Bölüm anahatları

  • Her ne kadar şiirlerinde Sâsânî hânedanı gibi köklü bir aileden geldiğini, Bizans İmparatoru Kayser’in dayısı olduğunu ileri sürüyorsa da İran’a bağlı Tohâristan’dan olan dedesi Yercûh, Mühelleb b. Ebû Sufre tarafından esir alınmış, babası Bürd de önce Mühelleb’in karısı Hîre el-Kuşeyriyye’nin, daha sonra Basra’da Benî Ukayl kabilesinden Ümmü’z-Zibâ adında bir kadının kölesi olmuştur. Beşşâr, babası henüz köle iken iki gözü kör olarak dünyaya geldi ve sâhibesi tarafından âzat edildi. Çocukken kulağında küpe bulunduğu için kendisine “küpeli” anlamına gelen Ebû Riâs (أبو رعاث) veya Mura‘‘as (المرعّث) lakabı verilmiştir. Çocukluğunu Benî Ukayl kabilesi içinde geçirip sağlam bir dil öğrenen Beşşâr, on yaşlarında şiir söylemeye başladı. Gençliğinde Basra mescidlerindeki ilim meclislerine ve Merbid’deki edebî muhitlere devam etti. Vâsıl b. Atâ ve arkadaşları ile yaptığı görüşmeler sayesinde bunlardan öğrendiği fıkıh ve kelâm kendisinin ilmî ve fikrî alandaki gelişmesine yardımcı oldu. Ahtal, Cerîr b. Atıyye ve Ferezdak gibi hicviyeleriyle ünlü şairlerin döneminde yaşadığı için onların şiirlerinden etkilendi. Körlüğünün ve bir köle ailesinden gelmiş olmanın ezikliğini telâfi etmek ve hakir görülmenin meydana getirdiği intikam duygularını tatmin etmek için kendi kabilesini dahi hicvederdi. Bu yüzden Basralılar onun hicvine konu olmaktan daima çekinmişlerdir. Ukbe b. Selîm ve Hâlid b. Bermek dışında Ukayl kabilesinden methettiği herkesi hicvedecek kadar karakter zaafı göstermiş, bu iki kişi de verdikleri câizelerle kendilerini onun hicvinden kurtarabilmişlerdir.

    Epiküryen bir ahlâkı benimseyen ve bunu şiirlerinde terennüm eden Beşşâr, inanç açısından çeşitli mezhepler arasında bocalayıp durmuş, şiirlerinde Zerdüşt dinine temayülünden ötürü zındıklıkla suçlanmıştır. İlk zamanlar Mu‘tezile ileri gelenleriyle düşüp kalkan ve onlardan ilim tahsiline çalışan Beşşâr, Hz. Peygamber’den sonra herkesin dalâlete düştüğünü iddia ederek halkı tekfire kalkışmış ve ateşin topraktan üstün olduğu gerekçesiyle Âdem’e secde etmeyen şeytanı savunmuştur. Bunun üzerine Vâsıl b. Atâ onun zındık olduğunu ve öldürülmesi gerektiğini söylemiş, bu yüzden iki defa Basra’dan sürülmüş, ancak hasımlarının ölümünden sonra Basra’ya dönebilmiştir.

    Beşşâr mevâlîden olduğu için Emevîler devrinde kendisine önem verilmemiş, ancak Abbâsîler’den Mehdî-Billâh ve veziri Hâlid b. Bermek zamanında itibar görebilmiştir. Halife Mehdî Beşşâr’ın müstehcen şiirler yazmasına engel olmuşsa da hiciv yazmasını önleyememiştir. Bu yüzden o sunduğu kasidesine ödül vermeyen vezir Ya‘kūb b. Dâvûd’u, hatta aynı sebeple Halife Mehdî’yi bile hicvetti ve bu hicviyesini nahiv âlimlerinden Yûnus b. Habîb’in meclisinde okudu. Bunu öğrenen Ya‘kūb b. Dâvûd, evvelce Beşşâr’ın zındık olduğuna ve öldürülmesi gerektiğine inandıramadığı Mehdî’yi bu konuda ikna etti. Hadiseyi bizzat tahkik etmek için Basra’ya hareket eden halife Batîha’da vakitsiz bir ezan sesi duydu. Bunu sarhoş olduğu için Beşşâr’ın yaptığını öğrenince kendisine had cezası verilmesini emretti. Doksan yaşındaki şair on üçüncü (bir rivayete göre yetmişinci) sopada öldü. Onu halifenin bağışlayabileceğini düşünerek vezir Ya‘kūb b. Dâvûd’un öldürttüğü de rivayet edilmektedir. Beşşâr’ın ölümü halkı sevindirmiş, cenazesinde sadece zenci câriyesi bulunmuştur.

