Bölüm anahatları

  • Ortaçağ’da Doğa Tarihi (I)

     

    Şimdi de Müslüman Bilginler’in Doğa tasavvurlarına bakalım.

     

    Ay Feleği’nin altında Unsurlar Âlemi yer alır. Bu âlemin temeli, artık “Esîr” değil, “Heyûlâ” denen “Madde”dir; maddenin içinde sûret gizli olarak mevcuttur ve sûret olmadan maddenin fiilen var olması imkânsızdır. Sûret’in iki derecesi vardır:

     

    (1) Cismî Sûret

    (2) Nevî Sûret

     

    Madde, bunların ilkiyle birleştiğinde, “Mutlak Cisim”i ve bu da ikincisiyle birleştiğinde, “Ferdî Cisim”i oluşturur. Madde, her sûreti kabule elverişlidir; bu yüzden madde balmumuna, sûret de balmumunun alabileceği biçimlere benzetilmiştir. Sûret sürekli değişir, madde ise değişmez, dâima aynı kalır. Madde, bütün Ay-altı Cisimler’in cevherini teşkil eder; sûret ise her cismin ferdiyetini (bireyselliğini) sağlar.

     

    Nevî Sûret’in ilk açılımı Dört Unsur’da (Anâsır-ı Erba‘a) gerçekleşir: Ateş, Hava, Su ve Toprak. Esîr’den oluşan Âlem (Ay-üstü Âlem) gibi, Unsurlar’dan oluşan Âlem de (Ay-altı Âlem), ortak merkezli ve küre şeklindeki dört katmandan teşekkül eder. Ateş, dört unsurun en hafifi ve incesi olduğu için, yer aldığı konum da en yüksekte bulunur; Ay Feleği’nin içbükey yüzeyi içinde uzanmakta ve ona temâs etmektedir. Ateş, saf halde olduğundan, renksiz ve şeffaftır; bundan dolayı da Ateş Küresi’ni görmek mümkün değildir.

    Bundan sonra sırasıyla Hava Küresi, Su Küresi ve bütün varlıkların en yoğunu olan Toprak Küresi gelir; böylece Yeryüzü, Evren’in çekirdeğini oluşturmakta ve bunun merkezi, aynı zamanda Evren’in de merkezi olmaktadır.

    Aslında Toprak Küresi, önceden tamamıyla Su Küresi tarafından kuşatılmıştır; ancak bir sebep dolayısıyla [Bu noktada farklı açıklamalar bulunmaktadır] su, Yeryüzü’nün düz olmayan yüksek kısımlarından çekilerek çukur bölgelere yerleşmiş ve böylece Dünya’nın yüzeyinden belirli bazı bölgeleri, Hava Küresi’nin içbükey yüzeyiyle temas hâlinde bırakmıştır.

     

    Dört Unsur, birbirlerinden “tabî‘atlar”ı (tabâi‘) veya “keyfiyetler”i (keyfiyyât) yönüyle ayrılır. Bunlar, her halükârda iki tanedir: Ateş kuru ve sıcak, hava sıcak ve nemli, su nemli ve soğuk, toprak ise soğuk ve kurudur. Unsurlar, ortak olarak sahip oldukları “keyfiyet” aracılığıyla birbirlerine dönüşürler: Ateş havaya sıcaklık aracılığıyla, hava suya nemlilik aracılığıyla, su toprağa soğukluk aracılığıyla ve nihâyet toprak ise ateşe kuruluk aracılığıyla dönüşür. Bütün bu değişimlerde, başkalaşan yalnızca sûrettir; Unsurlar’ı [ve dolayısıyla bütün Ay-altı Varlıklar’ı] meydana getiren madde, kendisi aracılığıyla meydana çıkan varlıklar, ne kadar çeşitli ve türlü de olsa asla değişmez.

