Hitabet Türü

HİTABET

 

Terim Bilgisi:

 

Arapça ‘h, t, b’ kökünden gelen ‘hitabet’, hitap etmek, vaaz etmek, güzel söz söyleme sanatı, hutbe okuma, nutuk irad etme gibi anlamlara gelmektedir. Terimin ‘nutuk’, ‘söylev’ gibi karşılıkları da vardır.

Bir kişinin bir topluluk karşısında belli bir konuda yaptığı etkili, anlamlı ve coşturucu konuşmaya ‘hitabet’, bu konuşmayı yapan kişiye de ‘hatip’ denir. Bir kişi, başarılı bir hitabet ortaya koyabilmek için özellikle şu hususlara dikkat eder: Hatip, her şeyden önce topluma aktarmak istediği konusuna hâkim olmalıdır.

Konusuna ait geniş ve sağlam bir bilgi araştırması yapmalı, topladığı bilgi, belge ve bulguları amacına uygun olarak sistemli bir tasnife tabi tutmalıdır. Konusunu iyice özümsedikten sonra konuşmasını özellikle irticalî olarak yapmaya çalışmalıdır. Topluluk karşısında metni kâğıt üzerinden okumak, arzu edilen etkiyi azaltır. Metin okunacaksa bile yalnızca metne bağlı kalınmamalı, zaman zaman topluluğa dönüp bakarak konuşmalıdır.

Ayrıca yapılan konuşma topluluğun kültürel, sosyolojik, etnik, ideolojik, dinî vb. özelliklerine ters gelebilecek, onları tahrik edebilecek niteliklte olmamalıdır. Meselâ ilkokul öğrencilerine derinlikli bir felsefî konferans verilmez. Bir ırka mensup olan topluluk karşısında o ırkı aşağılayıcı bir konuşma, çok kötü sonuçlara yol açabilir. Dinî hassasiyeti yüksek bir topluluk karşısında dini eleştiren ya da dine aykırı gelen unsurları içeren bir konuşma, hitabet sanatı açısından amacına uygun olmayan bir faaliyettir.   

Hatip, konuşmasının etkisini artırabilmek için jest ve mimik gibi el, yüz hareketlerine başvurmalı, sesinin tonunu  konunun ve topluluğun durumuna göre ayarlamalıdır. Bazı hatipler, soru sorarak ya da başka yollarla dinleyici kitlesiyle diyaloga girerek topluluğun konuya konsantrasyonunu sağlamaya calışmaktadırlar.

Konuşmacı, topluluğun ve konunun durumuna göre konuşma süresini ayarlayabilmelidir. Uzun ve gereksiz sözlerle konuşmayı uzatmak dinleyiciler üzerinde olumsuz bir etki oluşturur. Ayrıca konuşma yapılan mekânın fizikî özelliklerinin elverişli olmasına özen gösterilmelidir. Dar ve basık tavanlı bir mekân, dinleyicileri bunaltır ve istenen verim alınmaz.

Hatip, kâfî düzeyde tarih, psikoloji ve sosyoloji bilgisine sahip olmalıdır. Tarihî serüvenden kopuk, insan ruhundan ve topluluk psikolojisinden anlamayan bir kişi, hitabette başarılı olamaz.

Hatip, topluluk karşısında son derece rahat, kendinden emin, mütevazı olmalı, sesi titrememeli, konusuna samimî olarak inanmalı, kılık kıyafetiyle, ölçülü tavır ve hareketleriyle muhatap kitleye olan saygısını gösterebilmeli ve her konuda güven telkin edebilmelidir. Ayrıca hatibin daha önceden toplum tarafından sevilen, sayılan, bilgi, kültür ve yaşantısı bakımından takdir edilen bir kişi olması gerekmektedir.

Hitabet sanatı, bir toplum önünde kendini misyon sahibi gören ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem'den günümüze kadar devam edegelmektedir. Dolayısıyla peygamberler, din adamları, devlet yöneticileri, şairler, öğretmenler, komutanlar görevleri gereği birer hatiptirler.

