Yahya Kemal ve Sanatı

Yahya Kemal'in Şiirinin Beslenme Kaynakları

 

a. Divan Şiiriyle İlişkisi: Yahya Kemal, Divan Şiirine büyük bir önem verdi, bu edebiyatı dikkatle inceledi ve buradan kendi zamanına, kendi şiirine aktarabildiklerini taşımaya çalıştı. Bu büyük ve verimli kaynaktan oldukça bereketli bir şekilde beslendi. O, Klasik Türk şiirini Avrupaî bir havada yeniden üretme çabası içinde oldu. Divan şairinin zarif, kıvrak, ahenkli güzel Türkçesine, edasına, ifade kabiliyetine değer verdi. Divan şiirinden söz varlığını almıştır ama mazmun unsuruna fazla yer vermemiştir.

Eski Şiirin Rüzgârıyla adlı kitabında toplanan Divan Şiiri tarzındaki şiirlerinin ilham kaynağı da yine birçok konuda olduğu gibi Batıdır. Bu konuda ona Fransız şairi Verlaine öncülük ve örneklik etmiştir. Verlaine’in Fétes galantes (Âşıkane Eğlenceler) adlı kitabını okumuş, bundan etkilenmiş ve bu etkilenmeyle tarihteki olay ve durumları kendi zamanlarının dilini ve havasını günümüzde yeniden üretip oluşturma hevesine kapılmıştır. Verlaine bu kitabında 18. yüzyılda kullanılan Fransızcanın dil unsurlarına yer vermiş, o dönemdeki Versailles sarayının avlusundaki eğlenceleri, âşıkların konuşmalarını, davranış biçimlerini o zamanın diliyle yansıtmıştır.

Yahya Kemal de Verlaine’den etkilenmeyle İstanbul’un fethinden Şeyh Galip’e kadar geçen zaman zarfındaki eğlencelerimizi ve eski hayatımızın bazı aşamalarını gazel gazel o devirlerin şiir diliyle terennüm etme hevesine düşmüş.

Böylece tarihin kahramanlıklarını, değişik olaylarını, güzelliklerini ve güzellerini kendi zamanının diliyle yansıtma anlayışı doğrultusunda Osmanlı Türkçesini kullanarak gazel, şarkı, rubai gibi Divan şiiri nazım şekilleriyle şiirler yazmıştır.

18. yüzyıl İstanbul’unun Lale Devrini, Sadabad eğlencelerini, Boğaz sefalarını, o zamanın güzelliklerini, o dönemin Osmanlı Türkçesini kullanarak yansıtmıştır. Bu şiirlerinde Divan şiirinin özünü, sesini, ahengini, havasını, eskimeyen güzelliklerini modern bir üslup ve anlayışla yeniden üretmeye çalıştı. Kitabın adından da anlaşılacağı gibi buradaki metinler, eski şiirimizin yani Divan şiirimizin rüzgârıyla, onun havasıyla yazılmış yeni şiirleridir. Onların Neo-Klasik olmaları bu bağlamdadır.

Yahya Kemal’in Divan Şiiri tarzındaki şiirlerinin Divan şiirinden farkı şudur: Yahya Kemal, Divan şairleri gibi klasik mazmunlar üzerinde fazla durmamıştır. O daha çok kelimelerin ahenk ve anlam değerlerine önem vermiştir. Osmanlı Türkçesinin musikisini yakalamaya çalıştı. Ayrıca Divan şiirinde anlam beyitte tamamlanırdı. Yahya Kemal ise anlamı şiirin tamamına yaydı. Yani şiirde konu bütünlüğüne ulaştı.

 

b. Batı Edebiyatı ve Kültürü:

*Nev-Yunanilik (Yeni Yunancılık) Dönemi: Paris'ten döndüğü sıralarda bir süre Yakup Kadri ile birlikte Türk edebiyatını Yunan ve Latin kültür- edebiyatına bağlamayı, onlardan kaynaklanan ve etkilenen yeni bir batılı edebiyat yapmayı amaçlayan Nev Yunanilik ya da Havza Edebiyatı denilen bir edebiyat akımı başlatmak istedilerse de bunun köksüz bir anlayış olduğunu, bizim Türk millî kültür, sanat edebiyat ve tarih anlayışımızın Yunan kültür ve medeniyetiyle alakasız olduğunu anlayıp vazgeçtiler ve Millî Edebiyat akımına geçtiler. Yahya Kemal Nev Yunanilik anlayışına bağlı olarak “Adonis”, “Bergama Heykeltıraşları”, “Biblos Kadınları”, “Sicilya Kızları” adlı şiirlerini yazdı. Ancak Balkan savaşları sırasında Yunanlıların Türklere yaptıkları zulüm ve katliamlardan dolayı Nev-Yunaniliği bırakmıştır. Sonra Millî Edebiyat akımına geçti.

