Ziya Gökalp ve Milli Edebiyat

ZİYA GÖKALP (1876-1924):

 

Hayatı: Diyarbakır’da doğdu. Asıl adı Mehmet Ziya’dır. İlkokulu, Askerî ortaokulu ve Mülkiye Lisesini Diyarbakır’da okudu. Babasından ve amcasından ilk temel bilgileri, Arapça, Farsça, İslam felsefesini öğrendi. Daha sonra Fransızca öğrenip Batı felsefesini ve edebiyatını da tanıdı. 1896’da İstanbul’a gitti. Baytar Yüksek Okulu’na girdi. Bu okulun son sınıfında iken siyasi faaliyetlere karıştığı için polis takibine uğradı. 1899’da tutuklandı ve 9 ay tutukluluktan sonra Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. 1900’de amcasının kızı Vecihe ile evlendi ve kendisini okumaya verdi. Bu arada değişik memuriyetlerde çalıştı.

1908’de II. Meşrutiyet ilan edildikten sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Diyarbakır teşkilatını kurdu. Diyarbakır, Dicle, Peyam gibi gazetelerde yazı ve şiirler yayınladı. 1909’da Selanik’te yapılan İttihat ve Terakki Cemiyeti kongresinde Cemiyetin genel idare kuruluna üye seçildi 1911’de Selanik Lisesinde sosyoloji öğretmenliği yaptı. 1912’de Ergani milletvekili oldu.

Genç Kalemler dergisi yazarları arasına katıldı. Türkçülük düşüncesini ve Millî Edebiyat anlayışını yaymaya çalıştı. Sadece dilde değil, Türkçülüğü bütün yönleriyle, bütün programıyla ortaya atmak gerektiğini düşünür ve bu fikirlerini içeren “Turan” şiirini bu dergide (7 Mart 1911) yayınlar. Ondan sonraki yazı, şiir ve konuşmaları bu şiirdeki temellerin açıklamasından ve yorumundan ibarettir. Genç Kalemler dergisine Tevfik Sedad Demirtaş ve Gökalp takma adlarıyla yazılar verdi. Asıl adı Mehmed Ziya iken adı, daha sonra Ziya Gökalp olmuştur.

1913-1919 yılları arasında İstanbul Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olarak çalıştı. Bu sıralarda Yeni Mecmua dergisini de çıkardı. Millî Tetebbular, Türk Yurdu, Türk Sözü gibi başka dergilerde de yazdı.

İttihat ve Terakki Partisi’nin Osmanlıcı politikasının Türkçü politikaya çevrilmesinde etkin bir rol oynadı. Osmanlı Devleti’ni oluşturan Türk dışı milletler, eski zamanlardan beri milliyetçilik hareketlerine hız vemişler, devlete isyan etmişler, Balkan savaşlarını açmışlar ve politikalarını Türklere düşmanlık üzerine oturtmuşlar. Bu ırkçılık hareketlerine sadece Hristiyan unsurlar değil, Arnavut ve Arap gibi müslüman milletler de başlamışlardı.

Bu durumda Hristiyan ve Müslüman diğer milletleri küstürmemek, memnun etmek için Türklükten bahsetmeyip Osmanlıcılık politikası gütmenin anlamı kalmamıştı. Ziya Gökalp, İttihat ve Terakki hükûmetini bu konuda ikna ederek Türk milliyetçiliğini esas alan bir politikayı benimsetmiş oldu. Ayrıca dersleri ve yayınları ile Türkleri kozmopolit anlamdaki ne idüğü belirsiz bir Osmanlıcılıktan kurtarıp milliyetçi şuurla bilinçlendiriyordu.

