Bölüm anahatları

  • ALİ EKBER DİHHODÂ (1880-1956)

    Mirza Ali Ekber Hân Dihhodâ, Kazvin’de dünyaya gelir. On yaşına varmadan babası ölen Dihhodâ, ilk gençlik yıllarında dönemin önde gelen ilim adamlarından Farsça, Arapça, edebiyat ve dinî bilimler okur. Tahran’da Siyasî İlimler Medresesi açılınca bu okula kaydolarak bir süre öğrenim görür. Bu arada Fransızca öğrenmeye çalışır. 1903 yılında dönemin Balkan ülkelerinden sorumlu bakanı Muâvinu’d-devle Gaffârî ile birlikte Avrupa’ya giden Dihhodâ, iki buçuk yıl sonra İran’a dönerek Meşrutiyet hareketi içerisinde yer alır ve önde gelen aydınlardan Cihangîr Hân ve Kâsım Hân ile birlikte bu harekete destek veren en önemli yayın organlarından olan Sûr-i İsrâfîl gazetesini kurar. Bu gazetenin ilk sayısı, 17 Rebiülâhir 1325 (30 Mayıs 1907) tarihinde yayımlanır. Dihhodâ, bu gazetede Deho, Deho Ali, Harmeges, Esîru’l-Cevvâl, Birehne-i Hoşhâl ve Nohûd-i Heme Âş gibi müstear adlarını kullanarak “Çerend u Perend” ana başlığı altında hiciv boyutu ağır basan, fakat edebî değeri yüksek eleştiriler kaleme alır. Onun bu yazılarının hedefi, istibdat rejimiyle İran’da hüküm süren feodal yapıdır.

    Muhammed Ali Şah döneminde Meşrutiyetin ilgasının ardından bir grup aydınla birlikte Avrupa’ya sürgün edilen Dihhodâ, Paris’te Allâme Muhammed Kazvînî ile teşriki mesaide bulunur. Paris’ten İsviçre’nin Iverdon şehrine geçen Dihhodâ, Sûr-i İsrâfîl’in üç sayısını burada yayımlar. Daha sonra İstanbul’a geçerek İstanbul’da bulunan İranlı aydınların katılımlarıyla Surûş adlı bir gazete çıkarmaya başlar. On beş sayı çıkan bu gazete Sur-i İsrâfîl’e oranla daha ılımlı bir dil kullanır.

    Dihhodâ, İstanbul’dan İran’a dönerek Tahran ve Kirman temsilcisi olarak Şûrâ Meclisine girer. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Çehâr Mahâl’in bir köyünde münzevi bir hayat sürer. Savaşın bitişi ardından Tahran’a gelen Dihhodâ, Kacar hanedanının ortadan kalkıp Rıza Şah’ın işbaşına gelişiyle birlikte siyasi faaliyetlerden uzak durarak edebiyat ve sözlük çalışmaları üzerinde yoğunlaşır. Bu arada sırasıyla Maârif Bakanlığı özel kalem müdürlüğü, Adalet Bakanlığı teftiş reisliği, Siyâsî İlimler Medresesi müdürlüğü ve Tahran Yüksek Hukuk ve Siyasî İlimler Medresesi müdürlüğü görevlerinde bulunur. Musaddık öncülüğündeki demokrat hareketi destekleyen Dihhodâ, Musaddık’ın devrilmesinin ardından tekrar siyasetsiz günlerine döner.

    Hayatının son günlerine dek edebî ve bilimsel araştırmalarını sürdüren Dihhodâ, 7 İsfend 1334’te (27 Şubat 1956) Tahran’da hayata veda eder.

    Dihhodâ’nın başlıca eserleri arasında, deyim ve atasözlerini içeren  dört ciltlik Emsâl u Hikem (Tahran 1311/1932), şiirlerini bir araya getirdiği Dîvân, son olarak Tahran Üniversitesi tarafından yeniden düzenlenerek on dört cilt halinde yayımlanan Lugat-nâme, “Çerend u Perend” başlığı altında Sûr-i İsrâfîl gazetesinde yayımladığı makalelerini içeren ve Sa‛îd Nefîsî tarafından hazırlanan Şâhkârhâ-yi Nesr-i Fârsî  (Tahran 1330/1951) adlı eser içerisinde yayımlanan Mecmû‛a-i Makâlât ve İran şiirinin klasik dönemine ait çok sayıda şiir divanı ile Esedî’nin ilk Farsça sözlüklerden olan Lugat-i Furs’unun tashihleri zikredilebilir.

