Bölüm anahatları
-
Leyli u Mecnun Karşılaştırması (devam)
Fuzûlî ve Eseri
Hayat hikâyesine dair yeterli bilgi bulunmayan Fuzûlî’nin Bağdat civarında ve muhtemelen Kerbela’da doğduğu söylenebilir. Doğum tarihi konusunda farklı bilgiler vardır. Ölüm tarihi ise 963/1555-56 olarak kabul edilmektedir. Bütün ömrünü Bağdat ve çevresinde (Hille, Kerbelâ ve Necef) geçirmiştir. Memleketinden ayrılmaması, Nizâmî’nin durumunu akla getirmektedir. Nizâmî gibi Fuzûlî de devlet adamlarına kasideler yazmış olmakla birlikte birinci dereceden saray şairi ya da o zamanın tabiriyle meddah bir şair sayılmaz. Onun kaside yazdığı devlet adamları arasında Safevi Şahı İsmail I, Safevilerin Bağdat valisi İbrahim Han Musullu, Osmanlı Padişahı Kanuni Süleyman, Osmanlı Sadrazamı Makbul İbrahim Paşa, Kazasker Abdulkâdir Çelebi, Nişancı Celâlzâde Mustafa Çelebi ve Şehzâde Bayezid (sonradan II. Bayezid) gibi isimler vardır.
Fuzûlî, Kanuni’nin Bağdat seferine katılan şairler Hayâlî Bey ve Taşlıcalı Yahya ile tanışıp dost olmuştur.
Fuzûlî’nin iyi bir öğrenim gördüğü anlaşılmaktadır. Üç dili (Türkçe, Farsça ve Arapça) şiir söyleyecek kadar iyi kullanır. Üç dilde divan tertip etmiş olması bunun en güzel delilidir. O, kendi döneminde Farsçanın birinci sınıf şairlerindendir. Mekteb-i Vukû ve sebk-i Hindi gibi akımların ortaya çıktığı o dönemde eski şiir üslubunu (Sebk-i Irâkî) güçlü bir şekilde devam ettirmiştir. Öte yandan onun asıl önemi Türkçe şiir açısındandır. Türkçenin öncü şairlerindendir. Özellikle de Türkçe manzum hikâye yazarlığında bir dönüm noktasıdır. Bu alanda Farsçada Nizamî’nin konumuna Türkçede Fuzûlî sahiptir.
Fuzûlî’nin şiirlerinde tasavvufî neş’e belirgin bir şekilde hissedilir. Onun şiirlerinde tasavvufî renkler Nizâmî’nin şiirlerindekinden daha belirgindir. O, Nizâmî’den farklı olarak şiirin bir çok alanında değerli eserler vermiştir. Ondan geriye kaside, gazel, kıt’a, terkib, tercî ve rubai kalıplarında başarılı örnekler kalmış olmakla birlikte asıl başarısı gazel alanındadır.
Fuzûlî’nin Leyli u Mecnun’u:
Fuzûlî manzum hikâyecilikte güçlü bir şair olup Leyli u Mecnun’dan başka mesneviler de kaleme almış olmakla birlikte onun bu alandaki şöhreti Leyli u Mecnun’dan gelmektedir.
Leyli u Mecnun’un yazılış tarihi, şairin ser sonunda belirttiği üzere 942’dir. Eserine mensur bir dibace ve üç rubai ile başlayan Fuzûlî, “tevhid”, “münâcât”, “tevhid kasidesi”, “cehaleti itiraf ve istiğfar”, “naat”, “mirac”, Peygamber’e övgü kasidesi”, “özür beyanı”, “sâki-nâme”, “asrın padişahına hitap” ve “padişaha övgü kasidesi” ile başladıktan sonra eserin yazılış sebebini anlatırken bu eseri yazmaya kendisini “bir nice zarîf-i hıtta-i Rûm”un teşvik ettiğini belirtir.