Dünya edebiyatında ilk hatipler arasında Yunan ve Latin edebiyatından Perikles (M.Ö. 499-429), Aiskhines (M.Ö. 389-304), Demosthenes (M.Ö. 385-320), Latin edebiyatından Cicero (M.Ö.106-43), Fransız edebiyatından Bossuet (1627-1704), Mirabeau (1749-1794), Robespieerre (1758-1794) gibi isimler sayılmaktadır.

Cahiliye döneminde Arabistan Yarımadasında şairlerin toplulukların önünde okudukları şiirler, ayrı zamanda birer hitabet ürünüdür. Şair, toplulukları şiirleriyle coşturuyor, savaşa teşvik ediyor ve beğenmedikleri kişi ya da başka kavimleri hicvediyordu.

Türk edebiyatında Orhun Âbideleri'nin dikildiği tarihten bugüne kadar her alanda pek çok hitabet örneği ortaya konmuştur. Müstakil hitabet metinlerinden başka edebiyatın diğer türlerinde de zaman zaman bazı sanatçılar tarafından hitabet üslûbuna başvurulduğunu görüyoruz. Namık Kemal'in bazı şiir ve tiyatroları, Tevfik Fikret, Mehmet Akif, Necip Fazıl, Nazım Hikmet gibi şairlerin yine bazı şiirleri buna örnek olarak gösterilebilir.

Hitabet sanatı dinî, siyasî, kültürel vb. birçok alanlarda kullanılan etkili bir mesaj iletme vasıtasıdır. Tarihin en eski dönemlerinden beri toplumu etkilemek, belli yönlere kanalize etmek, bilgi aktarmak için hitabet sanatına baş vurulmuştur. Bu bakımdan konusu bakımdan hitabeti altı türe ayırıyoruz.

 

1. Dinî Hitabet:

 

Din adamları mabetlerde periyodik aralıklarla dindaşlarına dinî bilgi ve duyguları hitabet yoluyla aktarmaktadırlar. İslâm dininde ‘hatiplik’, ‘vaizlik’ önemli bir kurumdur. Hatip, haftada bir cuma güneri minberden Müslümanlara dinî bilgi ve güncel olayları içeren hutbeler okur.

Ayrıca vaizler belli zaman ve mekânlarda Müslümanları dinleri konusunda daha ayrıntılı olarak aydınlatırlar. Müslümanları ibadetleri gereği gibi yapmaları, ticarî ve diğer sosyal münasebetlerinde insanlarla dürüstlük, doğruluk, samimîlik gibi hususlarda olumlu ilişkiler içine girmeleri, kul hakkı yememeleri, günahlardan uzak durmaları gibi konularda bilgilendirirler. Cemaatin duygularını Cennet müjdesi ve Cehennem korkusu ile uyarırlar.

Hz. Muhammed'in Veda Haccı esnasında okuduğu Veda Hutbesi, önemli ve etkili bir dinî hitabet örneğidir.

 

2. Siyasî Hitabet:

 

Politikacılar da özellikle seçim zamanlarında düzenledikleri açık hava toplantılarında büyük halk kitlelerine hitabet sanatı yoluyla kendilerini tanıtırlar, siyasî programlarını takdim ederler, siyasî eleştiri ve vaatlerini sunarlar.

Toplumu galeyana getirmek, görüşlerini benimsetebilmek için olağanüstü bir gayret gösterirler, hitabetin tüm teknik özelliklerini en iyi şekilde kullanmaya gayret ederler. Milletvekili olarak seçildikten sonra da aynı şekilde Millet meclisinde, uluslararası politik toplantılarda görüşlerini en iyi şekilde savunmaya çalışırlar.

Dünya edebiyatının önde gelen siyasî hatiplerinden Cicero'nun hitabeleri Nutuklar, Hitabet, Cumhuriyet gibi eserlerinde toplanmıştır.

