Bölüm anahatları

  •  

    11.         Hafta                              Karaçay-Malkar

    Konular:  Karaçay-Malkarların sosyo-demografik yapısı; Geleneksel hukuk ve inançlar; Karaçay-Çerkez ve Kabardin-Balkar cumhuriyetleri.

    Temel Okumalar:

    -      Ufuk Tavkul, Kafkasya Gerçeği, s. 34-36; 161-170; 289-300; 325-336; 359-377; 390-419;

    -            Wikipedia’dan uygun makaleler:

    -           Kafkasya ve Çevresindeki Türk Toplulukları.

                Dr. Ufuk    Tavkul. http://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=358637

    -             Karaçaylar http://tr.wikipedia.org/wiki/Karaçaylar

     

    -                https://en.wikipedia.org/wiki/Karachay-Cherkessia

    -           Youtube’dan değişik videolar:

                  https://youtu.be/zvmvQQ5SykM

                  https://youtu.be/xYinNgL0CiY

                https://youtu.be/2MP99eucn1k

    Ders Notları:

    Karaçaylar-Malkarlar, Kafkasya ile ilgilenenlerin dışında çok az kimsenin adını duyduğu tarihi geçmişi çok eski devirlere dayanan bir bölgede Kafkasların sarp ve derin vadilerindeki köylerde yüzyıllardan beri kimseye zarar vermeden, kendi emeğiyle yaşayan Türk topluluğudur.

    Tarihî, antropolojik, arkeolojik ve linguistik araştırmalar Karaçay-Malkarların tarih boyunca Kafkasya’da hâkimiyet kuran Kimmer, İskit, Hun, Bulgar, Alan, Hazar, Kıpçak gibi proto-Türk ve eski Türk kavimleri ile çeşitli Kafkas halklarının etnik ve sosyo­kültürel bütünleşmesinden ortaya çıkmış bir Kafkasya Türk halkı olduğunu ortaya koymuştur. Karaçay-Malkar yer, ırmak, dağ ve köy adları incelendiğinde bunların büyük bölümünün Kıpçak ve Hun Bulgar kökenli eski Türkçe adlar oldukları görülmektedir.

     

    Karaçaylar ve Malkarlar birbirinden farklı etnik kökene, dile, kültüre ve tarihe sahip iki ayrı halk değil, aynı dil, kültür ve tarihi paylaşan aynı Türk boyudur. Karaçay ve Malkar adları bu boyun yaşadığı iki coğrafî bölgenin adlarıdır. Avrupa ile Asya’yı ayıran Kafkas dağlarının en yüksek tepesine (5642 m) sahip “Elbruz” dağının Karaçay Türkçe’sindeki adıyla “Mingi Tav” eteklerinde ve derin-ulaşılmaz, masalsı vadilerinde bir ucunda Karaçaylılar, diğer yamacında Malkarlılar yaşar. Buralarda yaşayanlar da aslında Karaçaylar ve Malkarlar olarak değil,  Konyalılar ve Karamanlılar gibi Karaçaylılar ve Malkarlılar olarak adlandırılmalıdırlar. Zira coğrafi konumları dışında aralarında hiçbir farklılık yoktur. Kendilerine Tavlu (Tavlı – Dağlı) adını veren bu halk, ayrıca kendi aralarında kendilerini yaşadıkları vadilerin adlarına göre Karaçaylılar, Bashanlılar, Çegemliler, Holamlılar, Bızıngılılar ve Malkarlılar olarak çeşitli zümrelere ayırırlar. “Balkar” adı Bashan, Çegem, Holam, Bızıngı ve Malkar vadilerinde yaşayan dağlıları tek bir isim altında toplamak isteyen Sovyet yönetimi tarafından uydurulmuş sunî bir etnik isim ve millet adıdır.


    Sadece Kafkaslar’ın değil, 3.000 metreden yukarı kısımlar buzullarla kaplı, dünyanın en yüksek ve sarp dağlarında kendilerini dış dünyadan tecrit ederek çeşitli kavimlerin istila hareketlerinden koruyan bağımsızlık ve özgürlüklerine düşkün Karaçay-Malkar Türkleri, 3500 yıl boyunca Türklüklerini muhafaza etmişlerdir. Karaçay-Malkar Türkleri 1828 – 1862 arası Çerkeslerle birlikte Rus istilacılarıyla çarpıştılar. 1862’de Karaçay dâhil olmak üzere Çerkesya Rusların eline geçti.