    Beşşâr büyük bir sanatkâr olarak “muhdesûn” diye bilinen yeni bir akımın kurucusu kabul edilmektedir. Nitekim Selm el-Hâsir (ö. 186/802) ile Müslim b. Velîd (ö. 208/823) üzerindeki tesiri açıkça görülür. Câhiliye şiirinde İmruülkays, İslâmî şiirde Kutâmî, kasidenin “matla‘” bölümünü en başarılı bir şekilde söyleyen şairler olarak kabul edildiği gibi Beşşâr da bu konuda muhdesûn şairlerinin en başarılısı olarak ün yapmıştır. Böylece devrinde bir akım başlatan Beşşâr, şiir sanatında Müslim b. Velîd ile Ebû Temmâm’a örnek olmuş, konuşur gibi rahat şiir söyleyen bir üslûp ile de nesirde tekâmülün zirvesine çıkan Bedîüzzaman el-Hemedânî ile Harîrî’nin yetişmelerinde etkili olmuştur. Asmaî, akıcı üslûbu sebebiyle Beşşâr’ı Nâbiga ez-Zübyânî ile Meymûn b. Kays el-A‘şâ’ya benzetir. Beşşâr şiiri günlük ihtiyaç haline getirmeyi başarmış; her mevzua yer verdiği şiirleri, o günün insanları için bir şevk veya teselli kaynağı olmuştur. Özellikle tasvirlerinde çok başarılı olan şair halkla iç içe olduğu için onları yakından tanımış ve hayatlarını gözü görenlerden daha iyi bir şekilde tasvir etmiştir.

    Beşşâr’ın, Emevî devrinin büyük hiciv şairlerinden biri olan Cerîr b. Atıyye’yi sırf şöhret kazanmak maksadıyla hicvettiği rivayet edilirse de bu rivayetin, o dönemin şairlerinden olup Beşşâr’ı hicveden Cerîr b. Münzir es-Sedûsî ile Cerîr b. Atıyye’nin karıştırılmasından ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. O herkesi hicvettiği halde hicvedilmekten korkardı. Hatta kendisini hicvetmemesi için Ebü’ş-Şamakmak’a yılda 200 dirhem verdiği rivayet edilir. Birinci sınıf bir sanatkâr olmasına ve şiirlerini Arapça söylemesine rağmen daima İranlılar’ı metheder, Arap ırkını küçümserdi. Tamamlayamadığı şiirlerini hiçbir anlam taşımayan kelime ve yabancı isimlerle doldurduğu için büyük dil âlimlerinden Ahfeş el-Ekber ve Sîbeveyhi tarafından eleştirilmiş, buna karşılık Beşşâr da onları hicvetmiştir. Daha sonra bu iki âlim onun hicvinden kurtulmak için kendisini şiirleriyle istişhâd edilen son şair kabul etmişlerdir.

    Beşşâr’ın şair olarak Mervân b. Ebû Hafsa’dan aşağı olduğu iddiası doğru değildir. Bizzat Mervân’ın, şiirlerini Beşşâr’a tashih ettirmesi de bunu göstermektedir. Diğer taraftan Mervân tarz ve üslûp olarak eskiye bağlı kaldığı halde Beşşâr şiirdeki klasik konuları aşıp devrinin yadırgadığı yenilikler vücuda getirmiştir. Kasideleri şekilce kusursuz olup recezleri hemen hemen kaside kadar uzundur. Halka ve münevverlere farklı dillerle hitap etmiştir. Kendisi gibi âmâ olan Ebü’l-Alâ el-Maarrî’ye hiçbir yönden benzemez; zira Maarrî belli bir felsefenin sahibidir, Beşşâr ise bazı karışık fikirlere saplanmış şüpheci bir şairdir. Kimsenin kendisini anlamadığı iddiasıyla İslâmiyet’i küçümsemeye kalkışmıştır. Serbest ve lâubali oluşu sebebiyle müstehcen şiirler terennüm ederek diğer şairlere oranla halkın cinsî duygularını fazlasıyla tahrik etmiştir.