Fuzûlî’nin kurguladığı şekliyle Leyli u Mecnun hikâyesi şöyle özetlenebilir:
Bir Arap kabilesinin reisinin oğlu yoktur. Buna üzülen resi dualar edip adaklar adayarak Allah’tan kendisine bir oğul nasip etmesini diler. Sonunda duaları kabul olarak bir oğul sahibi olur. Çocuğa Kays adını verirler. Çocuk dünyanın gam tuzağı olduğunu daha ilk andan bilerek haline sürekli ağlamaktadır. Çocuğun tabiatında âşıklık vardır. On yaşına gelince Kays okula başlar. Okulda kızlarla oğlanlar birliktedir. Kays, sınıf arkadaşı Leyla’ya ilk görüşünde âşık olur. Leyla da onun ilgisine karşılık verir. Bir süre böyle aşklarını gözleriyle ifade ederler. Konuşmaya mecal bulamazlar. Zamanla Mecnun, okuldan sonra da görüşmek için yollar bulmaya çalışır. Bu durum dedikodulara yol açar ve sonunda kızın annesi olaydan haberdar olur ve kızını uyarır. Leyla annesini sıkıştırmasına karşın durumu inkâr ederse okuldan alınır ve evden çıkarılmaz. Kays, okulda Leyla’yı göremeyince ızdırabı kat kat artar. Bu ayrılık sonrasında Leyla da Mecnun da gazeller söyleyerek aşk ızdıraplarını dile getirirler.
Mecnun arkadaşlarıyla birlikte gezmeye gider. Aklında Leyla’yı görmek vardır. Hüzünler içinde gezinirken Leyla’nın mahallesine düşer yolu. Leyla da arkadaşlarıyla dışarı çıkmıştır. Karşılaşırlar. İkisi de bu karşılaşmadan dolayı kendinden geçer. Arkadaşları Leyla’nın yüzüne gülsuyu sürerek ayıltıp evine götürürler. Daha sonra kendine gelen Mecnun, Leyla’nın gitmiş olduğunu fark edince ağlayıp dövünmeye başlar. Bir gazel yazıp babasına gönderdikten sonra sahraya yönelir. Arkadaşlarının haber vermesi üzerine babası Mecnun’u sahrada aramaya başlar. Babası uzun aramalardan sonra oğlunu perişan ve üstü başı yırtık vaziyette bulunca çok üzülüp ağlar. Oğluna nasihat ederse de faydası olmaz. Mecnun babasının sözlerini dinlemez bile. Babası oğlunu eve götürebilmek için yalana başvurup Leyla’nın kendilerine konuk geldiğini söyler. Mecnun’un gözleri parlar ve babasıyla birlikte evin yolunu tutar. Ana babası Mecnun’a nasihat ederler. Bu arada Fuzûlî, Mecnun’un babasına da bir gazel söyletir. Mecnun da babasının gazeline gazel ile cevap verip aşkının kuvvetinden bahseder. Bababası başka çare bulamayıp Leyla’yı istemek üzere kabilesinin ileri gelenleriyle birlikte Leyla’nın evine gider. Leyla’nın babası onlara ikramda bulunmakla birlikte isteklerine olumsuz cevap verir ve Kays’ın delirdiğinden bahsederek böyle birine kız veremeyeceğini belirtir.
Mecnun’un iyileşmesi için hekimlere gidilir, hocalara başvurulur, adaklar adanır, büyücülerden yardım alınır. Fakat bütün bunlardan bir sonuç çıkmaz. Babası son çare olarak oğlunu Kabe’ye götürür. Mecnun, Kabe’de aşkının artması için dua eder ve şu beyitle başlayan gazeli okur:
“Yâ Rab belâ-yı ışk ile kıl âşinâ meni
Bir dem belâ-yi ışkden etme cüdâ meni”
Mecnun’un düzeleceğine dair umutları tükenen baba, onu kendi haline bırakmak zorunda kalır. Çöllere düşen Mecnun’un karşısına bir dağ çıkar. Dağa hitaben şiir söyleyip ağlayan Mecnun, Leyla’nın diyarına yönelir. Ceylanlarla, güvercinlerle ve başka hayvanlarla dost olur.
Bu arada Leyla eve kapanıp kimseyle görüşmez ve arkadaşlarının onu neşelendirme çabaları boşa çıkar. Leyla da çevresindeki eşyayla dertleşmeye başlar. Kelebeğe, muma şiirler söyler. Geceleri kimse görmeden evden çıkarak ağlayıp inler, aya sırrını açar, sabâ rüzgârına içini döker. Bir gün annesi Leyla’yı hava alsın, açılsın diye kırlara götürür. Arkadaşları da yanındadır. Ama Leyla hiç kimseyle ilgilenmez. Bir şekilde yalnız kalarak ağlayıp inlemeyi sürdürür. Bulutla konuşup gazel okur. Bu arada Mecnun’un halini anlatan bir ses ve şiir duyar. Sesin nereden geldiği bilinmemektedir.
Bir zaman sonra İbn Selam adında biri Leyla’yı görüp beğenir ve ana-babasından ister. Onlar da razı olurlar.
