Eleştiri türü

eleştiri: Bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işi. Bir konu, kişi, kurum, durum, eser vb hakkında iyi ve kötü, olumlu ya da olumsuz yapılan değerlendirme yazılarıdır. Eleştirilen konu ya da eserin kendi alanında ortaya koyduğu yenilikleri, değişiklikleri, iyilikleri, kötülükleri, faydaları, zararları, olumlu ve olumsuz yönleri, başarılı ya da başarısız tarafları bazı yazarlar tarafından nesnel, bazı yazarlar tarafından da öznel olarak değerlendirilir. Ancak nesnel eleştiri her zaman tercih edilir ve bu tür metinlerin eğitici, öğretici, yol gösterici, ufuk açıcı tarafı vardır. Tanzimat ve sonraki dönemlerde “muâheze” (azarlama, paylama, kötü yanlarını ortaya çıkarma” kullanıldı. Critic, critique: Yargılamak, değerlendirmek. İntikâd, tenkîd. Kritika kelimesi ilk kez Yunan medeniyetinin Elenika devrinde kullanıldı. Sanat, edebiyat eserlerinin incelenmesi, tahlil edilmesi ve değerlendirilmesi. Bir yargı bildirmek. İncelemek, tahlil etmek, onunla diğer unsurlar arasında bir ilişki kurmak, sonra onu red veya kabul etmek demektir. Bir şeyin doğru ve kusursuz olarak meydana getirilmesi metodunu bulmaya çalışır. Eleştiri sanattan çok teknik bir faaliyet alanıdır.

Edebî eserde dikkati çeken, görülen, keşfedilen belirgin özelliklerin, başarı ya da başarısızlıkların, güzellik ya da çirkinliklerin belli bir değer biçilerek belli bir hükme kavuşturulmasıdır. Edebiyatın, sanatın ne olup olmadığını ve ne olması gerektiğini açıklayıp araştırmak. Eserlerin güzelini ve çirkinini, iyisini ve kötüsünü, faydalısını ve zararlısını birbirinden ayırmak sanatı. İlkçağ Yunan ve Lâtin edebiyatlarından beri vardır. İlk ciddî eleştiri eseri Aristo’ya aittir. Eleştiri faaliyetleri İlkçağda daha canlı iken Ortaçağda geri çekilmiştir. 15. Yüzyıldan itibaren tekrar önemli bir yer işgal etmeye başladı. Kayda değer eleştiri çalışmaları 17. Yüzyıldan itibaren ortaya çıktı. Klâsikler döneminin en önemli eleştirmeni Boileau, 18. Yüzyılın ise J.J. Rousseau’dur.

Rousseau, akla karşı duyguyu öne çıkarmakla eleştiriye önemli bir katkıda bulundu. “Hakikat idrak edilmez, hissolunur” sözüyle gerçeğin akılla algılanamayacağını, duyguyla hissedilebileceğini iddia etti. 19. Yüzyılda ise Sainte-Beuve- H. Taine, Madame de Stael, Chateaubriand, Villemain, M.d. Stael’e göre edebiyat, din, ahlâk, kanun gibi bazı etkenlerle bağlantılıdır. Edebiyat eserleri içine doğdukları medeniyetlere göre değerlendirilmelidir. Dolayısıyla eleştiride hem yazarla ilgili hem de sosyal çevreyle ilgili araştırmalar önem kazanır. Edebiyatın çevreye ve zaman göre değişmeleri dikkate alınmalı. Eleştiride amaç, eseri anlaşılır kılmak için açıklamak değildir. Eleştiri, eserden yeni anlamlar üretmektir.

Kaynakça: Julien Benda, “Eleştirme Nedir”, Varlık, 1 Eylül 1954, S.410; Zeki Baştımar, “Tenkit ve Münekkit”, Yeni Edebiyat Sosyalist Gerçekçilik, Suphi Nuri İleri, İstanbul 1998.; A. H. Cöntürk, “Edebiyat Eleştirmesi ve Matematik İstatistik”, Varlık, 1 Şubat 1955, S.415.

eleştirmen: Yazarın gayesini araştırmalı, bu gayeyi ortaya koymaktaki başarı derecesini tespit etmeli, yazar maksadını ifade etmek için hangi usulü kullanmış bu usulü kullanmaktaki başarı ve dehası nasıldır bunları araştırmalıdır.

