Bölüm anahatları

  • Teknoloji ve İlm-i Hiyel

    Ortaçağ’da Müslümanlar’ın “Teknoloji Evreni”ni oluşturan çalışmalar, İslâm-öncesi Dönem’den Arkhimedes’e (Ölümü M.Ö. 212 civarı) nispet edilen Kitâb Arşimîdes fî ‘Amel Bengâmât, Byzantiumlu Philon (Ölümü M.Ö. 220) ile İskenderiyeli Heron’un (Ölümü 70) Pneumatica’ları, Kustâ ibn Lûkâ (Ölümü 912) tarafından Kitâb Ref‘i’l-Eskâl adıyla çevrilen Mechanica’dan ibarettir.

    İslâm Dönemi’nde bunlara, Benû Musa olarak tanınan kardeşlerin Kitâbü’l-Hiyel’ini, Endülüslü İbn Halef el-Murâdî’nin Kitâbü’l-Esrâr fî Netâ’ici’l-Efkâr’ını, Rıdvan ibn Muhammed es-Sâ‘âtî’nin İlmü’s-Sâ‘ât ve’l-‘Amel Bihâ’sını (1203) ve nihayet Cezerî’nin el-Câmi‘ Beyne’l-‘İlm ve’l-‘Ameli’n-Nâfi‘ fî Sınâ‘ati’l-Hiyel’ini (1206) ekleyebiliriz. 

     

    Bu konuda genel bir fikir edinmek için şu üç yayına bakılabilir: Ahmad Y. al-Hassan ve Donald R. Hill, Islamic Technology, An Illustrated History, Paris 1986; Donald R. Hill, Gökyüzü ve Bilim Tarihi, İslam Bilim ve Teknolojisi, Çeviren ve Yorumlayanlar: Atilla Bir ve Mustafa Kaçar, İstanbul 2010; Fuat Sezgin, İslam’da Bilim ve Teknik, Çeviren: Abdurrahman Aliy, Cilt V, Ankara 2007. Ayrıca şu yayının başında da yararlı bilgiler mevcuttur: Bedî‘uz-zamân Ebû’l-‘İzz İsmâ‘îl b. Er-Rezzâz el-Cezerî, el-Câmi‘ beyne’l-‘İlm ve’l-‘Amel en-Nâfi‘ fî es-Sınâ‘ati’l-Hiyel, Çeviri, İnceleme ve Teknik Açıklamalar: Sevim Tekeli, Melek Dosay ve Yavuz Unat, Ankara 2002 [Giriş, s. XV-XCI].

     

    Ortaçağ’da ve XVIII. yüzyıla kadar Osmanlı Dönemi’nde teknolojik bilgilerin ve becerilerin eğitimini gerçekleştirecek bir meslek okulu veya mühendislik mektebi yoktu. Bu konudaki gereksinimler, çoğunlukla usta-çırak ilişkisi kapsamında zanaatkâr işliklerinde karşılanmıştı.  

     

    Ortaçağ teknoloji algısı konusunda genel bir fikir edinmek için Fârâbî’nin İhsâ’ü’l-Ulûm’una (İlimlerin Dökümü) kısaca bakmakta yarar vardır. Ona göre, Matematiksel İlimler’in yedi alt-dalı bulunmaktadır: Aritmetik, Geometri, Optik, Astronomi, Musikî, Mekanik (Ağırlıkları Kaldırma ve Sürükleme İlmi) ve Hiyel. Bu ilimlerin, bir nazarî (teorik) ve bir de amelî (pratik) kısımları bulunmaktadır ve bu ikinci kısımları açısından teknolojiyi alâkadar ederler.

    Meselâ “pratik geometri”, daha çok zanaatkârlar, mimarlar ve mühendisler için lâzımdır:

     

    “Amelî hendese, bunu kullanan marangoz ise, ağaç cisminde, bunu kullanan demirci ise, demir cisminde, bunu kullanan mimar ise, duvar cisminde çizgi ve yüzeylere bakar; mühendis ( = ölçücü, kadastro memuru) ise, yerlerin, tarlaların yüzeylerine bakar. Böylece amelî hendeseyi bilen herkes, aklında, o amelî sınaatın konusunu teşkil eden maddeden ibaret olan bir cisimde olmak üzere, çizgiler, yüzeyler, dörtgenler, daireler ve üçgenler tasavvur eder.”

     

    Bunlardan “İlm-i Hiyel” ise, bir sorunun çözülmesi için “Duyulurlar Âlemi”nde alınması gereken tedbirleri (hîleleri) öğreten bir ilimdir ve inşaat gereçleri, teraziler, gözlem âletleri, çalgılar, silahlar, optik araçlar ve yakıcı aynalar ve garip kaplar bu ilmin konusu içine girer.     