I. Dünya Savaşı’ndan yenik olarak çıkmamız üzerine Avrupalı devletler, ülkemizi işgal ettiler. İngilizler, Ziya Gökalp’in de içinde bulunduğu bazı Türk milliyetçilerini Malta’ya sürdüler. Ziya Gökalp, önce Limni adasına, üç ay sonra da Malta’ya sürüldü. Eylül 1919-Mayıs 1921 arasında orada iki buçuk yıl kaldı. Malta’dan İstanbul’a, oradan Ankara’ya, oradan da Diyarbakır’a döndü. Diyarbakır’da 1922’de Küçük Mecmua [1] adlı dergiyi çıkarmaya ve dersler vermeye başladı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülük ettiği destansı Millî Mücadelemizi destekledi. Emperyalist işgalcilerin Doğu illerimizde Ermenistan ve Kürdistan devletleri kurma girişimlerine karşı mücadele etti. 1923’te Ankara’ya giderek Millî Eğitim Bakanlığı’nda Telif ve Tercüme Komisyonu başkanlığı yaptı. Ayrıca Diyarbakır milletvekili oldu. 25 Ekim 1924’te İstanbul’da öldü.

 

Şiir Kitapları:

1. Şaki İbrahim Destanı (1908, ayrıca şu baskısı da var: Şaki İbrahim Destanı ve Bir Kitapta Toplanmamış Şiirler, hzl. Şevket Beysanoğlu, İstanbul 1976),

2. Kızıl Elma (1914, ayrıca hzl. Hikmet Tanyu, Ankara 1976),

3. Yeni Hayat (1918),

4. Altın Işık (1823).

 

İnceleme, araştırma türündeki diğer eserleri:

1. Doğru Yol (1923),

2. Felsefe Dersleri (hzl. Ali Utku-Erdoğan Erbay, Konya 2006),

3. Halk Klasikleri (hzl. Selahaddin Yazıcıoğlu, Diyarbakır 1972),

4. Makaleler I-IX (hzl. Şevket Beysanoğlu, Süleyman Hayri Bolay, M. Orhan Durusoy, Rıza Kardaş, M. Abdülhaluk Çay, Ferit Ragıp Tuncor, 1976-1980),

5. Malta Konferansları (hzl. Fahrettin Kırzıoğlu, Ankara 1977),

6. Tamamlanmamış Eserler, 1. Cilt (hzl. Şevket Beysanoğlu, Ankara 1985),

7. Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri, (hzl. Rıza Kardaş, İstanbul 1973),

8. Türk Devletinin Tekamülü (hzl. Kazım Yaşar Kopraman, Ankara 1981),

9. Türk Medeniyeti Tarhi (1926, hzl. İsmail Aka-Kazım Yaşar Kopraman, İstanbul 1976),

10. Türk Töresi (1923, ayrıca hzl. Hikmet Dizdaroğlu, Ankara 1976),

11. Türkçülüğün Esasları (1923),

12. Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak (1918),

13. Ziya Gökalp Külliyatı – I: Şiirler ve Halk Masalları (1952), Ziya Gökalp Külliyatı-II: Limni ve Malta Mektupları (1965), Ziya Gökalp, Kitaplar 1 (Toplu basım, hzl. M. Sabri Koz, İstanbul 2007)

 

 Ziya Gökalp

 

Milliyetçilik ve Turancılık Anlayışı:

Ziya Gökalp, bir şair olmaktan çok, bir düşünce, siyaset adamı ve sosyologtur. Türk milliyetçiliğini sosyolojik esaslar dahilinde bilimsel olarak sistemleştirmeye çalışan bir kuramcıdır. Yöntem ve kavramlar bakımından kaynak olarak daha çok Emile Durkheim sosyolojisini ve Auguste Comte pozitivizmini almıştır.

Gökalp’e göre genel anlamda Türk milletini yükseltmek demek olan Türk milliyetçiliğinin 3 aşaması vardır:

 

1. Türkiyecilik:

Önce Türkiye sınırları içinde yaşayan bütün Türkleri tek bir dilde, tek bir kültürde, tek bayrak, tek devlet halinde ortak değerlerde buluşmuş tek bir millet haline getirmek gerekir.