 

*Mektepten Memlekete: Yahya Kemal, 1903’te Paris’e yani mektebe bir Batı hayranı, alafrangalık ve Jön Türklük heveslisi olarak gitti. Fakat 1912’de eve, memlekete Türklüğünün farkına varmış, millî şuura ermiş bir Türk olarak döndü.

Yahya Kemal, "mektepten memlekete dönen" bir şair, yazar ve aydındır. Yani Batıdan öğrendiği sanat, edebiyat, kültür, tarih anlayışını millî Türk tarihi, kültürü ve edebiyatı anlayışına uyarladı. Batılı ülkeler nasıl kendi köklerinden, değerlerinden beslenerek yeni bir kültür, sanat, edebiyat ve medeniyet ürettilerse buna göre modernleştilerse yani klasik olan değerlerini yenileyerek yeniden ürettilerse bizim de kendi köklerimizden, tarihimizden, millî ve dinî değerlerimizden hareketle yeni, modern, millî bir Türk edebiyatı, kültürü, sanatı ve medeniyeti geliştirmemiz gerektiği üzerinde yoğunlaştı.

Yahya Kemal eğitim gördüğü, okuduğu, tahsil aldığı mektepten hizmet edeceği, öğrendiklerini uygulayacağı memleketine döndü. Batı kültür, düşünce, sanat ve edebiyatından alınması gereken dersi, tekniği ve malzemeyi almış; ama bunları kendi özgün sanatçı kişiliğinde eriterek ve gerektiği kadar kullanarak kendine ait millî bir edebiyat yapmış, özgün bir milliyetçilik düşüncesi geliştirmiştir. O, Batıdan nasıl istifade edilmesi gerektiğini anlamış, neleri alıp neleri almamak gerektiğinin şuuruna varmış bir Türk aydınıdır. Batıdan daha çok yöntem, teknik, anlayış, çıkış noktası gibi hususlarda yararlanmıştır. Ama içerik bağlamında Türk milletinin ve Türk vatanının edebiyatını yani memleketin edebiyatını yapmıştır. Yaptığı iş taklit, tercüme, uyarlama değil; özgün, millî bir teliftir.

Mesela Parnasizm akımından şiirde şekil mükemmelliğini, mısraları ölçülü biçili bir hâlde dizmeyi öğrenmiş. Bu bakımdan Parnasyendir. Fakat Parnasyenler, şiirde şairinin duygularını ve şahsiyetlerini belli etmelerine karşıdırlar. Yahya Kemal ise tam tersine romantiklere özgü biçimde duygularını, duygusallığını ve kendi özgün şahsiyetini coşkulu bir biçimde yansıtır. Bu yönüyle de Parnasyen değildir.

Yahya Kemal, bir Parnasyen olan José-Maria de Hérédia’dan, Jean Moreas’tan ve Malherbe’den Türk tarihini, modern bir destan hâlinde yeniden yazmayı, şiirde sade, yalın, çıplak, süssüz, işlek konuşma Türkçesini kullanmayı; Albert Sorel ve Camile Jullian’dan tarih ve coğrafya içinde Türklüğü, Türk milliyetini aramayı; Paul Valéry’den ve Mallarmé’den ahenkli, mükemmel mısra kurmayı; Verlaine’den İstanbul semt ve sokaklarının şiirini yazmayı öğrendi. Parnasizm akımından mısra mükemmelliği fikrini, Sembolizm akımından şiirde ahenk ve musiki fikrini, Neo-Klasisizm akımından da millî Türk tarihi şuurunu aldı ve eserlerine yansıttı.