Bu arada Nevfel adında biri Mecnun’un şiirlerini duyar ve beğendiği bu şiirlerin sahibini tanımak isteğiyle arkadaşlarıyla birlikte sahraya gider. Mecnun’u vahşi hayvanlarla bir arada bulur. Haline üzülerek ona yardım etmeye çalışır. Mecnun Nevfel’in sözlerinden umutlanır. Nevfel, bir Leyla’nın kabilesine bir mektup yazarak Leyla’yı Mecnun’a vermelerini ister. Nevfel mektubunda tehditkâr bir ifade kullandığından onlar da ona aynı şekilde karşılık verirler ve Nevfel ve adamlarıyla Leyla’nın kabilesi arasında çatışma çıkar. Mecnun ise Leyla’nın kabilesinin galip gelmesi için dua eder. Mecnun’un bu halini gören Nevfel, girişiminden pişmanlık duyar ve Mecnun’u kendi haline terk ederek memleketine döner.
Mecnun çöllerde yaşamaya devam eder ve bir gün çölde gezinirken yaşlı bir adamın bir esiri zincire bağlamış halde çekerek götürdüğünü görür. Esire acıyan Mecnun yaşlı adama işin mahiyetini sorar. O da bunun bir mizansen olduğunu, bu şekilde dilenip geçimlerini sağladıkları anlatır. Bunu duyan Mecnun, zincir deliler içindir. Zinciri bana bağla, akşama kadar kazandığın da senin olsun diye teklifte bulunur ve kendini böylece zincire bağlatır. Yaşlı adamla birlikte kapı kapı dolaşırken Leyla’nın evinin önüne geldiklerinde Mecnun kendinden geçerek ah çekip olduğu yere yığılır. Mecnun’un sesini duyan Leyla, çadırından çıkarak Mecnun’a bir gazelle hitap eder:
“Yâr rahm etdi meğer nâle vu efgânımıza
Ki kadem basdı bugün kulbe-i ehzânımıza”
Mecnun da ona gazelle cevap verir:
“Küfr-i zülfün salalı rahneler îmânımıza
Kâfir ağlar bizim ahvâl-i perîşânımıza”
Sonra da zinciri kopararak çölün yolunu tutar.
Mecnun, bu dilencilik işini başka şekilde bir kez daha tekrarlar ve bir gün kör gibi gözlerini kapatarak kapı kapı gezmeye başlar. Yine Leyla’nın kapısına gelince “yâ dost” diye feryat eder. Onun geldiğini anlayan Leyla evden çıkıp gelir. Mecnun ona serzenişte bulunup yine çöle döner.
Sonunda İbn Selâm ile Leyla’nın düğün hazırlıkları başlar. Leyla ise hüzünlüdür. Yüzüne yapılan süslemeleri siler ve halini anlatan bir gazel okur. Nihayet düğün olur. Leyla İbn Selam’ın duvağı kaldırmasına izin vermez. Bunun için bir hikâye uydurur. Okula gittiği zamanlarda kendisine bir perinin göründüğünü, bir insan ile evlenecek olursa hem kendisini ve hem de evlenen erkeği öldüreceğini söylediğini, o perinin elinde kılıcıyla karşısında beklediğini, zifafı ertelemenin iyi olacağını söyler. İbn Selâm da inanarak Leyla’nın sözüne uyar. Bir yandan da bu duruma çare arar.
Bu arada Zeyd adında bir karakter hikâyeye dahil olur. Zeyd, Zeyneb adında bir kıza âşık olmuş, aşkın halleri konusunda tecrübe edinmiştir. Bu bakımdan Mecnun ile ilgilenir. Leyla’nın evlendiğini Mecnun’a haber verir. Mecnun da Leyla’ya bir sitem mektubu yazar. Mektubun sonunda bir murabba şiir yer alır:
“Gayr ile her dem nedir seyr-i gülistan etdiğin
Bezm edip halvet kılıp yüz lütf u ihsan etdiğin”
Mektup Zeyd vasıtasıyla Leyla’ya ulaşır. Leyla mektuba cevap yazarak İbn Selam ile vuslat olmadığını anlatır ve Mecnun’a olan aşkının artarak sürdüğünü dile getirir.
Leyla Mecnun’un murabbaına murabba ile karşılık verir:
“Giriban oldu rüsvâlık eliyle çâk dâmen hem
Mene rüsvâlığımda dûst hem ta’n etdi düşmen hem[8]”
Bu arada Leyla’nın babası, kendi kabile reisine şikayette bulunmuş, böylece Mecnun’un öldürülmesi yönünde karar çıkmıştır. Mecnun’un bu durumdan haberdar olan babası, oğlunu çöllerde bulur ve ona bu durumunu düzeltmesi için yalvarır. Babasının nasihatinden sonra Mecnun cevap verir. Cevap verirken de kendisine bir titreme gelir ve kolu kanamaya başlar. Mecnun bunun sebebinin Leyla’nın kolunun kanaması olduğunu söyler. Oğlunun ermiş olduğunu düşünüp oğluna nasihat etmeyi bırakıp evine döner bir süre sonra ölür. Mecnun babasının ölümünü duyar ve mezarını ziyarete gelir. Mezara kapanıp ağlar.