    1862 – 1908 arası Karaçay-Malkar halkının bir bölümü diğer Kafkas halkları ile Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldılar.

    1917 Bolşevik ihtilali sonrasında 1918’de çok kısa bir süre bağımsızlık kaldılar.
    1920’de Karaçay-Malkar Kızılordu tarafından işgal edilerek Sovyet sistemine dahil edildi. Karaçaylılar 12 Ocak 1922’de kurulan Karaçay-Çerkes özerk bölgesi içinde yer alırken, Malkarlılar da 16 Ocak 1922’de kurulan Kabardin-Balkar özerk bölgesi idaresi altına alınarak kasten bölündüler. Böylece tarih, kültür, etnik köken ve dil açısından Karaçaylılarla bir olan Malkarlılar sunî ve uydurma bir etnik isim olan Balkar adına katılmış oldular.

    Karaçaylılar 1920-30’lu yıllarda kolektifleştirme hareketine karşı çıkarak kurdukları çetelerle Sovyet ordusuna karşı aylarca Kafkas dağlarında silahlı mücadeleye giriştiler. Sovyetlerin kolektifleştirme hareketleri Kafkasya’nın diğer bölgelerine göre Karaçay’da çok kanlı savaşlarla geçti. Karaçaylılar Sovyet rejimine karşı sürdürdükleri bu silahlı mücadeleler yüzünden Sovyet hükümeti ve özellikle Stalin tarafından “komünist rejimin amansız düşmanları” olarak nitelendiriliyorlardı.

    ABD’de yaşayan Türk toplumunun en önemli kitlesi olan Karaçay Türkleri’nin yaşayan çınarı, Cabbar Aybaz’ın varlıklı ailesi komünizmin gelmesiyle her şeylerini kaybetmiş; 1930 yılında bulundukları bölgeden 350 kilometre uzaktaki çorak bir araziye ansızın sürgüne gönderilmişler. Cabbar Aybaz anlatıyor “9 kardeşin en küçüğü bendim. Rus askerleri bir sabah ansızın gelip bizi trenlere doldurarak evimizden 350 kilometre uzakta bir yere sürdüler. Yanımıza tek bir çöp tanesi bile almadan. Komünistler bizi maddi imkanlarımıza göre 5 gruba ayırdı. Bütün mal varlığımıza zaten el koymuşlardı. Camileri yıkıp, hocaları ortadan kaldırdılar. Namaz kılmak zaten yasaktı. Fakir olanları casusluk yapmak için kullanıyorlardı. Birçok Karaçaylı yıllarca hapis yattı ardından da Sibirya’ya ve değişik bölgelere sürgüne gönderildi.” Ailesinden bir dönem 17 kişinin hapiste yattığını anlatan Aybaz; bir abisinin hapse düşmemek için yıllarca kaçtığını ve abisinden bir daha hiçbir haber alamadıklarını ifade etti.


    Almanlar 1941 yılında Sovyetlere saldırdıkları sırada, Kafkasya’da yaşamakta olan Karaçay-Malkar halkı da Almanlara karşı sempati beslemeye başlar. Bu durumu değerlendiren Sovyet istihbaratı, Sovyet ordusunda görevli Karaçay-Malkarlı subay ve askerleri “güvenilemeyecek düşman unsurlar” sayarak cepheden alıp, Ural bölgesindeki kömür ocaklarına sürerler. Sovyetler’in bu davranışı karşısında bir Karaçay süvari alayı silahları ile dağa çıkar. Böylece Almanlar henüz Kafkasya’yı işgal etmeden ve hiç haberleri olmadan Kafkasya’da bir müttefik halk kazanmış olurlar.