Türk edebiyatında ise ilk siyasî hitabet örneği Orhun Âbideleridir. 732'de dikilen Kül Tigin, 735'te dikilen Bilge Kağan, 720-725 yıllarında dikilen Tonyukuk âbidelerinde Göktürk Devleti yöneticileri Türk milletine "Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle", Türk beyleri, milleti bunu işitin!" gibi hitap ifadeleriyle veciz hitabet metinleri sunmuşlardır.

Oğuz Kağan'ın hükümdar olduktan sonra halkına ve askerlerine irad ettiği nutuk da önemlidir. Daha sonra yüzyıllar boyu gelip geçmiş Türk devlet yöneticileri, önemli zamanlarda önemli hitabelerde bulunmuşlardır.

Mustafa Reşit Paşa'nın 3 Kasım 1839 tarihinde bugünkü Gülhane parkında okuduğu Tanzimat Fermanı, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde Cumhuriyet Halk Partisi İkinci Kurultayında 36.5 saat süreyle okuduğu Nutuk'u, Gençliğe Hitabesi ve Cumhuriyetin 10. yılında okuduğu 10. Yıl Nutku önemli birer hitabet örneğidirler.

Siyasî hitabet örneği olarak ayrıca şu kişilerin nutuklarını da verebiliriz: İttihat ve Terakki'nin hatibi Ömer Naci (1878-1916). Naci, Selânik'te 1906'da Vatan ve Hürriyet Cemiyetinin bir toplantısında Atatürk'e hitaben şöyle der: "Mustafa Kemal! Arkandayız, seni takip edeceğiz! Ölümler, cellâtlar, işkenceler bile bizi bu azmimizden çeviremeyecektir. Hürriyet verilmez, ancak alınır. Zulüm ve istibdad altında inleyen bu masum ve bîçâre milleti kurtaracağız, yaşasın hürriyet ve istiklâl!"[1]

Halide Edip Adıvar (1884-1964), özellikle Mondros Mütarekesinden sonra İstanbul ve İzmir'in işgal edildiği sıralarda düzenlenen protesto mitinginde yaptığı ateşli konuşmasıyla tanınır. 16 Mayıs 1919'da İstanbul Sultanahmet mitinginde konuşmasına şöyle başlıyordu:

"Kardeşler, Vatandaşlar! Yedi yüz yılın şerefi, göğe yükselen bu minarelerin tepesinden Osmanlı tarihinin yeni faciasını seyrediyor, bu meydanlardan çok zaman alay hâlinde geçmiş olan büyük atalarımızın ruhuna hitabediyor, başımı bu görünmeyen ve yenilmez ruhlara kaldırarak diyorum ki: Ben İslâmiyet'in bedbaht bir kızıyım ve bugünün talihsiz fakat aynı derecede kahraman anasıyım. Atalarımızın ruhları önünde eğiliyor, onlara bugünün yeni Türkiyesi adına hitabediyorum ki, silâhsız olan bugünkü milletin kalbi de onlarınki gibi yenilmez kudrettedir, Allah'a ve haklarımıza iman ediyoruz."

Yine aynı şekilde Hamdullah Suphi Tanrıöver (1885-1966) de 30 Mayıs 1919'da İkinci Sultanahmet mitinginde İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalini protesto konuşmasını şöyle bitiriyordu:

"Sevgili millettaşlarım! Dualarınızı, dileklerinizi, iradenizi kendi sesimde toplayarak bütün dünyaya haykırıyorum: Esarete razı değiliz. Biz esir olamayız, Türk vatanına karşı hazırlanan su-i kastı biliyoruz ve reddediyoruz. İstanbul ve Anadolu Türk kalacaktır!...." Hamdullah Suphi Tanrıöver'in hitabeleri Dağ Yolu 1, 2[2] adlı kitapta toplanmıştır.