 

2. Oğuzculuk/Türkmencilik:

Türkiye’nin etrafında yer alan Azerbaycan, İran, Harezm ülkelerinin Türkleri Oğuz Türkleridir ve bu bütün Oğuz boyu Türklerini birleştirmek gerekir. Buna Türkiye Türkleri de dahildir. Oğuz birliğinin idare merkezi Ötüken olacaktır. Önce kültürel birlik olacaktır. Siyasi birlik için şimdiden bir şey denemez.

 

3. Turancılık:

Oğuzları ve Oğuzların dışında kalan Özbek, Tatar, Kırgız, Yakut gibi bütün dünya Türklerini birleştirmek hedefi güdülmelidir. Turan dünyasının idare merkezi de Ak-kurum olacaktır.

Ziya Gökalp’in, Kızıl Elma (1914), Yeni Hayat (1918) ve Altın Işık (1942) kitaplarında toplanan şiirlerinin çoğu Turancılık anlayışına uygun metinlerdir. Ziya Gökalp, Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak adlı kitabında Turanı Türklerin oturduğu, Türkçenin konuşulduğu bütün ülkelerin toplamı olarak tanımlarken (s.48) Türkçülüğün Esasları'nda bu kavramla ilgili olarak şu bilgileri verir:

"Turan bazılarının zannettiği gibi Türklerden başka Moğolları, Tunguzları, Finuvalıları, Macarları içine alan bir kavimler karışımı değildir. Turan kelimesi, Turlar yani Türkler demek olduğu için sadece Türkleri içine alan kapsayıcı bir isimdir. O hâlde Turan kelimesini bütün Türk şubelerini içeren büyük Türkistan'la sınırlandırmamız lâzımgelir.

Çünkü “Türk” kelimesi bugün yalnız Türkiye Türklerine verilen bir ad hükmüne geçmiştir. Türkiye'deki Türk kültürüne dahil olanlar, tabii bu ismi alacaklardır. Benim inancıma göre bütün Oğuzlar yakın bir zamanda bu isimde birleşeceklerdir. Fakat Tatarlar, Özbekler, Kırgızlar ayrı kültürler meydana getirdikleri takdirde, ayrı milletler hâlini alacaklarından, yalnız kendi isimleriyle anılacaklardır.

O zaman bütün bu eski akrabaları kavmî bir camia hâlinde birleştiren ortak bir unvana (ada) lüzum hissedilecek. İşte bu müşterek ad Turan kelimesidir. Türkçülerin uzak hedefi Turan adı altında birleşen Oğuzları, Tatarları, Kırgızları, Özbekleri, Yakutları lisanda, edebiyatta, kültürde birleştirmektir." (1972, s.26)

Şu halde Ziya Gökalp, "Turan" kavramına Türklerin ilk ana vatanı olan Ortalık Asya, Ötüken yöresi, Altay Dağları, Türklerin fethettiği ve yaşamakta olduğu her yer, Türklerin esaretten kurtulup hürriyete kavuşması ülküsü, Büyük Türk Birliği ve dünya hâkimiyeti ideali anlamlarını yüklemektedir.

Türkçülerin uzak ideali, Turan adı altında birleşen Oğuzları, Tatarları, Kırgızları, Özbekleri, Yakutları dilde, edebiyatta, kültürde birleştirmektir. Bu idealin yakın zamanda gerçekleşmesine bakılmaz. Çünkü uzak ideal, ruhlardaki coşkunluğu sınırsız bir dereceye yükseltmek için hedef tutulan çekici bir hayaldir.

Gökalp, 1916’dan itibaren Turancılık idealini Türk milletinin uzak ideali olarak değerlendirmiştir. Turancılıktan hiçbir zaman vazgeçmemiştir ve gündeminden çıkarmamıştır. Milliyetçilik ideallerini zamanın şartlarına bağlı kalarak belli bir sıra içinde gerçekleştirmeyi daha gerçekçi bulmuştur. Buna göre önce Türkiyecilik, sonra Oğuzculuk, en sonunda da Turancılık ideali gerçekleşecektir.