    Câhiliye devrinde ve İslâmî dönemde en çok şiir söyleyen üç şairden biri olan -diğer ikisi Seyyid el-Himyerî (ö. 173/789) ile Ebü’l-Atâhiye’dir (ö. 211/826)- ve 1200 kaside söylediğini bizzat ifade eden Beşşâr’ın İslâm’a karşı tavrı, sefahatı, zındıklıkla itham edilmesi ve herkesi hicvetmesi sebebiyle şiirlerinin ancak bir kısmı günümüze kadar gelebilmiştir. Bunların bir bölümü tabakat kitaplarıyla antolojilerde bir araya getirilmiş, çok az bir kısmı da divan halinde toplanabilmiştir. Bazı şiirleriyle divanı neşredilmiştir: 1. el-Muḫtâr min şiʿri Beşşâr. Hâlidiyyân diye meşhur olan ve bu isimle ortak kitap yazan Ebû Bekir Muhammed b. Hâşim (ö. 380/990) ile Ebû Osman Saîd b. Hâşim (ö. 371/981) adlı iki kardeşin yaptıkları bir derleme olup Ebû Tâhir İsmâil b. Ahmed et-Tücîbî’nin şerhiyle birlikte Muhammed Bedreddin el-Alevî tarafından yayımlanmıştır (Kahire 1934). 2. Dîvânü Beşşâr b. Bürd. Muhammed Tâhir b. Âşûr (ö. 1973) tarafından bulunarak şerhedilen divanı Muhammed Rifat Fethullah ile Muhammed Şevki Emîn gözden geçirerek yeni açıklamalar ilâvesiyle üç cilt halinde yayımlamışlardır (Kahire 1369-1376/1950-1957). Asıl divanın yarısı olduğu tahmin edilen ve ancak “ra” kafiyesine kadar olan kısmı ihtiva eden bu üç ciltte 6628 beyitten oluşan 255 kaside mevcuttur. Bunlara bazı ilâve ve açıklamalar getiren IV. cilt Muhammed Tâhir b. Âşûr ile Muhammed Şevki Emîn tarafından hazırlanarak neşredilmiştir (Kahire 1966).


    BİBLİYOGRAFYA

    İbn Kuteybe, eş-Şiʿr ve’ş-şuʿarâʾ, s. 643-646.

    Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, el-Eġānî, III, 135-250.

    İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist, s. 181, 401.

    Hatîb, Târîḫu Baġdâd, VII, 112-118.

    İbn Hallikân, Vefeyât, I, 271-274.

    İbn Kesîr, el-Bidâye, X, 149-150.

    İbnü’l-İmâd, Şeẕerât, I, 264-265.

    Abdülkādir el-Bağdâdî, Ḫizânetü’l-edeb, III, 230-232.

    Abdürrahîm el-Abbâsî, Meʿâhidü’t-tenṣîṣ (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Kahire 1367/1947, I, 289-304.

    Sezgin, GAS, II, 455-457.

    Şevkī Dayf, Târîḫu’l-edeb, III, 201-202.

    Corc Gureyyib, Beşşâr b. Bürd, Beyrut, ts.

    Tâhâ el-Hâcirî, Beşşâr b. Bürd, Kahire, ts. (Dârü’l-maârif).

    Abdülvehhâb es-Sâbûnî, Şuʿarâʾ ve devâvîn, Beyrut 1978, s. 124-130.

    Butrus el-Bustânî, Üdebâʾü’l-ʿArab, Beyrut 1979, II, 36-59.

    Ömer Ferruh, Târîḫu’l-edeb, II, 92-96.

    Hüseyin Atvân, Şuʿarâʾü’d-devleteyn: el-Emeviyye ve’l-ʿAbbâsiyye, Beyrut 1981, s. 254-262.

    C. Zeydân, Âdâb, I, 363-366.

    Abdülfettâh Sâlih Nâfi‘, eṣ-Ṣûre fî şiʿri Beşşâr b. Bürd, Amman 1983.

    Ziriklî, el-Aʿlâm (Fethullah), II, 52.

    Hannâ el-Fâhûrî, el-Mûcez fi’l-edebi’l-ʿArabî ve târîḫih, Beyrut 1985, II, 285-296.

    a.mlf., Târîḫu’l-edebi’l-ʿArabî, Beyrut, ts. (el-Matbaatü’l-Bûlisiyye), s. 369-386.

