Bölüm anahatları
-
Osmanlı Devleti’nin, özellikle 16. yüzyılın sonlarından itibaren, bozulmaya başlayan askeri, siyasi ve mali sisteminden en çok bu konar-göçer gruplar etkilendi. Sistemi düzeltmek isteyen Osmanlılar, Yörük ve Türkmenleri toprağa bağlamak, onları kayıt altına almak maksadıyla iskan etmeye zorladı. Özellikle Türkmen oymakları arasında iskana çok direniş gösterilmesine rağmen sonuçta onlardan büyük bir kısmı yerleşmek zorunda kaldı. Direnenler ise Anadolu’yu bir ağ gibi ören uzun göç yolları inkitaya uğradığı için yaylak veya kışlak mahallerine yakın yerlerde göçlerine devam edebildiler. Ancak bu bozkır göçerliğine ve esas kitleyle olan bağlarına ket vurmak demekti. Bu nedenle, günümüzde göç etmeye devam eden ve Türkmen vasfını koruyan bir gruba rastlayamıyoruz. Yörükler ise, kısa menzilli dağ göçerliğinin getirdiği avantaj ile kısmen de olsa, göçerliklerine devam edebildiler. Bu anlamda yörük kimliği yaşatılabildi. Özellikle bozkır göçerliği yapan, Halep’ten çıkıp Sivas Uzunyayla’ya ulaşan veyahut Erzurum’a giden veyahut Eskişehir’e, Ankara’ya kadar gidebilen Türkmen gruplarının göç yolları kesildi; ya yaylaklarında ya kışlaklarında meskûn hale getirildiler. Zaten Osmanlı-Safevi çekişmesi neticesinde Türkmenlerin önemli bir bölümü İran ve Azerbaycan’a göç etmişler, Anadolu’daki nüfusları azalmaya başlamıştı.. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Türkmenlerin, uzun göç yollarının ve akrabalarıyla olan ilişkilerinin inkitaya uğraması, dağ göçerliğini sürdüren, feodal yapılarını muhafaza eden Kürt aşiretlerinin bölgede öne çıkmasını beraberinde getirdi. Bu dönüşüm Osmanlı tahrir defterlerine de yansıdı. Özellikle Doğu ve Güneydoğu tahrirlerine “Türkmen Ekradı”, yani Türkmen Kürtleri diye tanımlanan yeni bir kavram yansıdı. Şüphesiz bu kavramdan kasıt artık bölgede göçerliğin Ekrad tarafından temsil ediliyor olmasından kaynaklanmaktaydı. Ekrad sözü, kavmi bir nitelemeyi değil “göçerlik” hal ve niteliğini belirlemek için kullanılmaktaydı. Haleb, Dulkadirli, Danişmendli, Boz Ulus gibi büyük Türkmen teşekküllerinin içerisinde yer alan bazı oymaklar bu tanımlamayla anılır oldular. Bazı Avşar, Beğdili, Döğer, Karakeçili gibi Türkmen aşiretleri de Ekrad olarak nitelendirildiler. Sadece Karakeçili örneği bu isimlendirmenin kavmi değil, yaşayış ve kültürel farklılıklardan kaynaklanan bir isimlendirme olduğunu daha iyi gösterecektir.