    25 Temmuz 1942’de Alman orduları Rostov’u ele geçirip Don ırmağını geçtikten sonra Sovyet ordusuyla Kafkas dağlarının eteklerinde savaşa girdi. Alman ordusunun önünden çekilerek Kafkas dağlarına sığınmaya çalışan Kızılordu birliklerini burada Karaçaylıların silahlı çeteleri karşıladı. Karaçaylılar Sovyet Kızılordusu’nu ve NKVD (İçişleri Halk Komiserliği) birliklerinin büyük bölümünü imha ettiler. Ağustos 1942’de Alman ordusu Karaçay topraklarına girdi ve bölgede beş ay kadar kaldı. Yerli halka dinî ve siyasî hürriyet verdiklerini açıklayan Almanlar bu hareketleri ile yerli halkın sempatisini kazanmışlardı. Camiler yeniden açılmış, kolektif çiftlikler kaldırılmıştı. Bu davranış yıllardan beri amansız Sovyet din karşıtı baskılara maruz kalan Müslüman halkın sevinciyle karşılanmıştı. Okullar yerel yöneticilerin yönetimine bırakılmıştı. Karaçaylılar-Malkarlılar 1943 yılı sonlarına kadar Sovyetler’e karşı mücadelelerini sürdürerek Kafkasya’daki Rus karşıtı hareketlere önderlik ettiler. Bu mücadeleler sırasında büyük nüfus kayıplarına uğradılar. Almanların Kafkasya’yı bir sömürge olarak kullanmak istedikleri ve buradaki bölgelere Alman Nazi komiserlerinin çoktan atanmış olduğu daha sonra öğrenildi.

    1942 yılı sonlarında Alman ordusunun Rusya’da yenilgiye uğraması sonunda, Almanlar Kafkasya’dan çekilmek zorunda kaldılar. Bu sırada Adige-Kabardey, Karaçay-Malkar ve Osetlerden oluşan onbeş bin kişilik bir mülteci kafilesi de Alman ordusu ile birlikte Kafkasya’yı terk etti. Almanlar Kafkasya’dan çekilir çekilmez, 15 Ocak 1943’te Kızılordu Karaçay’a büyük bir saldırı başlattı. Silahlı çeteler Kafkas dağlarında tank, top ve uçaklarla saldıran Kızıl Ordu’ya karşı mücadele ediyorlardı. Bütün Karaçay köyleri ağır bombardımanla yerle bir edildi.


    Sovyetler bütün güçlerine rağmen silahlı Karaçay-Malkar çetelerini yok edemiyorlardı. Sovyet hükümeti bunun üzerine daha kesin bir sonuç elde edebileceği bir yönteme başvurdu.  Alman ordusuyla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Türk düşmanı Stalin tarafından 2 Kasım 1943 de Karaçaylıların tamamı Kazakistan’a, 8 Mart 1944 de Malkarlıların tamamı Kırgızistan’a sürüldüler.

     

