Bölüm anahatları
-
7. Hafta Çeçen-Rus Savaşları
Konular: Birinci Çeçen-Rus Savaşı (1994-96); Çeçenistan’da politik durum; İkinci Çeçen-Rus savaşının bahaneleri ve nedenleri.
Temel Okumalar:
- Alev Erkilet, Ele Geçirilmeyen Toprak: Kuzey Kafkasya, s. 110-126;
- Wikipedia’dan uygun makaleler;
- Youtube’dan değişik videolar:
- https://tr.wikipedia.org/wiki/Birinci_%C3%87e%C3%A7en_Sava%C5%9F%C4%B1
- https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0kinci_%C3%87e%C3%A7en_Sava%C5%9F%C4%B1
1991 yılında bağımsızlık ilanında bulunan Çeçenlere karşı askeri harekat1994’te başlamıştır. Kanlı çatışmaların ardından 1996 yılında Hasavyurt Antlaşması imzalanmış ve Çeçenler önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Ancak Çeçen lider Basayev’in Rusya’ya karşı direnişinin devam etmesi, Rusya’da meydana gelen bombalama ve suçlardan Çeçenlerin sorumlu tutulması ve direnişin Dağıstan’a sıçrama endişeleri gibi sebeplerle 1999’da Çeçenistan’a ikinci harekat başlamıştır. Putin’in iktidara gelişiyle, yeniden dağılmanın önüne geçmek amacıyla merkezi otoritenin güçlendirilmesi çabası içine girilmiştir. Putin, Çeçenistan’a karşı sert ve tavizsiz bir politika uygulamış, ulusal çıkarların korunmasını ön planda tutmuştur. Bu suretle ülke içinde siyasal, askerî ve ekonomik gücü kontrol edebilmeyi hedefleyen Putin, geri plandaki Tataristan ve Başkurdistan gibi özerk bölgelerin bağımsızlık arayışlarının da ciddi anlamda caydırılmasını hedeflemiştir. Rusya Federasyonu’nun birliğini korumada kilit bölge Çeçenistan, Dağıstan ve İnguşetya’dır.
Bu kesimde radikal İslam’ın galip gelmesi veya Moskova’nın zafiyet göstermesi halinde, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti ve Gürcistan’a bağlı Abhazya’nın da burada ortaya çıkabilecek İslami antiteye katılması, daha sonra da Tataristan, Başkurdistan ve Kırım’ın ivmesi yükselen bu İslami dalgadan etkilenmesi muhtemeldir. Uluslararası terörizm ve El Kaide ile Çeçenistan’daki İslami faaliyetler irtibatlandırılmakla birlikte, Batı’nın Çeçenistan meselesinde Moskova’nın yanında yer almadığı, bu nedenle de Beslan katliamı sonrası Putin’in ABD’yi ‘bölgedeki cihadi gruplara ve terörizme destek vermekle’ suçlayacak kadar eleştirilerini tırmandırdığı görülmektedir. Çeçenistan ve Dağıstan bağımsız hale gelirlerse stratejik dağlık konumları sayesinde, Rusya’nın Transkafkasya’daki olaylara karışmasını engeller ve Rusya’nın bölgedeki gücünü azaltırlar. Çünkü Kuzey Kafkasya her zaman için Rusya’nın en önem verdiği bölge olmuştur ve Rusya’nın ihtişamı Kafkasların yıkıntıları üzerinde kurulmuştur. Eğer Kafkasları ve Orta Asya’yı kontrolü altına almak istiyorsa, Rusya’nın mutlaka Çeçenistan üzerinde jeopolitik egemenlik kurması gerekmektedir. Rusya’nın Çeçenistan üzerindeki egemenliğini kaybetmesi, Kafkaslardaki, özellikle de çoğunluğun Müslüman olduğu bölgelerdeki milliyetçi güçlere çok büyük cesaret verecektir. Kuzey Kafkasya’daki Dağıstan, İnguşya, Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes, Adigey ve Azerbaycan cumhuriyetlerinin nüfusunun büyük kısmı Müslüman’dır. Eğer bu cumhuriyetler bir Kuzey Kafkasya kanadı oluştururlarsa, Hıristiyan cumhuriyetler olan Ermenistan ve Gürcistan’ı Rusya’dan ayıracak bir Müslüman kuşak meydana getirirler. Böylesi bir gelişme Ermenistan ve Gürcistan’ı sadece Kuzey Kafkas komşularına değil, batılarındaki ve güneylerindeki büyük Müslüman devletler olan Türkiye ve İran’a da bağımlı kılar. Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan üzerinde belirli bir kontrol tesis ettikten sonra, öteden beri kendisi için sorun olan Kuzey Kafkasya ve Çeçenistan üzerinde kontrol kurma çabalarına ağırlık veren RF, bu girişimlerini uluslararası kamuoyuna “bölgedeki milliyetçi ve dinî radikalizmi kontrol etme ve bölgede istikrarı sağlama çabaları” olarak açıklamıştır.Gerçekte kendisi tarafından desteklenen Kafkasya’daki dondurulmuş istikrarsızlıktan yararlanan RF’nun “Yakın Çevrede Barış ve İstikrar Oluşturma” çabaları yönünde bölgedeki müdahaleleri, Rusya ile bazı alanlarda çıkar ilişkileri bulunan Batılı ülkeler tarafından da anlayış ve destek ile karşılanmıştır. Başta ABD olmak üzere, Batılı ülkelerin bu tavırlarından güç ve cesaret alan RF, bölgede de facto olarak elde ettiği avantajlarını uluslararası alanda yasallaştırma yoluna gitmiştir. Çeçenistan’a müdahalesini haklı göstermek adına Avrupa’ya, “ biz sizin, uyanan İslam fundamentalizmine karşı güvenceniz ve tehlikeyi göğüsleyecek tampon bölgesiyiz, o halde yanımızda ve arkamızda olmalısınız” diyerek, Batının korkulu rüyası olan İslam tezini işlemeyi bilmiştir. Çeçenistan’da sürdürülen savaş sırasında ordunun sivil hedefleri bombalanması, Grozni gibi önemli kent merkezlerinin havadan yoğun bombardımana tutularak yüzlerce sivilin ölümüne sebebiyet verilmesi, savaşta esirlere Cenevre Sözleşmesi’nin hükümlerinin uygulanmaması ve Gizli Polis’in sivil halk üzerindeki baskısı gibi nedenlerle Moskova; Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, BM İnsan Hakları Kuruluşu gibi uluslararası teşkilatlar tarafından eleştirilmektedir. Avrupalı liderler ise bu konuda ‘real politik’in bir gereği olarak genelde susmayı veya genelde Washington’un yaptığı gibi konunun Rusya’nın bir iç meselesi olduğunu belirtmek suretiyle, Moskova’yı rahatsız edebilecek davranış ve eleştirilerden kaçınmaktadırlar.
Putin’in kararlı tutumu ile özellikle AB, Avrupa Konseyi ve ikili ölçekte Batı tepkileri sonuçsuz kalmış, RF birlikleri sivillere karşı geniş çaplı insan hakları ihlallerine de sebep olarak Çeçenistan üzerinde hâkimiyet kurmayı kısmen de olsa başarmışlardır. Çeçen direnişçilerin faaliyetleri bölgenin kırsal kesiminde sürmekte, zaman zaman Rus şehirlerinde de terör eylemleri biçiminde kendini göstermektedir. Ancak müdahaleleri meşrulaştırmak ve uluslararası arenada haklılığını göstermek için şehirlerdeki terör olaylarının Rus gizli servislerince yapıldığı da belirtilmektedir. Bugünkü gelişmeler kapsamında; RF Çeçenistan üzerinde tam hâkimiyet kurmaya çalışarak, ülkesinin yeni bir dağılma süreciyle karşı karşıya kalmasını engellemeye çalışmaktadır. RF, Çeçenistan ile aynı özelliklere sahip 19 özerk cumhuriyetin de harekete geçmesi durumunda topraklarının%28’ini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu durum RF’nun yeniden dağılması, toprak açısından daha da kuzey çekilmesi ve iç devlet durumuna düşmesi, Karadeniz ve Hazar Denizi ile irtibatının neredeyse tamamen ortadan kalkması ve bu bağlamda, bu bölgedeki hâkimiyet ve nüfuzunu ABD’ye kaptırması anlamına gelmektedir. Rusya açısından olay yalnız Çeçenistan değildir. Sorun tüm Kuzey Kafkasya’nın elde bulundurulmasıdır. Gerek Çarlık Rusya’sı gerekse Sovyet Rusya ve bugünkü Rusya yüzyıllarca her ne pahasına olursa olsun Karadeniz’i, Hazar Denizi’ni kontrol eden ve Büyük Petro ve haleflerinin telkinlerine göre Rusya’yı Akdeniz sahillerine ulaştıracak ve elde bulundurduğu zaman kendisini Türkiye ve İran’a karşı avantajlı duruma getirecek olan Kafkasya’nın ele geçirilip muhafazası için çalışmışlardır. Hazar Denizi’nden Karadeniz’e kadar uzanan Kuzey Kafkasya bu mücadelenin jeo-stratejik hedefi olagelmiştir. Kafkasya’daki Müslüman unsurlar arasında RF’na karşı ortaya çıkacak bir bloklaşma, Rusya’nın bölge ile doğrudan bağlantılı ekonomik ve siyasi çıkarlarını ve toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Buna karşı Rusya, bölgedeki devletlerin ekonomik kalkınmaları ve bağımsızlıklarının etkili şekilde gelişmesini ve bölgedeki petrolün geçerli ve karlı ihraç yollarını engelleyen Kafkasya’daki ‘dondurulmuş istikrarsızlık’ durumundan faydalanarak ve bunu teşvik ederek sorunu kendi arzuladığı şekilde bir çözüme ulaştırma çabası içinde olmuştur.