 

 

2. Şiirinin Konuları

a. Toplumsal Konular

Yahya Kemal, halkın sorunlarına, sosyal ve siyasi sorunlara hemen hemen hiç yer vermemiştir. Mesela halkın yoksulluğunu Marksist şairler gibi istismar etmemiştir. Onun şiirlerinde zaman zaman halkın fakirliği gibi sosyal ve ekonomik sorunları yansır ama bu, millî hayatımızın, toplumsal yaşantımızın değişik manzaraları olarak ve başka maksatlarla ele alınır.

Yahya Kemal’in şiirinde toplumsal konu bağlamında en çok milliyetçilik düşüncesini görüyoruz ve dolayısıyla bu bölümde onun üzerinde yoğunlaşacağız.

 

* Milliyetçilik:

-Milliyetçilik Anlayışı: Önce çok aykırı gibi gelen bir cümle kuralım: Yahya Kemal, bir Türk milliyetçisidir, ama millî değildir. “Millî” ve “milliyetçi” terimleri hakkında ise şu kısa açıklamaları yapalım: Millî olan kişi, milletinin değerlerini, inançlarını, yaşantı tarzlarını benimseyen ve hayatına geçiren kişidir. Milliyetçi ise millîlik meselesini düşünen, ona dair fikirler serdeden, bununla ilgili olarak siyasi, sosyal ve kültürel bir sistem geliştiren kişidir.

Yahya Kemal bu anlamda millî değildir. Müslüman Türk milletinin dinî, kültürel, toplumsal değerlerini, hayat tarzını yaşantısında pek fazla uygulamaya koymamıştır. O, hayat tarzı bakımından daha çok batılıdır, âdeta bir Fransızdır; daha çok Fransızlar gibi yaşar.

Türkçeyi kullanma konusunda millî, onun dışında milliyetçidir. Onun Türk milliyetçiliği, Türk milletinin sorunlarını, değerlerini düşünmek ve yaymaktan ibarettir. Türklerin millet oluşunu, bir sosyolog, bir psikolog, bir tarihçi ve siyaset bilimci gibi düşünmüş, felsefesini yapmış, bu konuda fikir yürütmüş ve şiirlerinde de Türk milliyetini hisseden bir Türk olarak terennüm etmiştir.

Türk millî değerlerinin milletleşme sürecimizdeki önemini kavramış ve bu değerlerin halk arasında yaşaması gereğine inanmıştır. Dolayısıyla Yahya Kemal, Türk milliyetini yaşayan “millî” bir şair değil; Türk milletinin millî değerlerinin onu bir arada tutan önemli değerler olduğunun önemine inanan, düşünen, araştıran, fikir yürüten, kuramını yapan ve duyan bir milliyetçi düşünür ve şairdir.

Onun milliyetçilik anlayışını oluşturan temel unsurları alt başlıklar hâlinde açmaya çalışalım:

 

*Kavmî Tarih Yerine Millî Tarih: Yahya Kemal, Türk tarihinin 1071 sonrasını atlı, akıncı, göçebe, avcı, kavim medeniyetinden yerleşik şehir medeniyetine geçiş sürecinin belirgin bir başlangıcı olarak alıyor. 1071 öncesini kavim tarihi, 1071 sonrasını millet dönemi olarak görüyor.

Onun için önemli olan, Türklerin boylar, kavimler, çadırlar, göçebe akıncılar hâlinde olması değil; yerleşik medeniyete sahip millet olmalarıdır. Milletleşme sürecimizde 1071’i milat olarak alıyor. Medenî millet oluşumuzun en yüksek aşaması, vardığı zirve nokta ise İstanbul kültür ve medeniyetidir.

Eserlerinde özellikle Osmanlı Devleti’nin ihtişamlı dönemlerini yansıtmış ve 1071 Malazgirt zaferinden sonra Anadolu’da, Rumeli’de ve İstanbul'da oluşan Türk anlayış, irfan ve geleneğiyle millî bir bireşime kavuşan kültür, sanat, edebiyat, tarih ve coğrafyasını konu edinmiştir.

Yahya Kemal, Barres ve Michelet gibi Fransız tarih felsefecilerinin etkisiyle tarih-coğrafya bireşimini öngören bir milliyetçilik anlayışına sahip olmuştur. Ona göre 1071 Malazgirt Savaşıyla fethedilen Anadolu yeni bir Türk kültür, medeniyet ve milliyetine sahne olmuştur.