    Karaçaylı yazar ve gazeteci Seyit Laypan’ın 1991 yılında Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde yayımlanan Gürge Kün (Salı Günü) adlı romanında, kendisinin on sekiz yaşında Üçköken vadisindeki köyünden ailesi ve bütün köy halkı ile birlikte sürgüne gönderilişinin ve sürgünde yaşadığı zorlukları şöyle anlatıyor: “Oturmaya, dinlenmeye fırsat yoktu. Askerlerin acele ettirmesiyle, eşyalarımızı hemen kamyona yükledik. Birbirimize yardım ederek kamyona bindik. yanımıza iki tüfekli asker de oturdu. Kamyon gürüldeyerek sokağın aşağısına doğru yöneldi. Kadınlar “Aman kün kellik!” (Kötü gün gelesice!) diyerek kamyona beddua ettiler. Kamyon bizi Narsana şehrinin demir yolu yük istasyonuna getirip indirdi. İstasyon kadınlar, çocuklar, erkekler, yaşlılar, yükler, eşyalarla doluydu. Hayvan vagonlarının kapıları ardına kadar açılmış, istasyon boyunca dizilmişlerdi. Hepsi tıklım tıklım doldurulmuşlardı. Vagonlarda eşyalar ve insanlar üst üsteydi. Küçük Karaçay Rayonu’nun köylerinde yaşayan bizleri Narsana (Kislovodsk) şehrinin tren istasyonundan vagonlara yüklemişlerdi. Karaçay eyaletinin diğer bölgelerinde Kuban, Teberdi, Mara, Morh, Cögetey vadilerinde, Zelençuk ilçesinde yaşayan Karaçaylıları ise Çerkessk ve Cögetey-Ayagı arasındaki demir yolu istasyonlarında toplayıp sürgüne oradan göndermişlerdi. Vagona yüklenme sırası bize hemen gelmedi. Vagonlarla aramızda epeyce bir mesafe vardı ve aramız insanlar ve eşyalarla doluydu. İstasyonda sürgüne gönderilmeyi bekleyen bütün Karaçaylıların yüzleri gözleri taş kömürünün siyah tozuyla kap kara olmuştu. Nihayet sıra bize geldi ve bir vagona eşyalarımızı koyup yerleştik. Vagonun ortasında döküm bir soba, yanında da birkaç odun parçası vardı. Köşede tuvalet amacıyla kullanmak üzere bir kova konulmuştu. 
    Tren katarı şafak sökerken, bizim için sonu belirsiz uzun bir yola koyuldu. Sürgünün ilk günlerinde hava açıktı. Kasımın dördünden sonra gökyüzü kararıp, ağır kara bulutlar havanın bozacağı işaretini verdiler. 1943 yılının Kasım ayının ikinci, üçüncü, dördüncü günlerinde, nüfusu o zamanlar 80.000 kişiden fazla olan Karaçay halkı zorla hayvan vagonlarına doldurulup, binlerce yıllık yurtlarından koparılıp, bilinmedik bir yere doğru yola çıkarıldılar. 
    Yetmişten fazla tren katarına doldurulan Karaçaylılar on sekiz gün süren bir yolculuktan sonra Kazakistan ile Kırgızistan’ın Sır-Derya, Kızıltav, Arıs, Badam, Çimkent, Mankent, Cambul, Lugovaya, Merke, Çaldovar, Karabalta, Belovodskaya, Sukuluk, Pişpek, Kant, İvanovka, Tokmak Temir istasyonlarında indirildiler. Perişan durumdaki sürgünler buralarda çeşitli Kazak, Kırgız, Özbek ve Rus köylerine ve kolhozlara dağıtıldılar

    Sürülenlerin sayısı yaklaşık 70 bin idi. Alman işgali sırasında Sovyet Ordusu saflarında da bulununan Karaçaylılar-Malkarlılardan binlerce kişi de sürgün edildi. Sürgün sırasında çok sayıda Karaçaylı açlık, soğuk ve hastalıktan hayatını kaybetti. Ruslar tarafından Balkarlar adı verilen, bölgedeki diğer Türk uruğları Bashanlılar, Çegemliler, Holamlılar, Bızıngılılar da aynı sürgün akibetine uğradılar. Gürcistan’a bağlanan eski Karaçay topraklarına da Çerkesler ve Gürcistan’dan getirilen Svanlar yerleştirildi.

    Stalin’in ölümünden sonra Kruşçev tarafından sürgünden 14 yıl sonra Karaçaylılar-Malkarlılar’ın, Balkarlar da dahil olmak üzere 1956’da saygınlıkları geri verildi ve geri gelmeye başladılar. Ancak Kafkasya’ya dönen Karaçaylıların ekonomik ve manevi durumları çok kötü şartlardaydı. Sürgün sonrasında Gürcü-Svanların ve Çerkeslerin talanına uğrayan eski Karaçay köylerinde tek bir sağlam ev bırakılmamıştı. Malkarlılar da 1957 yılından itibaren Kafkasya’ya dönerek eski topraklarına yerleştiler. Sürgün sonrasında birçok köyleri ve dağlardaki yaylaları Kabardeylere verilen Malkarlılar bu toprakları geri alamadılar.