intikâd: İntikad muaheze demek değildir. Bir edebî eseri dikkatle okuyarak iyi yerlerini ve fena yerlerini ayırmak demektir. Bunu tenkid suretinde kullanmak yanlıştır. Çünkü Arapçada öyle bir kelime yoktur. İntikad nakd maddesinden geliyor. Nakkad yani sarraf meskukatın kalplarını, siliklerini, eksiklerini hulasa bir suretle tedavül hassasından mahrum olanlarını iyice seçerek “şunlar geçmez; ötekiler geçer” dediği gibi kendisinde intikad selahiyyetini gören edip de eline aldığı eserin her parçasını hatta her kelimesini ayrı ayrı tartıp şunların revacı vardır, şunların yoktur hükmünü verir. Doğru bir intikad için her şeyden evvel sağlam bir kafa ile sağlam bir yürek lazımdır. bk. Mehmet Akif, ”İntikad”, Sebilürreşad, 1 Mart 1328, C.8-1, S.184.

Metin çözümlemesi: Yorumlama. Belli bir sistem, düşünce ve görüş açısından bir sanatçının başarılarını, başarısızlıklarını, neler yapıp neler yapmadığını, değerlendirmek. Metin çözümlemesinde Birinci Dünya Savaşı sonrasında 1920’li yıllarda Rusya’da ortaya çıkıp belirli bir aşama kaydeden Biçimcilik ve İkinci Dünya Savaşından sonra 1960’larda Fransa’da ortaya çıkıp Amerika ve Avrupa’da yaygınlık kazanan Yapısalcılık yöntemleri, edebî metinlere daha çok içerden yaklaşmayı, metni kendisiyle açıklamayı, metnin içinde, yapısında var olan unsurları didik edip, ayrıştırıp oradan bir senteze ulaşmayı, esere dönük eleştiriyi hedeflediler. Bu yöntemler tematik ve stilistik incelemeleriyle edebî metinlerin ele aldıkları konuları belirlemekle kalmıyor, bu konuların nasıl ve hangi açılardan ele alındıkları, bakış açılarının ne olduğu, dili nasıl kullandıkları, kurgulamada ne gibi teknikler uyguladıkları üzerinde durmaya başladılar. Bunlar eserin, sanatın tarihten, sosyolojiden, psikolojiden, biyografiden yani hayattan ayrı, bağımsız öznel bir dünyası olduğuna inanmışlardır. Dolayısıyla sanatı kendi başına bağımsız öznel dünyası içinde anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmalıdır. Ancak sanat ve edebiyat hayattan tamamen bağımsız değildir. Edebî metni meydana getiren ögelerin birbirleriyle ve ana fikirle olan münasebetlerini inceleyip çözümlemek ve metnin edebî değeri hakkında yargıda bulunmak. Metnin organik bütünlüğüne yayılan estetik değeri, ahengi, uyumu ortaya koymak.


Yapısalcılık: structuralisme. Edebî eser, birbirleriyle uyumlu, ahenkli parçalardan oluşan, kendi içinde tamamlanmış bir yapıdır. Bu parçalar, edebiyatçı tarafından belli bir gayeye bağlı kalınarak belli bir sisteme göre bir araya getirilmiştir. Edebî eseri meydana getiren parçaları ayrıştırmak, bunları tanımak, adlandırmak, bunlar arasındaki münasebetleri bulmak, açıklamak, irtibatlandırmak, yani eserin yapısını incelemek yapısalcılıktır. Nasıl ki bir cümlede ayrı ayrı parçalar vardır. Bu dil unsurları kendi başlarına anlamlı olabileceği gibi cümle dediğimiz sistemde bir araya gelince ayrı anlamlı bir yapı oluşturuyorlar. Edebî eser de böyledir. Yapısalcılık, edebî eserin yapısını oluşturan parçaları ayrıştırmak, bunları terimlerle adlandırmak, bunlar arasındaki organik bağı tespit etmek ve senteze ulaşıp sonuç çıkarmaktır. Başlıca temsilcileri: A. J. Greimas, T. Todorov, Gerard Genette, R. Barthes, Ali Nihad Tarlan, Tahsin Yücel, Mehmet Rıfat, Şerif Aktaş.



Son değiştirme: 19 Şubat 2018, Pazartesi, 21:55