının da Çin Yıllıkları olması bu komşuluğun ortaya çıkardığı bir sonuçtur.

     

     

    Eski Türk Destanları’nın bugün elimizde bulunan parça­ları çeşitli kaynaklardan derlenmiştir. Bu kaynakların en önemlileri, eski Çin yıllıklarıdır. Arap, İran tarihi ve edebiyatına ait el yazması eserlerde, Bizans tarihleri gibi bazı kaynaklarda da Türk destan parçaları yer alır. Destan­larımızın diğer mühim bir kısmı da bizzat Türk aydın ve yazarları tarafından tarihin çeşitli devirlerinde türlü sebeplerle, çeşitli dil ve yazılarla yazılı edebiyata geçirilmiştir.

     

    Türk destanlarından çoğu, yazılı edebiyata, oluştukla­rı tarihten çok sonra geçmiştir. Ancak destanlar, halk dilinde asırlarca yaşadıktan sonra yazıya geçirilmişlerdir. Bu zaman içinde destanlar Türklerin duygu, düşünce, görgü, hayâl ve hatıralarıyla zenginleşir. Tarihin ister istemez birbirine benzeyen nice kahramanları ve kahramanlık olayla­rı, bu destanlarda birbiriyle kaynaşmış ve tarih içinde Türk fazilet ve kahramanlığını özetleyen birer örnek olmuş­tur.

     

    Aslında, bir destanın doğduğu zamanla yazıya geçiril­diği zaman arasındaki mesafe ne kadar olursa olsun, destan meydana geldiği çağın ürünüdür. Yani destanları kaleme alındığı veya dinlendiği çağlarda değil, ortaya çıktığı çağların şartların­da düşünmek zorundayız. Çünkü destanla­rın temel olayları doğdukları devre aittir. Aradan geçen asırlar, bu ana olayları ya halk dilinde yaşayan eski destan ve efsane miraslarıyla süsler veya az çok değiştirip zenginleştirir. Fakat destanlardaki ana olaylar daima korunur. Türk destanla­rı genellikle Türk tarihinin ilk devirlerini hikâye eden eserlerdir.                                                            

     

    Türk Destanları iki bölümde incelenebilir: İslamiyetten Önceki Türk Destanları ve İslami Dönem Türk Destanları. İslamiyetten Önceki Dönem Türk Destanlarını da iki esas gruba ayırabiliriz. Kuzey Türk Destanları ve Gelişmiş Türk Destanları (Bozkır). Kuzey Türk Destanları daha çok Yaratılış konularını ele alır. Yazıya geçmesi son dönemlerde olmuştur ve içerisinde pek çok başka inancın tesirleri bulunmaktadır. Kuzey Türk destanları aslında devletleşememiş Türk topluluklarının destanları olarak da nitelendirilebilir.