Orta Asya'daki geri çekilişin aksine, Rusya'nın Kafkasya'daki hızlı Amerikan hamlelerinin ilk şokunu atlatması uzun sürmemiştir. Bunda Rusya Federasyonu’nun güvenlik algılamasında Kafkasya'nın Orta Asya'ya göre, başta Çeçenistan sorunu olmak üzere, daha öncelikli bir yere sahip olmasının payı büyüktür. Hem 'yakın çevre'sindeki otoritesini yeniden tesis etmek, hem kendisi için stratejik ve ekonomik önemi büyük olan bir bölgede kontrolü tam olarak kaybetmemek isteği ve hem de Kuzey Kafkasya'da güvenlik ve istikrarın korunması için Güney Kafkasya'nın öneminin bir kez daha ortaya çıkması; içeriğinde değişmeler olsa dahi, Rusya Federasyonu'nu, ABD'nin dış politikada dikkatini Irak'a yoğunlaştırması fırsatından da istifade ederek,Güney Kafkasya'da politik ataklar yapmaya sevk etmiştir.Rusya açısından Kuzey Kafkasya ve Transkafkasya’daki Rus kontrolüne dayalı istikrar ve güvenlik, birbiriyle sıkı sıkıya bağlantılı gibi gözükmektedir. Rusya için bu iki bölge arasında nasıl bir öncelik-sonralık ilişkisinin olduğunu tespit etmek pek kolay değildir. Ancak, SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya Çeçenlerin bağımsızlık isteklerini göz ardı ederek, bir müddet tüm enerjisini Transkafkasya’da kontrolü yeniden kurma yönünde harcamıştır.
Güney Kafkasya’daki Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ın bağımsızlığı ve gelecekteki güvenliği Kuzey Kafkasya ile politik olduğu kadar ekonomik yönden de sıkı sıkıya bağlıdır. Bu devletlerden biri bağımsızlığını kaybederse diğerleri de bundan etkilenecektir.Rusya, Azerbaycan ve Gürcistan ile ilişkilerinde Çeçen direnişçileri destekledikleri iddiasıyla bu ülkelerdeki etnik ve siyasi sorunları körükleyerek bölgesel hâkimiyetini sürdürmek istemektedir. Ermenistan ile de yakın ilişki içindedir. Rusya kendi egemenlik alanında bulunan Kuzey Kafkasya bölgesinde ayrılıkçı hareketleri bastırma politikası izlerken, Transkafkasya’da tam tersi bir yaklaşımla hareket etmektedir. Uluslararası terörizme karşı savaştığını söyleyerek Çeçenler vasıtasıyla bölge ülkelerine baskı yapmaktadır. Sovyetler Birliği’nin dağılışı ve BDT’nin kuruluşundan beri, Azerbaycan ve Gürcistan Rus otoritelerinin gözünde iki merkezkaç ülke durumundadır. Rusya bu iki ülkede de etkinlik kurmakta zorlanmaktadır. Azerbaycan ve Gürcistan’ın temel dış politik yönelimleri ise tepkisel bir şekilde tamamen Batıya doğru olmuştur. Öte yandan, Ermenistan bu iki ülkeden farklı olarak bağımsızlıktan hemen sonra, Rusya’ya yönelmek zorunda kalmıştır. Burada, Ermenilerin Ruslarla tarihi müttefik olduklarını da hatırlatmakta yarar vardır.