     

    Basit Unsurlar’ın, “Oluş ve Bozuluş” (Kevn ü Fesâd) olarak adlandırılan bu dönüşüm süreci, Yedi Gezegen’in etkilerine bağlı olarak başlar ve

    Madenler, Bitkiler ve Hayvanlar’dan ibaret üç sınıf varlığın, yani Bileşik Unsurlar’ın oluşmasıyla sonuçlanır. Bundan dolayı Yedi Gezegen’e, çoğu kez “Yedi Baba”, Dört Unsur’a “Dört Ana” ve üç sınıftan oluşan Bileşik Varlıklar’a da “Üç Çocuk” denilmiştir. Hayvanlar sınıfı, gâyesine, yani kemâle “İnsan”la erişmiştir.

     

    Hayatiyeti sağlayan şey, “nefs”dir ve nefsin üç mertebesi vardır:

     

    (1) “Nebâtî Nefs”: Bitkiler, hayvanlar ve insanlarda müşterektir; “hayatî kuvvet”e karşılık gelir ve işlevleri ise, büyüme, beslenme ve üremedir.

     

    (2) “Hayvanî Nefs”: Hayvanlarda ve insanlarda müşterektir; “hissî kuvvet”e karşılık gelir ve işlevleri ise, duyumsamak ve iradî olarak hareket etmektir.

     

    (3) “İnsanî Nefs” (Nefs-i Nâtıka): Sadece insanlara mahsustur; “aklî kuvvet”e karşılık gelir ve işlevi ise, düşünmektir.

     

    Öyleyse bütün nefsleri bir araya getiren ferdî insan nefsi, üç yönlüdür, fakat ölümden geriye kalan sadece “Nefs-i Nâtıka”dır. Nefs-i Nâtıka, dünyevî hayatına madenden başlar; maddenin karşı koymasının müsâade edeceği ölçüde süratle nebâtî ve hayvanî yapılardan geçerek insana doğru yükselir. Yükseldikçe gelişmemiş olan güçlerini olgunlaştırır; nihâyet, yolculuğu boyunca kendileri vâsıtasıyla ilerlemiş olduğu ve artık şimdi işine yaramayan, koltuk değnekleri hâline gelmiş bulunan bu kuvvetleri atmaya muvaffak olur.

     

    Nebâtî Nefs, “Kuvvet” denilen dört özelliğe sahiptir:

     

    (1) “Besleyici Kuvvet”: Organizma, bu kuvvet sâyesinde, vücudun harcadığı enerjiyi yerine koyar.

     

    (2) “Büyütücü Kuvvet”: Organizma, bu kuvvet sâyesinde, hayatın belli bir devresine kadar büyür; yani boyu, eni ve derinliği artar.

     

    (3) “Doğurucu Kuvvet”: Organizma, bu kuvvet sâyesinde, kendinden bir parça çıkarmak suretiyle kendisine benzeyen diğer bir bireyi varlığa getirir.

     

    (4) “Sûretleyici Kuvvet”: Daha önce çıkarılmış olan parça, uygun bir yere düşmüşse, bu kuvvet sâyesinde, kendine uygun bir sûrete bürünür ve benzeri bir birey olarak varlık bulur.

     

    Bu dört kuvvet veya husûsiyet, başka bir dört kuvvet tarafından desteklenir ve yardım görür:

     

    (1) “Çekici Kuvvet”: Organizma, bu kuvvet sâyesinde, beslenmesi için gereken nesneleri kendisine çeker.

     

    (2) “Alıkoyucu Kuvvet”: Organizma, bu kuvvet sâyesinde, yiyeceği hazmedilene kadar uygun yerde muhâfaza eder.

     

    (3) “Hazmettirici Kuvvet”: Organizma, bu kuvvet sâyesinde, gıdâyı vücudun eksikliklerinin onarımına uygun bir hâle getirir.

     

    (4) “Dışarı Atıcı Kuvvet”: Organizma, bu kuvvet sâyesinde, fazlalıkları vücuttan dışarı atar.