    Mustafa eş-Şek‘a, eş-Şiʿr ve’ş-şuʿarâʾ fi’l-ʿaṣri’l-ʿAbbâsî, Beyrut 1986, s. 99-168.

    [Abdülkādir] el-Mağribî, “Beşşâr b. Bürd”, MMİADm., IX/12 (1929), s. 705-722.

    Muhsin Gıyad, “Ṣûretü Beşşâr b. Bürd fî Kitâbi’l-Eġānî”, MMİIr., XX (1970), s. 192-218.

    Hamîd Muhlif el-Heytî, “Beşşâr b. Bürd Müceddiden”, Mecelletü Âdâbi’l-Müstanṣıriyye, II, Musul 1977, s. 61-72.

    André Roman, “Un Poème «Ouvert» de Baššār b. Burd”, BEO, XXV (1978), s. 185-196.

    Faruk Ömer Fevzi, “Beşşâr b. Bürd ve siyâsetü ʿaṣrih”, el-Mevrid, XVI/1, Bağdad 1987, s. 75-86.

    J. Hell, “Beşşâr b. Bürd”, DMİ, III, 648-650.

    TA, VI, 249.

    Kasım Kufralı, “Beşşâr b. Bürd”, İA, II, 574-576.

    R. Blachère, “Bas̲h̲s̲h̲ār b. Burd”, EI2 (İng.), I, 1080-1082.


    هو بشار بن برد بن بهمن بن أذركند بن بيبرسان. ولم تُذكر سلسلة نسبه بشكل كامل إلا في ديوانه. وقد كان بشار بن برد يفتخر دائماً بأنه من سلالة ملوك فارس، فأبوه هو بُرد بن بهمن ولم يُعرف اسمه قبل الإسلام على وجه التحديد، وذلك لأن العبيد كانوا يُكنَّوا ببُرد عند العرب، حيث إن والده قد سُبي وأصبح مملوكاً لبني عقيل، وتزوّج من امرأة عند بني ملهب. وُلِد بشار بن برد في [[أين تقع محافظة البصرة|البصرة] عند بني عقيل في سنة 96 وترعرع بها، وكانت مالكته من بني عقيل قد أعتقته بعد وفاة والده، حتى أصبح يُقال له بشار العُقيلي، وقد تنقّل بين مناطق عدة، ثم استقر في بغداد إلى أن مات فيها.[١] كان بشار يُكنّى "بأبي معاذ"، ولُقّب أيضاً بالمرعث، وذلك لأنه كان يضع حلقاً من الذهب في أذنه، وذلك لروايتَين إحداهما تقول إن والدته فقدت الكثير من الأولاد، مما جعلها تضع في أذن صغيرها حلقاً إيماناً منها أنه يُطيل العمر، والرواية الثانية تقول إن من عادات الفرس ثقب أذن المملوك حتى لقّبوهم بمثقوبي الأذن، فانتقلت هذه العادة إلى العرب وقام بها من ملكوا بشار بن برد.[١] صفات بشار بن برد اتصف بشار بمجموعة من الصفات التي تميزه عن غيره، حيث كان ضخماً، طويل القامة، جاحظ العينين، قبيح الخلقة أعمى. وقد رُويت في قصة فقدان بصره عدة روايات، منها ما يقول إنّ أمه ولدته أعمى، ومنها ما يقول إنه أصيب بمرض الجدري عندما كان صغيراً مما تسبب في فقدان بصره بعد ذلك، ومما يؤيد الرواية الثانية أن بشار قد وصف الأشياء وصفاً حقيقاً ودقيقاً في شعره يُبعد عن فكر قارئه أنه أعمى.[٢] وكان له أسلوبه الخاص في إلقاء الشعر، فتراه يصفق بكلتا يديه ويتنحنح ويبصق عن يمينه وشماله ثم يبدأ بإلقاء الشعر. وكان معروفاً عنه خلقه السيئ ومجاهرته بالمعاصي وحبه للذات وفحش كلامه، إذ إنه كان يصف النساء دون أي حياء بعد جلسات السكر الماجنة.