Mecnun yine çöllerde dolaşmayı sürdürür. Böyle dolaşırken bir gün bir taş üzerine kendi sûretiyle Leyla’nın sûretinin nakşedilmiş olduğunu görerek Leyla’nın sûretini kazıyıp siler, ama kendi sûretine dokunmaz. Bunun nedenini sorarlar. O da açıklar: Sevgilinin fâş olmasının uygun değildir. Sevgili âşığın içinde olmalıdır. Âşık kabuktur, sevgili özdür.
Bu arada Zeyd, Leyla’dan haber ve mektup getirir. Mecnun umutlanır. Mektuba cevap yazar. Mektubunda İbn Selâm’a ah eder. Mecnun’un ahı tutar ve İbn selam ölür. Leyla, bu ölümü bahane ederek ağlayıp inler. Aslında kocasının ölümünden değil, Mecnun’a olan aşkından dolayı ağlamaktadır. Zeyd, Mecnun’a İbn Selâm’ın ölüm haberini getirir. Mecnun ağlamaya başlar. Bunun sebebini de şöyle açıklar:
“Cânâneye can veren yetüpdür
Can vermeyen arada itüpdür
Ol dûstuma değil idi düşmen
Hem ol ana âşık idi hem men
Ol cânını verdi vâsıl oldu
Öz mertebesinde kâmil oldu
Naksum menim irmedi kemâle
Ayb eyleme ağlasam bu hâle”
Burada hakiki aşkın izleri görülmektedir.
Leyla baba evine döner. Sürekli ağlar ve herkes onun kocasının mateminden dolayı ağladığını sanır.
Leyla’nın kabilesi çadırları toplayıp göç için yola çıkar. Mecnun da mahmilde deveye derdini döker. Kendinden geçerek kervandan uzak düşer. Gece vakti devesini koşturur fakat kervanı bulamaz. Bu şekilde giderken bir karaltı görür. Karaltıya yol sormak amacıyla yaklaşıp kim olduğunu sorar. O da “Ben Mecnun’um” diye cevap verir. Leyla onun Mecnun olduğuna inanmaz. Mecnun ona halini anlatan bir gazel okuyunca Leyla Mecnun’u tanır. Leyla da ona bir gazel okur. Bu kez Tanımama sırası Mecnun’dadır. Leyla şiirler ve gazeller söyleyerek kendini tanıtır. Fakat Mecnun artık ermiştir. Leyla bunu anlayıp onu takdir eder.
Bu arada Leyla’nın kabilesinden biri, Leyla’yı aramaktadır. Sonunda onu bulur. Leyla kabileden gelen adamla yola çıkar.
Mecnun artık hakiki aşka ermiştir. Şu matla ile başlayan gazeli söyler:
“Biz cihan ma’mûresin ma’nîde vîran bilmişiz
Âfiyet gencin bu vîran içre pinhan bilmişiz”
Bu arada Leyla umutsuzluk içindedir. Sevgili ondan geçtiğine göre onun da artık bu dünyadan geçmesinin vakti gelmiştir. Allah’a yakarıp ölmeyi diler. İffeti duasının kabulüne vesile olur. Ölüm döşeğinde annesine Mecnun’a haber vermesini vasiyet eder.
Zeyd’den Leyla’nın ölüm haberini alan Mecnun, gazeller okuyarak yâre kavuşmak dileğini ifade eder. Leyla’nın kabri başına varan Mecnun mezara kapanır ve burada ruhunu teslim eder ve onu da gasledip Leyla’nın yanı başına defnederler.
Zeyd mezarı hep mamur tutmaya çabalar. Bir gün rüyasında bir bahçede iki güzel görür. O iki güzele yüz bin kişi hizmet eder. Bu iki güzel Leyla ile Mecnun’dur. Bahçe cennettir. Hizmet edenler de huri ve gılmandır. Zeyd uyanınca rüyasını insanlara anlatır. Böylece Leyla ile Mecnun’un kabri ziyaret yeri olur.
Hikâye böylece sona ererken Fuzûlî, eserinin sonunda yazılış tarihini dile getirdikten sonra dostlardan dua ve özür diler ve kendi şiir gücünü överek, kıskananları eleştirir.