     

    Karaçay halkı sürgünden döndüğü halde Sovyet hükümeti tarafından itibarı iade edilmemiş ve siyasî hakları geri verilmemişti. Sürgün sonrasında Karaçaylılar otuz yıl boyunca Sovyet resmî belgelerinde hâlâ “vatan haini”, “haydut-çeteci” olarak tanımlanıyorlardı. Kimlik kartının ve pasaportunun milliyet hanesinde “Karaçaylı” yazan bir kimsenin devlet kademelerinde yükselmesine imkan yoktu. Kendi özerk bölgelerindeki hiçbir idarî kadroya Karaçaylılar tayin edilmiyordu. 1982 yılında Bölge Parti Komitesi tarafından yayımlanan bir kitapta Karaçaylıların vatan haini oldukları vurgulanarak komünist rejime karşı olan düşmanlık ve sadakatsizlikleri anlatılıyor ve Çerkeslerle Rusların Karaçaylılara karşı tavır almaları isteniyordu. Karaçaylılar üzerlerine sürülen bu lekeyi temizlemek ve siyasî haklarını elde edebilmek amacıyla Azret Orus önderliğinde “Camagat” adı verilen siyasî örgütü kurdular. Camagat örgütünün çalışmaları sonucunda Sovyet resmî makamları Karaçaylıların sürgüne gönderilmeleri ile ilgili kararın hatalı olduğunu kabul ettiler ve Karaçaylılara atılan iftiraların haksız olduğunu Karaçay halkı sürgünden döndükten ancak 32 yıl sonra, 14 Kasım 1989 tarihinde açıkladılar.
    Aralık 1991 sonunda Karaçay-Malkar ve Balkar halkı Kafkasya’da “Karaçay-Çerkesya” ve “Kabardey-Balkarya” adlarını taşıyan iki ayrı cumhuriyet olarak Rusya Federasyonu’na bağlandılar.  Böylece tarih, kültür, etnik köken ve dil açısından Karaçaylılarla bir olan Malkarlıların bölünmesi sürdürülmüş oldu. Sonrasında Malkarlıların topraklarını geri alamamaları yüzünden Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde Malkarlılar ile Kabardeyler arasında etnik gerilim ve çatışmalar yaşandı. 1991 yılında kurulan Dünya Çerkes Birliği adlı teşkilatın Adige, Karaçay-Çerkes ve Kabardin-Balkar Cumhuriyetlerinde yaşamakta olan Çerkeslerin tek cumhuriyet ve ortak sınırlar içinde toplanarak Kabardey’den Karadeniz’e kadar uzanan bölgede Adige devleti kurma çalışmalarına girişmesi Karaçaylılar ile Çerkesler arasındaki etnik gerilimi artırdı. 


    Karaçayların dilleri Tavça (Tav tili – Dağ dili) dedikleri Türk dillerinden Kuzey Kıpçak grubuna girer ve günümüz Türkiye Türkçe’siyle hayli farklılıklarla, Kuzey Kafkasya’da bulunan Kumukça ve Nogay diline benzerlik gösterir. Karaçaylar neredeyse Orhun Abideleri’ndeki dilin özelliklerini koruyan bir lehçeyle konuşurlar. Sert sessizler egemendir, d harfi, t olarak söylenir. Kelime başındaki y’ler c’dir. Günümüzde Rusça, Karaçayca, Kabartayca, Abazaca ve Nogayca yaşadıkları Cumhuriyetlerin resmi dilleridir.


    Karaçaylar Sünni Hanefidirler ve Kuzey Kafkasya din işlerine bağlıdırlar. Sovyet yönetimi döneminde kapatılmış olan camilerin yerine bugün birçok yeni cami açılmış bulunmaktadır. 17. yüzyılda bölgeye yapılan Nogay göçü ve Kırım Tatarları’nın gerçekleştirdiği temaslar Karaçayların İslamı tanımalarına yardımcı olmuştur. Ancak başka bir söylentiye göre, Karaçay-Malkarlıların İslamı kabul etmelerinde 18. yüzyılda yaşamış İshak Efendi isminde Kabartaylı bir din adamının çalışmaları belirleyici olmuştur.


    Yıllardan beri dinlerine, dillerine ve kültürlerine bağlılıkları, dürüstlükleri ve çalışkanlıkları ile göze çarpan Karaçay-Malkar Türkleri dil, kültür, âdet ve geleneklerini aynen sürdürmektedirler. Dînî manzûmeler, ağıtlar, algış (övme) ve kargışlar (yermeler-bedduâlar), Nart efsâneleri-masallar, aşk şarkıları-maniler, ninniler, atasözleri, bilmeceler, bâtıl inanışlar, düğünler (toylar) gibi zengin edebiyat ve folklor mahsullerine sâhiptirler.

