Bölüm anahatları
-
Kızılırmak’ın esas alındığı bu ikili yapı, konar-göçer Türkmenler için de yeni bir idari tasnifin doğmasını sağlamıştır. Kızılırmak’ın batı ve güneyinde bulunan konar göçer Türkler Yörük (yürümek fiilinden gelmektedir) adıyla anılırken, Kızılırmak’ın doğusundakiler Türkmenler olarak adlandırılmıştır. Her iki grup da aslında Oğuz-Türkmen grubu olup, etnik anlamda aralarında bir fark yoktur. Ancak Yörüklerin yaşadığı coğrafya dağ göçerliğine daha uygun olduğu için daha kısa mesafede yaylak ve kışlak hayatı yaşamaktaydılar. Yine aynı sebeple keçi besleyip, kılından kilim yapmaktadırlar. Türkmenler ise bozkır göçerliği yaptıklarından daha uzun mesafelere göç etmekteydiler. Yine coğrafyanın uygun olması nedeniyle koyun besleyip, yününden halı dokumaktaydılar. Yerleşik hayata geçenler ise (oturak) Türk olarak nitelendirilmekteydi. 16. yüzyıldan itibaren özellikle Doğu’daki Türkmenlerin siyasi gücünün kırılması, batıya göçüp, iskan edilmelerinin ardından konar-göçerliği “ekrad” kavramı karşılamaya başlamıştır. Hatta Doğuda göçerliği devam ettiren Türkmenlere bu nedenle “Ekrad- Türkmenan” denilmiştir. Örneğin I.Alaaddin Keykubad devrinde Adıyaman, Siverek bölgesine gelen ve Osmanlı devletinin kurucu boyu olan Kayı boyuna mensup Karakeçililer için de “Ekrad-ı Türkmenan-ı Karakeçili” tabiri kullanılmıştır. Halbuki bu Karakeçililer, önce Karacadağ’a ardından Sögüt’e giden ve buraları yurt edinen Ertuğrul Gazi önderliğindeki Kayılar ile aynıdır. Nitekim, Karacadağ ve Söğütte de Karakeçililer bulunmaktadır ve Söğüt’tekiler “yörük”, Karacadağ’dakiler “Türkmen” sıfatını almışlardır.
