Müslüman Filozoflarda Mutlulukla İlgili Temel Kavramlar

 

Müslüman Filozoflarda Mutlulukla İlgili Temel Kavramlar

 

Mutluluk, sözlükte genellikle kut, iyi şans, talih, uğur, kurtuluş vesilesi, baht gibi anlamlara gelmektedir. Müslüman filozoflar mutluluk terimini ahlak felsefelerinin en önemli kavramı olarak kullanmışlardır. Kendilerinden önceki Yunan düşünce geleneğinde mutluluk için kullanılan eudaimonia’nın yerine esas olarak saadet terimini tercih eden Müslüman filozoflar, tabii olarak bu terimin lugat ve ıstılah manalarının inceliğinden de hareket etmişlerdir. Bu terim birebir bu şekliyle Kur’an’da geçmemekle birlikte aynı kökten gelen saîd ve onun fiil hali bazı ayetlerde yer almaktadır (Hud, 11/105-108). Kur’an’da ve hadislerde geçen saîd kelimesi dünyada ve özellikle de mahşerde ebedi mutluluğa kavuşanlar anlamına gelmektedir.

İslam filozofları saadet kelimesini bazen tek başına, bazen de saadetü’t-dünya (dünya saadeti) şeklinde kullanmanın yanında, sürekli, daîmi ve en yüksek mutluluk anlamına gelen ve daha üstün gördükleri, hepsi aynı manada kullanılmak üzere, “saadetü’l-kusvâ, saadetü’l-uzmâ ve saadetü’l-ulyâ (en yüce mutluluk) tabirlerini kullanmışlardır (Bircan, 2001, 81-95). Saadet kavramı bilhassa Âmirî (ö. 992) ve Fârâbî (ö. 950)’den sonra İslâm düşüncesinde yoğun bir şekilde günümüze kadar kullanılmıştır. Aynı zamanda birçok Müslüman filozof “saadet” başlığını koydukları eserler kaleme almışlardır. Buna örnek olarak; Amiri’nin es-Saâde ve’l-İs’âd’ını, Fârâbî’nin Tahsilu’s-Saade ile Tenbih Alâ Sebili’s-Saade’sini ve İbn Sînâ (ö. 1037)’nın Risâle fi’s-Saade’sini sayabiliriz.

Müslüman filozofların eserlerinde yer alan mutlulukla ilgili diğer terimler; lezzet veya haz, neşe veya sevinçtir. İlk İslam filozoflarından Kindî(ö.866), dünyevî ve duyusal mutluluk için sadece lezzet tabirini kullanırken, daimi olarak gördüğü gerçek mutluluk için ilahî, ruhanî ve melekûtî mutluluk anlamında lezzet-i daimî, lezzet-i ilahî, lezzet-i ruhânî ve lezzet-i melekûtî tabirlerini kullanmaktadır (Kindî, 1950, 277). Ebû Bekir Râzî (ö. 925 veya 932) ise daha ilginç bir yaklaşımla mutluluğu, elemin bulunmadığı “lezzet” duyma hali olarak algılamaktadır. X. Yüzyılın ikinci yarısında yaşadığı bilinen ve isimleri bilinmediği için grup olarak İhvan-ı Safa diye adlandırılan Müslüman filozoflar da mutluluk için “lezzet” tabirini kullanmakla birlikte bunu daha çok bedenî bir mutluluk anlamında kullanmışlar, en mükemmel mutluluk için ise “hayr” terimine yer vermişlerdir. Bu kelime Fârâbî’den başlayarak diğer filozofların eserlerinde de zikredilmektedir.

Fârâbî, İbn Sînâ ve İbn Miskeveyh (ö. 1030) gibi filozofların da mutluluk ile beraber lezzet veya haz kelimelerini kullandıkları görülmektedir. Ancak onların, bu konularda geniş açıklamalar yaparak, söz konusu iki terimi duyusal (hissî) olan lezzet veya haz ve aklî olan lezzet veya haz şeklinde iki kısımda değerlendirdikleri, ikincisini daha üstün gördükleri ve gerçek mutlulukla, yani saadetle ilişkilendirdikleri, ilkini ise mutluluk değil mutluluk sanılan şey olarak gördükleri bilinmektedir. Fârâbî’den itibaren daha teknik tanımlar yapılmış ve saadet kavramı gerçek anlamdaki mutluluğu ifade için kullanılırken lezzet, haz, neşe, sevinç (sürûr) gibi kavramlar aklî olmaktan daha çok içgüdüsel ve hissî olanı ifade için kullanılmaya başlanmıştır. Bu yüzden saadet kavramının dışında kullanılan lezzet, haz, neşe ve sevinç gibi kavramlar saadetle yakın ilişkili olmalarına rağmen saadetle eş anlamlı değillerdir (Mutahharî, 2005, 213-226).

Son olarak şunu da ifade etmek gerekir ki, İslam düşünürlerinin mutluluğun, yani saadetin tam zıddı olan gerçek mutsuzluk ve bedbahtlık için kullandıkları kelimeler de yine Kur’an’dan ödünç alınmış olan şakî ve aynı kökten gelen şekavet kelimeleridir (Hud, 11/105-108). Şekavetin yanında kullandıkları elem ve üzüntü gibi kavramlar ise, tıpkı lezzet ve sevinçte olduğu gibi, daha çok hissî ve geçici olan mutsuzlukları ifade etmek için zikredilmiştir.

Last modified: Tuesday, 14 January 2020, 1:29 PM