     

    2002’de sayıları 739 470 olan Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde yaşayanların dağılımı:
    169 198 Karaçay % 63.5
    147 878 Rus  %11.65
    54 873 Nogay % 13.4
    22 346 Abaza % 7.4
    11 300 Çerkes (Kabartay ve Besleney) % 1.3

    2005’de Karaçaylıların nüfusu 218,403 Malkarlıların ise 112,924 olarak tesbit edildi.

    Yaklaşık 25 bin Karaçay-Malkar Türkleri Doğlat, Gökçeyayla (Afyon), Yağlıpınar (Ankara), Akhisar, Belpınar, Ertuğrul, Yazılıkaya (Eskişehir), Eğrisöğüt (Kayseri), Başyurt (Konya-Sarayönü), Emirler (Sivas), Çilehane, Arpacı ve Karaçay’da (Tokat) ve Türkiye’nin muhtelif illerinde yaşamaktadırlar. 1500 civarında Karaçaylı-Malkarlı ise Suriye’de Şam civarında, yaklaşık 5 bini de ABD’de New Jersey eyaletinde  yaşamaktadır.

     

    New York’a çok yakın olan New Jersey’in en büyük şehri Paterson’da Karaçay Türklerinin Amerikan Karaçay Dayanışma Derneği (American Karachay Benevolent Association AKBA) ve Camileri var. İlk gelenler 1944 yılından sonra gelmişler. Gelenler Karaçaylılar, Türkiye’deki tanıdıklarını ve akrabalarını evlilik yoluyla yanlarına aldırtmışlar. Nevruz Yıldız de 1985 yılında Paterson’a böyle gelmiş: “Benim teyzemin kızı Rusya’dan buraya gelen biriyle evlendi ve bu vasıtayla geldi. Teyzem onların istekleriyle geldi ve vatandaş oldu, sonra annemi getirtti. Annem de vatandaş olunca bizleri evlatlarını getirtti. Ben rahattım, halamın çocuklarının burada plastik fabrikaları vardı. Ayrıca da benim geldiğim yıllarda her fabrikanın, her iş yerinin önünde işçi aranıyor yazıyordu. Şimdi ekonominin durumu insanları sıktı.” Bugün geçmişlerini anlatan Paterson Türkleri’ Rus romancı Leo Tolstoy’un kızı Alexandra Tolstoya’nın ismini mutlaka anıyorlar. Çünkü Tolstoya, Karaçaylar, Tatarlar ve Çerkezler gibi Kafkas halklarının geçmişinde önemli bir yere sahip. Sovyetler Birliği’nde ifade özgürlüğünü savunduğu için beş kez tutuklanan ve hapis yatan Alexandra Tolstoy, 1931 yılında ABD’ye yerleşir. Yakınları tarafından Sasha olarak çağrılan bu yardımseverliğiyle ünlü kadın, New York’un kuzeyinde bir çiftlik satın alır. Burada 1939’da II. Dünya Savaşı sırasında, Sovyetler Birliği’nden ve Avrupa’dan kaçan komünizm mağdurlarına yardım için Tolstoy Vakfı’nı kurar. Vakıf, 500 binden fazla insanın, Sovyetler Birliği’nden ABD’ye sığınmasına yardım eder. Mülteciler çiftlikte barındırılır, onlara iş verilir. İsrail, Altı Gün Savaşları’ndan sonra Golan tepelerini işgal ettiğinde, Paterson’da yaşayan bir grup Karaçaylı, daha önce de Suriye ve Türkiye’den soydaşlarını kaçıran Tolstoy Vakfı’na başvurur ve akrabalarının ABD’ye getirilmesini talep eder. Alexandra Tolstoy, ABD İçişleri Bakanlığı’ndan özel izin alarak, bu insanların Paterson’a güvenle yerleşmesini sağlar.

    Paterson’da Karaçaylardan başka yaklaşık 25 000 Türk daha yaşıyor. Karaçay Türkleri’nin başvurusuyla Totova’daki Laurel Grove Cemetery Mezarlığı’nda  Türklerin cenazeleri için 3 ada tahsis edilmiştir.