Mehmet Emin Yurdakul da 23 Mayıs 1919 günü Sultanahmet Meydanında 200.000 kişiye şöyle hitap ediyordu:

"Kardeşler, Keşke asırların geceleri ve dünyaların mezarları gözlerime dolarak bir kör olsaydım. Sokak sokak dilense idim de milletimin, kulağımı parçalayan bu felâket seslerini işitmeseydim, bu kara günleri görmeseydim. Keşke göğün yıldırımları, yerin canavarları birleşerek beni kanlar içinde topraklara yuvarlasaydı da vatanımın bu musibeti huzurunda bulunmasaydım ve bu azapları çekmeseydim. Zira bugün uğradığı felâket ve musibetler o kadar acı!..."

Süleyman Nazif (1870-1927) de 23 Kânun-ı Sanî 1920'de Cuma günü, İstanbul Üniversitesi Konferans salonunda düzenlenen Pierre Loti gününde yaptığı konuşmayı Hitabe (1920) adıyla yayınlamıştır. Bu konuşmasında Türklerin hoşgörüsüyle Avrupanın, Hristiyan dünyasının zalimliğini karşılaştırmış ve Yunanlıların İzmir'i işgalini ateşli bir üslûpla lânetlemiştir. Konuşmayı dinleyenler arasında İşgal ordusu komutanları, önde gelen fikir ve sanat adamları, Veliahd Abdülmecid Efendi gibi kişiler de bulunmuştur.

Diğer siyasî hatipler arasında Rıza Tevfik Bölükbaşı (1869-1949), Süleyman Nazif (1870-1927), Behçet Kemal Çağlar (1908-1969), Selim Sırrı Tarcan (1874-1956), Osman Bölükbaşı (1913- 2002), Adnan Menderes (1899-1961), Süleyman Demirel (1924-), Bülent Ecevit (1925-2006), Alparslan Türkeş (1917-1997), Necmettin Erbakan (1926-2011), Turgut Özal (1927-1983), Deniz Baykal (1938-), Haydar Baş, (1947-), Namık Kemal Zeybek (1944-), Osman Pamukoğlu (1957-), Banu Avar (1955-), Erdal Sarızeybek (1956-), Ahmet Yılmaz (1967-) gibi siyasî kimliği olan kişiler sayılabilir.

 

3. İlmî Hitabet:

 

Örgün eğitim kurumlarında ders veren öğretmen ve öğretim üyeleri de öğrencilerin karşısında bir anlamda hatiptirler. Eğitimciler de derslerinin etkili olabilmesi için hitabet sanatının inceliklerine baş vururlar. Ayrıca genele açık ilmî toplantı, panel ve konferanslarda yapılan konuşmalar da bu gruba girmektedir.

 

4. Askerî Hitabet:

 

Özellikle savaş zamanlarında komutanlar, askerleri moral açıdan savaşa motive edici hamasî konuşmalar yaparlar, din, millet, vatan, aile, devlet gibi ortak temel değerleri yüceltirler, bunları korumanın, savunmanın, düşmana çiğnetmemenin önemine değinirler. Bu konuşmalarda toplumun sevip saydığı önemli kişilerin vecizelerine ve kahramanlık şiirlerine de yer verilebilir. Askerî hitabetin en önemli amacı, askerlerin korkusunu yenmek ve savaşa ölümü hiçe sayarak tam bir imanla gitmelerini sağlamaktır. Türk ordusunda her komutanın aynı zamanda iyi bir hatip olmasına özen gösterilir.

Attila'nın Şalon savaşından önce ordusuna şu yoldaki nutku oldukça etkili olmuştur:

"Bu kadar milletler üzerinde kazandığımız zaferlerden sonra şimdi dünyayı istilâ ediyorken size cesaret vermek beyhudedir. Bu, ancak acemi kumandanlara ve tecrübesiz orduya karşı yapılır. Bilirim ki sizin için hayatın en büyük manası savaştır. Bir kahraman için elindeki silâhla öç almak kadar tatlı hangi şey vardır. Düşmana hücum edelim, çünkü daima hücum eden daha cesurdur."

