Bölüm anahatları

  • Uzlar:

    Oğuz adı, oklar yani boylar birliği anlamına gelmektedir. Oğuzlar, 6. yüzyılda Göktürk Devleti içinde yer aldılar. Bu dönemde Tula ve Selenga ırmakları dolaylarında yaşamışlardır. Batı Göktürklerinin dayandığı esas unsurlar Oğuzlardı. İkinci Göktürk Devleti ve Uygur Devleti zamanında 7. ve 8. yüzyıllarda daha batıya göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu dönemde Talas ve Seyhun ırmakları çevresine yerleşen Oğuzların bir kısmı, 9. ve 10. yüzyılda doğudan gelen diğer Türk kavimlerinin baskısıyla yeniden batıya göçmek zorunda kaldılar. Bu göçleri esnasında Peçenekleri önlerine katan Oğuzlar, onların 9. Yüzyılın sonlarına doğru İtil Irmağını geçerek batıya gitmesinde  başlıca rol oynadılar. Ancak Ancak Oğuzlardan esas kitle Seyhun ırmağı civarında yaşamaya devam etti. Burada 10. yüzyılın başlarında Oğuz Yabgu Devleti’ni kurdular. Sırderya boyundaki Oğuz Yabgu Devleti’nin 1000 yılında Kıpçak saldırıları sonucunda yıkılması üzerine Oğuzların bir bölümü güneye, bir bölümü de batıya göç etti. Bunlardan batıya göç eden oğuzlar, kaynaklarda Uz veya Guz şeklinde adlandırılmışlardır. Ruslar ise bunlara doğrudan Türk adını vermişlerdir. Bunlar uzun bir süre Yayık ve İtil ırmakları arasında kaldılar. Peçeneklerin ardından Karadeniz’in kuzeyinde Don ve Dinyeper ırmakları arasına yerleştiler. Oğuzlar, burada Ruslarla savaştılar. Ancak, Rus prensleri birleşerek Oğuzları bu bölgeden çıkardılar (1060). Peçeneklerin ardından ileri hareketlerine devam eden UzIarın büyük bir kısmı  Kıpçakların baskısıyla 1064 yılında Tuna'yı geçerek Balkanlara geldikleri hâlde, diğer bir kısmı da bu günkü Ukrayna'nın güneyinde yerleşmişler­dir. Bunlardan bir kısmı Karakalpak adıyla bilinecektir. Ancak burada gerek Kıpçaklar gerek Ruslar ve Gerekse Peçeneklerle yaptıkları mücadeleler sonucunda önemli bir güç olmaktan çıkan Oğuzların bir bölümü, Bizans tarafından Makedonya’ya yerleştirildi. Bizans, buradaki Oğuzların bir bölümünü ordusuna aldı. 11. yüzyılın ortalarında Balkanlarda yurt tutun Uzların bir bölümü Vardar Ovası’ndaki başka Türk unsurlarla karışarak, bölgenin tam bir Türk yurdu olmasını sağlamıştır. Uzların kalan kısmı Dobruca'da yerleşerek, bu gün­kü Gagavuzların temelini oluşturmuşlardır.

    Başgırtlar:

    Başgırt adının Beş Ogur sözcüğüyle ilgili olduğu sanılmaktadır. Dilleri, Kıpçak Türkçesi grubuna girmektedir. Başgırtlar, Güney ve Orta Ural dağlarının iki yanında bulunan bozkır ve ormanlık alanda yaşamışlardır. 12. yüzyıla kadar eski Türk dinini koruyan Başgırtlar, 14. yüzyılda Altın-Orda egemenliğinde İslâmiyeti kabul etmişlerdir. 17. yüzyıldan itibaren Rus nüfuzu altına girmen Başkırt Türkleri, yaşadıkları bölgenin yalıtılmış ve Türkistan’a yakın olması nedeniyle kültürlerini korumuşlardır. 17. ve 18. yüzyıllarda Ruslara karşı pek çok kez isyan etmişler ancak başarılı olamamışlardır. Bunlardan 18. yüzyılın sonunda gerçekleşen Salavat Yulayev’in isyanı önemlidir. Salavat Yulayev isyanı bastırılmış olsa da o, bağımsızlığın sembolü olarak Başkırtların milli kahramanı sayılmaktadır. 19. yüzyıldan sonra Rus ordusunda süvari olarak hizmet gören Başkırtlar, 20. yüzyıl başında milli bağımsızlıkları için büyük mücadele verdiler. Bugün Rusya Federasyonu içinde Başkurdistan Özerk Cumhuriyeti’nde varlıklarını sürdürmektedirler.