[٢]كان بشار حاد المزاج، وكانت لديه نزعة من التمرد والثورة، ذا قلب شجاع لا يأبه بأحد، عنيداً في رأيه لا يكترث إلى المخاطر، فصيح اللسان، غزير الشعر، عميق الفكرة. وقد كان الناس يشكوه إلى والده عندما كان صغيراً بسبب شِعره، فيضربه ضرباً مبرحاً إلى أن يرق قلبه على ابنه، لكن بشار لم يكن يبالي. وعُرف أيضاً بتلوّنه ومناصرته للخلفاء على حسب مصلحته الخاصة؛ فتارة يناصر الدولة الأموية ويمدح آخر خلفائها وهو مروان بن محمد، ثم تتغير آراؤه ليمدح الدولة العباسية ويهجوا الأمويين.[٢] معتقدات بشار بن برد اهتم الناس في القرون الأولى للإسلام بعقائد أصحاب الشُّهرة، فكانوا يبحثون عن مذاهبهم وإيمانهم. فكان بشار بن برد من الشعراء الذين اتُّهموا بالزندقة في ذلك الوقت، حيث كانت هنالك علاقة تجمعه مع واصل بن عطاء شيخ المعتزلة، إذ كان يحضر حلقات النقاش التي يقيمها واصل بن عطاء في البصرة مع الذين يعتنقون المجوسية والدهرية والهندية، إلا أنّ خلافاً نشب بين بشار وواصل شيخ المعتزلة، وذلك لأنهم يؤمنون بالرجعة أي عودة الإمام المختفي، وبأن الإنسان يخلق أفعاله. فأعلن بشار معارضته بما يعتقدون به؛ لأنه لا يؤمن الإ بالمحسوس، مما أدى ذلك إلى طرده من البصرة.[٣] كان من الناس من اتهم بشاراً بالزندقة، ومنهم من اتهمه بالكفر والإلحاد، ومنهم من اتهمه بكراهية العرب، وذلك لأنه كان يفاخر ويمجّد أصوله الفارسية كثيراً، فتراه يقابل من يحقّر نسبه العجمي بالافتخار بالعجم، ويقابل من يحقّره من العرب بالافتخار بولائه إلى مُضَر.[٤] ولكن ما ظهر في شعره أنه كان مسلماً، ويوجد في قصائده ما يشير إلى أنه التزم بأركان الإسلام من صلاة وصيام وحج، لكنه كان كثير الاستهزاء في قالب من المجون والهزل جعل الناس يحقدون عليه ويكيدون له، وينسبون إليه ما ليس به. وهذا ما جعله يرحل إلى حرّان حيث بدأ بمدح الخليفة هناك إلا أنه لم يحصل على ما يريد، فرحل ثانية إلى العراق وأخذ يمدح الخليفة مروان بن الحكم فأعجب به وبشعره،[٤] حتى عاد إلى البصره بعد وفاة عمر بن عبيد خليفة واصل، حيث كانت حركات من الثورة تنشأ في الدولة، ومنها ثورة العلويين سنة 145، فاصطف بشار بجانب ثورة العلويين ومدح زعيمها بقصيدة ميمية، إلا أن والي البصرة عمل على قمع ثورة العلويين، مما جعل الشاعر بشار بن برد ينظم قصيدة في مدح ولاة البصرة، ويستدل البعض بذلك على تلوّنه وميله مع من يرى فيه مصلحته.[٣] خصائص وسمات شعر بشار بن برد يعتبر بشار بن برد من الشعراء المجدِّدين في العصر العباسي حيث تميز شعره بمجموعة من السمات:[٣] تميزت أشعاره بالمزج ما بين القديم والحديث، والبداوة والحضارة، والحكمة والخلاعة، وفضّل البحور القصيرة إلى جانب البحور الطويلة مع الحفاظ على البنية الشكلية للقصيدة كما هي بمعانيها. استوعب بشار بن برد تداخل الحضارات وامتزاج الأجناس بعضها ببعض، مما انعكس على أسلوبه الشعري باستخدام الألفاظ القريبة من الناس بعبارات سهلة الحفظ دون تبذّل لغوي، فكانت أشعاره تعتمد على عمق الفكرة وعنصر المفاجأة. برع بشار بن برد بالتصوير الفني رغم فقدان بصره، حيث كان يصف الأحداث وصفاً واقعياً دقيقاً يعجز عنه المبصرون. إن قصائده الغزلية حسّية تخدش