Köken itibariyle değişik ırklardan, farklı coğrafyalardan gelseler bile bu vatanda Türkçeyi konuşup yazan ve İslâm’ı yaşama biçimi olarak kabul eden insanlar, yüzyıllar boyunca harmanlanmış, evlilik, ticaret, savaşlar gibi değişik vesilelerle içiçe geçmişler, kader birliği etmişler ve ortak özgün bir Anadolu Türk dil, edebiyat ve kültürünü üretmişlerdir.

Bu kültür, Turancıların önem verdiği eski Orta Asya Türklüğünün kültüründen farklıdır. Yahya Kemal, Asya'daki Türklük yerine Türkiye'deki Türklüğü aramanın ve ona yönelmenin daha doğru olacağı fikrini öne sürerek tarih çalışmalarını 1071'den itibaren Anadolu, Rumeli ve İstanbul ekseninde yoğunlaştırır.

Yahya Kemal, 1071 Malazgirt Zaferiyle birlikte Anadolu’nun Türk-İslam vatanı olmasıyla bu coğrafyada üretilen yeni bir Türk-İslam kültür ve medeniyetinin edebiyatını yaptı. Böylece yerli ve millî kaynaklara dönmüş oldu. Osmanlı Devleti’nin parlak ve büyük zaferlerine, fetihlerine, büyük kahramanlarına, kültür ve tarih değerlerine yer verdi.

Özellikle 1918’den sonra yayınlamaya başladığı şiirleriyle Osmanlı Devleti’nin çöküşünü yaşayan Türk milletine moral, maneviyat, ümit ve şevk aşılamak istedi. Türk tarihinin kahramanlık sayfalarını destanlaştırarak ve büyük medeniyet eserlerine değinerek Türklerin tarihte ne kadar büyük işler başardığını göstermek istedi. Millî tarih konulu şiirlerinin yanında bireysel nitelikli aşk, ölüm, sonsuzluk, İstanbul’un güzellikleri gibi konulara da yer verdi.

Türk tarihi, tarihten getirdiğimiz değerler, tarihi yorumlama biçimimiz bizim milliyetimizi ören temel unsurlardan biridir. Yahya Kemal de Türk milliyeti düşüncesini daha çok Türk tarihi kavramından yola çıkarak kurar. O, Türk tarihine millî açıdan ve en sağlıklı bir biçimde yerli bir bakışla yaklaştı. Şiir, konuşma ve yazılarında daha çok Türk tarihine yer vermiştir.

Yani millî varlığımızın güzel ve parlak tarihî dönemlerini konu almıştır. İçinde bulunulan an ve geleceğe çok az yer vermiştir. Şiirinde millî tarihimizi çok canlı bir şekilde yaşatmasını bilmiştir. O, tarihe şiirini üretebileceği bir hazine, bakir bir kaynak olarak baktı. Millî tarihi çok iyi bilir, sohbetlerinde genellikle Türk tarihinden şiirsel bir üslupla söz ederdi.

Yahya Kemal’in tarih konulu şiirler yazmasında, Türk tarihinin modern anlamda destanını yazmasında José Maria de Heredia (1842-1905)’nın Les Trophées (1893) adlı kitabında toplanan şiirlerinin etkisi büyüktür. Heredia, bu eserinde eski Yunan, Roma, Ortaçağ, Rönesans, Amerika’nın fethi, eski Mısır gibi tarihî dönemlere, kahramanlıklara yer verir.

Yahya Kemal, bu şiirlerin verdiği ilhamla Türk tarihini ve kahramanlıklarını yazmaya, tarihin ihtişamını beyaz lisan dediği sade, açık, yalın, kıvrak, zengin, güzel, parlak bir Türkçeyle canlandırmaya başlamıştır. “Açık Deniz”, “Deniz”, “Mohaç Türküsü”, “Akıncı”, “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” gibi modern destan örneği diyebileceğimiz metinler yazmıştır. Yahya Kemal, geleneksel destanların olağanüstü, insanüstü özellik ve niteliklerini, hayalî unsurlarını, abartılarını ayıklayarak gerçekçi tasvir ve anlatımlara dayanan modern destan örnekleri vermiştir.


Son değiştirme: 21 Şubat 2018, Çarşamba, 21:37