 

Millet Anlayışı:

Ziya Gökalp’e göre millet, dili, dini, zevki, ahlakı bir olan, aynı şartlarda yetişmiş fertlerden meydana gelen bir topluluktur. Buna göre Türkçe konuşan ve yazan, İslama inanan, Türk ahlak ve töresini paylaşan, Türk-İslam sanat, kültür ve zevkine sahip olan kişilerden meydana gelen topluluğa “Türk milleti” denir. Bu ortak değerleri paylaşan insanlar ırkları, etnik kökenleri farklı bile olsalar, Türk milletine mensupturlar. Türklük, bir mensubiyet şuurudur ve kültürel, sosyolojik bir yapıdır. Etnik kökeni Kürt, Çerkez, Arap vs. olsa bile yukarıda sayılan ortak değerleri benimsiyorsa o kişi Türk’tür.

Nitekim Ziya Gökalp’in fikirlerinden ilham alan büyük Türk Atatürk de “Ne mutlu Türk’üm diyene” derken bunu kastetmiştir. Atatürk, sadece etnik köken birliğine, aynı coğrafî mekana, tek bir idare sistemine vurgu yapmamış, “ne mutlu Türk’e” dememiştir. Türklüğü etnik bir kavim olarak almamış, sosyolojik, hukuki, kültürel değerlerde bir araya gelmiş bir üst toplumsal birlik adı olarak almıştır.

Şu hâlde Türklük değerlerini benimseyen herkes Türk’tür. Bu da çağdaş anlamda bir millet tanımıdır. Buna göre bugün Türkiye’mizde yaşayan insanlar, Türk millet birliğinde yer alan ileri bir bütünlüklü toplumsal yapıyı oluşturular.

 

Medeniyetçiliği:

Gökalp, çağdaş Batı medeniyetine bilim, teknik, çalışma sistemi, yöntem anlamındaki evrensel değerler bağlamında sahip çıkmış ve Türk milletinin medeniyet bakımından gelişimini buna bağlamıştır. Zira medeniyet değerleri bir millete ait değil, milletler arasıdır.

Ortak medeniyet değerlerinin üretilmesinde her milletin katkısı olmuştur. Çağdaş bilim ve teknoloji medeniyeti de sadece Batılıların ürettiği bir değer değildir. Bu medeniyetin üretimine Endülüs Emevi Müslümanları ve başka milletler de katkı sağlamıştır. Biz de bu evrensel medeniyete sahip çıkabiliriz. Gökalp’e göre bu tutum, “Garba doğru” gidiştir.

 

Halka Doğru:

Medeniyet, bilim adamı, sanatçı, düşünür gibi seçkin bir aydın grup tarafından üretilir ve halk kitlelerine yayılır. Seçkinler halka medeniyet götürür, halktan da hars yani kültür alır. Şu hâlde “Halka doğru “gidiş de iki yönlü olacaktır. Türk milletinin eğitimli, aydın, uzman kadroları elde ettikleri medeniyet değerlerini halka götüreceklerdir.

Yani mimarlık, tıp, mühendislik, teknoloji gibi alanlarda halka hizmet edecekler, halkın hayat kalitesini yükseltecekler, biyolojik ihtiyaçlarına cevap vereceklerdir. Halktan da hars yani Türkçenin zengin ve güzel kullanım biçimlerini, edebiyatlarını, âdet, gelenek ve göreneklerini, yaşayış, duyuş tarzlarını yani manevi kültür unsurlarını alacaklar, işleyip yeniden üreterek dolaşıma sokacaklardır.

Mesela halk masallarını derleyip onları modern bir kurgu ve üslup içinde romanlaştırabileceklerdir. Demek ki “halka doğru” gitmek iki yönlüdür: Halka vermek ve halktan almak. Halktan alınan değerler millî kültür ve sadece Türk milletine özgüdür, milletlerarası değil, millîdir. O hâlde biz, batıdan kültür alamayız. Bizim kendi millî Türk kültürümüz vardır ve onu koruyabilir ve geliştirerek yaşatabiliriz.