     

    XVI. yüzyıl Osmanlı âlimlerinden Taşköprülüzâde Ahmed Efendi’nin Mevzuâtü’l-Ulûm’undaki “Matematiksel İlimler Beyanındadır” başlıklı bölümünde de benzer bir yaklaşım gözlenir: Anlaşıldığına göre, Matematik’in dalları olan Hendese İlmi (Geometri), Hey’et İlmi (Astronomi), Adet İlmi (Aritmetik) ve Musikî İlmi’nden, özellikle Hendese İlmi ile Hey’et İlmi’nin bir kısmı “teknolojik ilimler”i (!) içermektedir.

    “Hendese İlminin Dalları” alt-başlığındaki “teknolojik ilimler”, İnşaatın Şartları İlmi, Optik İlmi, Yakıcı Aynalar İlmi, Ağırlıkların Merkezleri İlmi, Ağırlıkları Sürükleme İlmi, Arazi Ölçümü İlmi, Suları Çıkarma İlmi, Harp Aletleri İlmi, Atma İlmi, [Gece ve Gündüz Farlılıklarını] Düzeltme İlmi, Saatler İlmi, Gemicilik İlmi, Yüzme İlmi, Tartılar ve Teraziler İlmi ve Boşluğun Yokluğu Zaruretine Dayanılarak Üretilen Aletler İlmi[1] ve “Hey’et İlminin Dalları” alt-başlığındaki teknolojik ilimler ise sadece Gözlem Aletleri İlmi, Gölgesel Aletler İlmi (Güneş Saatleri), Usturlabın Kurulması İlmi, Usturlabın Kullanılması İlmi, Rub-ı Müceyyeb ve Rub-ı Mukantara’nın Kurulması İlmi, Çeyrek Daire İlmi ve Saat Aletleri İlmi’dir. Burada, esasen “Hendese İlminin Dalları”nın mühendisliği ve mimarlığı ilgilendirdiği görülmektedir.

     

    Şimdi artık şu soruyu sorabiliriz: “Hendese-i Ameliyye”yi yani pratik geometriyi teşkil eden ilimlerden hangileri teknolojik çalışmaları ve genel olarak sanayiyi besliyordu?

    Taşköprülüzâde’nin ve dönemin İslâm Âlemi’nin “bilim ve teknoloji algısı”na göre, teknoloji ile irtibatlı ilimler, sadece Aklî İlimler’in nazarî kısmıydı; [Amelî İlimler, daha çok günümüzdeki Beşerî Bilimler’e yakın bilgi alanlarıydı] ve bunlardan teknolojiyi en çok besleyenler ise aritmetik, geometri, astronomi ve musikîden ibaret Matematiksel İlimler’di; ancak temelde teknoloji, Fârâbî’de de açıkça görüldüğü üzere, yine nazarî ve amelî olmak üzere ikiye ayrılan Geometri’nin, Ameli Hendese (Pratik Geometri) denilen kısmıyla irtibatlıydı; öyle ki bu kısmın dalları, esasen muhtelif teknoloji alanlarına karşılık geliyordu.

    Öyleyse Osmanlı Dönemi Teknoloji Tarihi’ni [ve bu arada Osmanlı zanaatkârları, mühendisleri ve mimarlarının teknolojiye yapmış oldukları katkıları] anlamanın en sağlam yolu, bu dallarda kaleme alınmış olan yapıtları belirlemek ve değerlendirmek olacaktır.

     

    Osmanlılar, yukarıda literatürü belirtilen Ortaçağ İslâm Dünyası ve özellikle de Selçuklu ve Artuklu Dönemi teknoloji geleneklerinden büyük ölçüde etkilenmişlerdir; ancak böyle olması, en azından XVI. asır ateşli silahlar sanayi ile inşaat sanayi, XVIII. asır gemi sanayi ve XIX. yüzyıl imalat sanayinin bazı kısımları düşünülecek olursa, “Osmanlı Teknolojisi”nin kendine özgü bazı yönlerinin bulunmadığı anlamına gelmez. Bu açıdan bakıldığında denilebilir ki Osmanlı Teknolojisi’ni İslâm Teknolojisi’nden farklılaştıran en temel etmenler, (1) çağdaşı olduğu Bizans Teknolojisi ile Batı Avrupa Teknolojisi’nin birikimlerine daha açık olması ve (2) muhtemelen bu sayede, teknoloji ile sanayi arasında, önceki İslâm dönemlerinden farklı olarak daha yakın bir ilişki kurmayı başarmasıdır.



    [1] Taşköprülüzade, s. 406-411.