    Şair kimliği diğer çalışmalarının gölgesinde kalmış olan Dihhodâ, şiirde iddialı biri olmasa da yazdığı şiirler o dönemin özgürlük mücadelesini yansıtmaları bakımından önemlidir. Ayrıca onun kimi şiirlerinde Tanzimat dönemi Türkiye şiiri ile Kafkasyalı Türk şair Sâbir’den etkilendiği görülür. Ayrıca Dihhodâ Türkçe öğrenmiş ve Sûr-i İsrâfil gazetesinde birkaç Türkçe şiir yayımlamıştır.

    Kaynakça: Ali Ekber Dihhodâ, Lugat-nâme, yeni düzenleme, 2. bs. Tahran 1377 (1998), Mukaddime; Yahyâ Aryenpur, Ez Sabâ tâ Nîmâ, c. II; Muhammed İshak, Suhenverân-i Nâmî-yi İrân der Târîh-i Muâsir, c. I, yer adı yok, 2. bs. 1363 (1984); Kayser Eminpur, Sunnet ve Nov Âverî der Şi‛r-i Muâsir, Tahran 1383 (2004).

     


     

    علی اکبر دهخدا

     

    یادآر ز شمعِ مرده یادآر

     

    ای مرغِ سحر! چو این شبِ تار

    بگذاشت ز سر، سیاه‌کاری،

    وز نفحه‌ی روح‌بخشِ اسحار

    رفت از سرِ خفتگان، خماری،

    بگشود گره ز زلفِ زرتار

    محبوبه‌ی نیلگونْ عماری،

    یزدان به‌ کمال شد پدیدار

    و اهریمنِ زشت‌خو حصاری،

    یادآر ز شمعِ مرده! یادآر!


    ای مونسِ یوسف اندر این بند!

    تعبیرْ عیان چو شد تو را خواب،

    دلْ پُر ز شعف، لب از شکرخند

    محسودِ عدو، به‌ کامِ اصحاب،

    رفتی برِ یار و خویش و پیوند

    آزادتر از نسیم و مه‌تاب،

    زان کو همه‌ شام با تو یک‌چند

    در آرزوی وصالِ احباب

    اختر به‌ سحر‌ شمُرده، یادآر!


    چون باغ شود دوباره خرّم

    ای بلبلِ مستمندِ مسکین!

    وز سنبل و سوری و سپرغم

    آفاق، نگارخانه‌ی چین،

    گلْ سرخ و به‌ رخ عرق ز شبنم،

    تو داده ز کف زمامِ تمکین،

    زان نوگلِ پیش‌رس که در غم

    نا‌داده به‌ نارِ شوقْ تسکین،


    از‌ سردیِ‌ دی‌ فسرده، یادآر!


    ای هم‌رهِ تیهِ پورِ عمران!

    بگذشت چو این سنینِ معدود،

    وآن شاهدِ نغزِ بزمِ عرفان

    بنمود چو وعدِ خویشْ مشهود،

    وز مذبحِ زر چو شد به کیوان،

    هر صبحْ شمیمِ عنبر و عود،

    زان کو به گناه قومِ نادان،

    در حسرتِ روی ارضِ موعود


    بر‌ بادیه‌ جان‌ سپرده، یادآر!


    چون گشت ز نو زمانه، آباد

    ای کودکِ دوره‌ی طلایی!

    وز طاعتِ بندگان خود شاد

    بگرفت ز سرْ خدا خدایی،

    نه رسمِ ارم، نه اسمِ شدّاد

    گِل بست زبانِ ژاژ‌خایی،

    زان کس که ز نوکِ تیغِ جلاد

    مأخوذ به جرمِ حق‌ستایی


    تسنیمِ وصالْ خورده، یادآر!

     

    Bu iki şiiri biçim (nazım şekli, vezin, kafiye) ve içerik açısından karşılaştırınız.