Sultan Alparslan'ın 1071'deki Malazgirt Savaşına çıkarken Cuma namazından sonra askerlere olan hitabeti savaşın kazanılmasında önemli bir etkiye sahip olmuştur. Alparslan askerine hitaben şöyle demişti: "Burada Allah'tan başka bir sultan yoktur; emir ve kader tamamiyle onun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte savaşmakta ve savaşmamak için uzaklaşmakta serbestsiniz."

 

5. Hukukî Hitabet:

 

Mahkemelerde sanık veya sanık avukatları davanın seyrini değiştirmek ya da savunmanın etkisini artırabilmek için hitabet sanatıdan yararlanırlar. Suçlanan taraf, suçsuzluğunu ortaya koyabilmek için olağanüstü bir gayret gösterir. Sokrat (İ.Ö. 470-399)'ın savunması bunun en güzel örneğidir.

 

6. Kültürel ve Sanatsal Hitabet:

 

Belli bir kültürel derinliğe sahip düşünce, eylem adamları ve sanatçıların fikir, sanat ve kültür konularında verdikleri konferanslar da hitabet türü içinde değerlendirilirler.

Fazıl Ahmet Aykaç "Hitabeler" başlığı altında yayımladığı (Fazıl Ahmet, Akşam Kitaphanesi, 1934) "Gözümle Gördüm", "Genç Muallimlere", "Cumhuriyet Çocuklarına" ve "Mektup" adlı şiirlerini hitabet üslûbuyla yazmıştır.

Hamdullah Suphi Tanrıöver (1885-1966), Necip Fazıl Kısakürek (1905-1983), Osman Yüksel Serdengeçti (1917-1983) gibi kişiler bu türde ürünler vermişlerdir. Necip Fazıl Kısakürek (1905-1983)'in özellikle 1934-1975 yılları arasında yurdun değişik bölgelerinde verdiği konferanslar ve hitabeleri Müdafaa (1946), İman ve Aksiyon (1964), İki Hitabe (1966), Müdafaalarım (1969), Hitabe (1975), Sahte Kahramanlar (1976), Yolumuz, Halimiz, Çaremiz (1977) gibi kitaplarında toplanmıştır.

 

Kaynakça:

 

Ahmet Haşim, "Dağ Yolu", Bize Göre İkdam'daki Diğer Yazıları, hzl. İnci Enginün - Zeynep Kerman, İstanbul 1991, s.130

Hamdi Akverdi, "Hitabet Sanatı", Varlık, 15.7.1937, S.97, "Hakikî Hatibin Vasıfları", Varlık, 1.8.1937, S.98 

İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu, "Konuşmacılığın Gizleri", Türk Dili, C.15, S.172, 1 Ocak 1966, s.223

Mehmet Kaplan, "Hitabet Sanatı", İstanbul, 15 Ekim 1945, s.7

Mehmet Kaplan, "Hitabet", Hisar, Haziran 1969, s.5

Mithat Cemal, Hitabet ve Münazara Dersleri, İstanbul Hayriye Basımevi, 1913, Hitabet Dersleri, Hukuk Ders Kitabı, 1914

Nejat Muallimoğlu, Bütün Yönleriyle Hitabet (1997);

Nihat Sami Banarlı, Edebî Bilgiler, İstanbul 1944

Okunuşunun 50. Yılında Söylev Özel Sayısı, Türk Dili, Kasım 1977, S.314

Süleyman Fehmi, Aşiyan, S.7, 26 Ramazan 1326, s.216

Tahirü'l-Mevlevî, Hitabet Dersleri

 



[1] Fethi Tevetoğlu, Ömer Naci, Ankara 1987

 

[2] hzl. Fethi Tevetoğlu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1987


Son değiştirme: 21 Şubat 2018, Çarşamba, 17:03