الحياء، فوصف أحوال الغرام بتفاصيلها؛ وذلك لحبه للمجون والخلاعة، على الرغم من عدم معرفة إن كان الحب لديه تصنعاً أم أنّ الغرام قد ألهب قلبه بالفعل. الهجاء في أشعاره كان واضحاً، فقد كان يستخدمه كسلاح ذي حدَّين، إما كتصفية حسابات شخصية مع خصومه، وإما لمصلحة شخصية تُكسبه مالاً، وذلك بالتهديد والتخويف من الوقوع في هجائه. قطوف من أشعار بشار بن برد كان بشار بن برد من الفصحاء، كثير الشعر، حيث ذكر بنفسه أن له اثني عشر ألف قصيدة، ما بين الغزل والفخر بأصوله والهجاء والوصف.[٥]ومن أبيات الفخر بأصوله قال: أنا ابن ملوك الأعجمين تقطَّعتعليَّ ولِي في العامِرِين عِمادُأنا المرعَّثُ لا أخفى على أحدٍذرَّت بي الشمسُ للقاصي وللدَّانيقَالَتْ عُقَيْلُ بنُ كَعْبٍ إِذْ تَعَلَّقَهَاقلبي فأضحى به من حبها أثرُ وفي الغزل قال: هل تعلمين وراءَ الحُبِّ مَنْزِلَةًتدني إليك فإنَّ الحبَّ أقصانيفاذكري حلفتي أقارفُ أخرىيومَ زكَّى تلكَ اليمينَ البكاءُ يَوْمَ لا تَحْسَبِي يَميني خِلاَباًبِيَمِينِي تُوَقَّرُ الأَحْشاءإِذا أسفرت طاب النعيم بوجههاوشبه لي أن المضيق فضاءوفي رثاء أصدقائه قال: كان لي صاحباً فأودَى به الدّهروفارقتُه عليه السَّلامُ بَقِيَ الناس بعدَ هُلْك نَدامايَوقوعاً لم يشعروا ما الكلامُكيف يصفو ليَ النعيم وحيداًوالأخلّاء في المقابر هامنَفِسَتْهم علي أمُّ المنايا فأنامَتْهُم بعنُفٍ فناموالا يغِيضُ انْسِجَامُ عيني عليْهمْإِنما غايةُ الحزين السِّجَامُ وفاة بشار بن برد مات بشار بن برد مقتولاً في زمن الخليفة المهدي، إذ كان من الخلفاء الذين لا يتساهلون في أمور العقيدة والتشكيك فيها، فأمر الخليفة المهدي جنوده بشن حملة على الزنادقة، وكان من ضمنهم الشاعر بشار بن برد، وذلك بسبب الضغائن التي حملها عليه، بعد وشاية الناقمين على بشار وهجائه للخليفة المهدي، إذ جاء يوم وكان بشار فيه سكران فاندفع يؤذن قبل موعد الصلاة، فغضب المهدي من ذلك وأمر بضربه بالسوط، فضُرب سبعين مرة حتى مات، ودُفن في البصرة.[٣] ذكر الصفدي في كتابه أن بشاراً مات وهو يبلغ من العمر قرابة تسعة وتسعين عاماً، وقيل إنه توفي في السبعين من عمره، لكن الرأي المتفق عليه أن بشاراً قد توفي وقد جاوز السبعين، وتأكد ذلك قصيدته التي جاء فيها:[١] وحسْبُك أَنِّي منذ سِتين حِجَّةًأكيد عفاريت العدى وأكادُيقال إنّ في تشييع جثمانه لم يخرج أحد سوى أمة أعجمية سوداء كانت تصيح: واسيداه! وذلك لأنّ الناقمين عليه كُثر بسبب حسد أو هجاء، فلم يبقَ له أصدقاء في البصرة إلا وقد هجاهم بشار أو اتقوا شرّ لسانه فابتعدوا عنه. فعندما توفّي فتّش في كتبه فلم يجدوا ما كانوا قد اتهموه به، إلا ما كتبه في آل سليمان يقول فيهم: (كنت أريد أن أهجو آل سليمان بن علي لبخلهم، فتبين أن هنالك قرابة تجمعهم مع رسول الله صلى الله عليه وسلم فمتنّعت، إلا أنني قلت:[٦] دينار آل سليمان ودرهمهم كَالْبَابِلِيَّيْنِ حُفَّا بِالْعَفَارِيتِلا يوجدان ولا يرجى لقاؤهماكَمَا سَمِعْتَ بِهَارُوتٍ وَمَارُوتِ