    Türgeşler:

    Türgeşler, Batı Göktürklerinin bir koludur. İlk oturdukları bölge Altay dağlarının güneybatı etekleri idi. 630’da Göktürk Devleti’nin yıkılmasıyla güçlerini artırdılar. On boy hâlinde yaşayan Türgeşler, 657 yılından sonra, Çin’in baskısıyla batıya göç etmişlerdir. Bunlardan daha kalabalık olan beş boy, İli ırmağı civarına gelip yerleşmişlerdir. Sarı Türgeşler diye adlandırılan bu kısmın başında Baga Tarkan bulunmaktaydı. Daha batıda Talas bölgesine gelmiş olan diğer beş boy ise Kara Türgeşler adıyla bilinmektedirler. Baga Tarkan, batıdakilerin de katılmasıyla siyasal bir birlik oluşturmuş, güneyde ünlü ticaret merkezi olan Tokmak kentini ele geçirerek başkent yapmıştır. Kentleşmeye büyük önem veren Türgeşler, Türkistan’ın önemli kentlerini ele geçirmişlerdir. Baga Tarkan’ın kendi adına para da bastırdığı bilinmektedir.

    Kırgızlar:

    Kırgızlar, Türk tarihinin bilinen en eski kavimlerinden biridir. Asya Hunları döneminden beri varlıkları bilinen Kırgızlar, uzun yıllar Hunlara bağlı kaldılar.  Bu dönemde Aral Gölü ve Hazar Denizinin kuzeyindeki bozkırlar ile Tanrı Dağlarına kadar yayılmışlar. Yenisey ırmağı boylarında oturan Kırgızlar, 560’ta Mukan Kağan zamanında Göktürklere bağlanmışlardır. Uygur Devleti’nin kurulmasından sonra, 758’de Moyen Çur Kağanın Uygurlara bağladığı Kırgızlar, 840 yılında Uygur Devleti’ni yıkarak, Orhun Bölgesi’nde kendi devletlerini kurmuşlardır. Ancak bir süre sonra Kitanlarca buradan çıkarılan Kırgızlar, eski yurtlarına çekilmek zorunda kalmışlardır. Böylece Orhun Bölgesi, Türk yurdu olmaktan çıkıp Moğolistan’ın bir parçası durumuna gelmiştir. Cengiz Han zamanında Moğollara bağlanan ilk Türk kavmi olan Kırgızlar, bu tarihten sonra siyasal bir varlık gösterememişlerdir. Bu dönemde Çağatay Hanlığı içinde yer alan Kırgızlar, sırasıyla Timur ve Özbeklere bağlı kaldılar. 1700 yılında kurulan Hokand Hanlığı’nın hâkimiyetine giren Kırgızlar, Buhara ve Hokand hanlıklarının 1876 yılında Rus hâkimiyetine girmesiyle Rusya’ya bağlandılar. 1862‘de Bişkek’e kurulan Rus Garnizonu 14 yılda tüm Kırgızistan’ı işgal altına almıştır. Bu tarihten sonra çeşitli defalar isyan eden Kırgızlar, 1916 yılında zorunlu askerlik uygulamasına karşı büyük bir ayaklanma gerçekleştirmişlerdir. Ancak ayaklanmayı bastıran Ruslar çok sayıda Kırgız’ı katletmişlerdir. 1918 yılında Kırgızistan’da Bolşevikler hâkim olmuş, 1991 yılında bağımsızlığını kazanmıştır.

    Karluklar:

    Karluk adının, kar yığını anlamına geldiği sanılmaktadır. Göktürklerin bir kolu olan Karluklar, bu dönemde Altay dağlarının batısı ile Tarım Havzası’nda yaşamışlardır. Birinci Göktürk Devleti’nin yıkılması ardından 665 yılında Karluklar bağımsız oldular. Bu dönemde başlarında yabgu unvanını taşıyan hükümdarları bulunuyordu.

    Karluklar, İkinci Göktürk Devleti’nin kurulmasıyla tekrar Göktürklerin egemenliği altına girdiler. Daha sonra Karluklar, Uy­gurlar ve Basmıllar ile birleşerek Göktürkler'in yıkılmasında büyük rol oynamışlardır. Bu sırada Uygurlar ve Karluklar'ın katılmasıyla oluşan Basmıl Kağanlığı'nın Uygurlar tarafından yıkılması üzerine Orhun bölgesinde Uygurlar hâkimiyet kurdular. Uygur Devleti'nin hâkimiyetini tanımak iste­meyen Karluklar, Uygur kağanı Moyen Çur karşısında tutunamayarak (747) batıya kaymışlardır. Bu dönemde Batıda Göktürklerin yerini alan Türgeşler, Müslüman Arap saldırıları karşısında güçlerini yitirmişlerdi. Çinliler de Türkistan’daki bu siyasî boşluktan yararlanarak bölgede hâkim olmak istiyorlardı. Burada Karluklar, Çinliler'e karşı Müslüman Araplar'ın yanında yer alarak, tarihî bir rol oynamışlardır. 751 yılında Araplarla Çinliler arasında yapılan ünlü Talas Savaşı’nda Müslüman Arapların kazanmasında eltili oldular. Böylece Çin’in, Orta Asya’ya egemen olması engellendiği gibi Türklerin İslâmiyet’le olan ilişkileri de yoğunlaşmıştır. Talas Savaşı’ndan sonra İslâm dini başta Karluklar olmak üzere Türkler arasında hızla yayılmaya başladı.