Türk vatanı, üzerinde Türklerin kendilerine özgü millî kültürlerini üretip yaşadıkları ve yaşattıkları bir yer olması dolayısıyla kutsaldır. yoksa Türk kültür ve medeniyetinin yaşanmadığı bir yer, vatan değil; kuru bir topraktır. Türk’ün duyma, düşünme, hayal etme, heyecanlanma biçimlerinin somut kalıplara döküldüğü millî kültürümüz müzelerle, kütüphanelerle, arşivlerle korunur, yeni nesillere öğretilir ve milletimiz arasında yaşatılırsa bir anlamı olur. Millet olmak, kendine ait bir kültürü yaşatmakla mümkündür.

 

Millî Edebiyat:

Millî bir edebiyat yapabilmemiz için önce yazı dilimizle konuşma dilimizi birleştirmeliyiz. Yazdığı dille konuştuğu dil farklı olan topluluk, millet olamaz. O hâlde İstanbul’da konuşulan Türkçeyi temel alarak Arapça ve Farsça dilbilgisi kuralları atılacak ve yaşayan Türkçe korunacaktır. Türkçeye yerleşmiş yabancı kelimeler Türkçenin malı sayılacak ve korunacaktır.

Halk dilinde yaşayan masal, mani, deyim, atasözü, efsane gibi Türkçenin kültür unsurları derlenip işlenecek ve edebiyat eserlerinde kullanılacaktır. Modern bir millî Türk edebiyatı yapabilmemiz için Türk halk edebiyatından bolca yararlanmamız gerekir. Batılı milletler de kendi millî edebiyatlarını böyle kurmuşlardı. Ayrıca Türk edebiyatçısı Batı edebiyatından edebiyat tekniği alabilir. Batılı bir teknik, kurgu, anlayış, yöntem içinde millî Türk kültürünü işlemekle millî bir edebiyatı gerçekleştirmiş oluruz.

Şiirde aruz yerine hece vezni kullanılmalıdır.

 

Şiiri: Ziya Gökalp, 1911’de yayınlaldığı “Turan” şiirine kadar aruz veznini kullandı. “Turan” şiiri de aruzladır. Ancak ondan sonraki şiirlerinde hece veznine yer verdi. Onun şiirleri lirizmden yoksun, eğitici, öğretici, yönlendirici mahiyette siyasi, tarihî ve toplumsal konulu manzum metinlerdir.

O bakımdan onun şiirine “şiir” yerine “manzume” demek uygun olur. Kendisi de zaten şair olma iddiasında değildir. Sadece vezin, kafiye, mısra gibi şiirin bazı teknik imkanlarından faydalanarak halka düşüncelerini aşılamak ve telkin etmek istemiştir.

Siyasi, toplumsal, felsefî çalkantıların yoğun olduğu döneminde şiirin değil şuurun ön planda olmasının güncel anlamda önemine inanmıştır. Onun başlıca amacı, Osmanlıcılık gibi belirsiz, bulanık ve karanlık bir kozmopolit hava içinde Türklükleri, millî kimlikleri, tarihleri, kültürleri, dilleri, edebiyatları unutturulan Türklere bu değerlerini hatırlatmaktır.

Başka milletler tarafından sürekli hakaret edilerek aşağılık dugusuna düşürülen Türklere, şerefli ve büyük bir millete mensup olduklarını, utanacak bir şeylerinin olmadığını, tarihlerinin şan ve şerefle dolu olduğunu hatırlatmak ve onlara özgüven aşılamak istemiştir. Ziya Gökalp, bir millet mistiği olarak Türk’ün vicdanı olmaya, onu uyandırmaya çalışmıştır.

Şekil açısından Gökalp, şiirinde klasik Türk şiirine ait gazel, kıta ve mesnevi; halk şiirine ait koşma ve destan; Batı şiirine ait sone nazım şekillerini ve kendine has bazı şekilleri de denemiştir. 

Kaynakça: Alaaddin Korkmaz, Ziya Gökalp, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 2005

 



[1] Bu dergi, yeni harflerle Şahin Filiz tarafından hazırlanıp yayınlandı: Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Yayınları, Antalya 2009


Son değiştirme: 21 Şubat 2018, Çarşamba, 17:52