Bölüm anahatları
-
Mekteb-i Bâzgeşt
مکتب بازگشت
Sebk-i Hindî'nin gelişip edebiyat ortamına egemen olduğu dönem, daha önce de belirttiğimiz gibi Safevi yönetiminin İran'da iktisadi ve sosyal refahı önemli ölçüde sağladığı zamana rastlamaktadır. çte yandan Hindistan saraylarının maddi ve kültürel zenginliğini de buna eklemek gerekir. Edebî zevk, böyle bir ortama uygun olarak gelişmiştir. Fakat belli bir süre sonra İran'da tecrübesiz ve yeteneksiz yöneticilerin iş başına gelmelerinin de etkisiyle iktisadî durum bozulmaya başlamış, bunun yanı başında sosyal ve kültürel atmosfer de olumsuz bir seyir içine girmiştir. Safevilerin ilk yıllarında olduğu gibi son yıllarında da toplumda iç huzurun yeterince bulunmadığı görülmektedir. Bu huzursuzluk, doğal olarak edebiyata da yansımıştır. Sebk-i Hindî şairlerinin tarzlarının ve hayal dünyalarının bu ortamla örtüşmediği ortadadır. Bu nedenle Sebk-i Hindî ekolü kendiliğinden tedrici olarak terk edilmeye başlanmıştır. Elbette İran dışında bu akımın çok yakın zamanlara dek varlığını koruduğu ayrıntısını unutmamalıyız.
Sebk-i Hindî'nin tedricî terk edilişinin ardından toplum şartlarına uygun bir tarzın ve tavrın oluşması gerekirken bunun gerçekleşmediği görülmektedir.
Bu arada, Sebk-i Hindî akımı öncesinde ortaya çıkıp kısa süre sonra ortalıktan çekilen “Mekteb-i Vukû” yeniden gündeme gelir. Bu bir geriye dönüş anlamına gelirse de asıl geriye dönüş bunun hemen ardından gelmiştir ve bu döneme adını veren de bu sonuncusudur.
Edebiyatta Sebk-i Hindî öncesine dönülmesi gerektiğini düşünenler İsfahan'da bir araya gelirler ve “Encumen-i Edebî-yi İsfehan” (İsfahan Edebî Encümeni) adıyla bir oluşum gerçekleştirirler[19]. Bu oluşum, Zend hanedanı dönemine (XII/XVIII. yy) rastlar. Kerim Hân-ı Zend'in ölümüyle (1193/1779) İran yine bir kargaşa ortamına girer ve bu ortamda İsfahan Edebi Encümeni'nin faaliyeti sona erer. Kerim Han'dan sonra Kacar hanedanından Akâ Muhammed Hân İran yönetimini ele geçirir (1193/1779) ve siyasi bakımdan İran'da yeni bir dönem başlar. Akâ Muhammed Hân edebiyat ve sanata pek ilgi duyan biri olmasa da onun İsfahan'a vali olarak atadığı Neşât-i İsfehânî (1175-1244/1761-1828) bir şairdir[20]. Onun öncülüğüyle İsfahan'da edebi ortam yeniden canlanır ve ikinci bir edebiyat encümeni oluşturulur.
Bu ikinci encümen de Neşât'ın Tahran'a gitmesiyle son bulur[21]. Aka Muhammed Hân'dan sonra tahta geçen Fethali şah zamanında (1212-1250/1797-1834) edebî encümen üçüncü kez oluşturulur. Fethali şah aynı zamanda bir şairdir ve “Hakan” mahlasını kullanır[22]. Bu üçüncü encümenin ömrü yaklaşık otuz yıl sürer[23]. Bu encümenin en önemli temsilcisi, Fethali şah'ın sarayında “meliku'ş-şuara” olan Fethali Hân Sabâ'dır (ö. 1238/1823).
Bu üç encümen, Zend ve Kacar döneminde “geriye dönüş” anlayışının iyiden iyiye edebiyat ortamına egemen olmasını sağlar.
Geriye dönüş hareketi, klasik dönem şairlerini kopya etmekten ve tıpkı klasik dönem şairleri gibi yazmaktan öte bir kaygıları bulunmadığı ortaya çıkan şairlerin hareketidir. Bu dönemde yetişen şairler, şair olarak kendi kimliklerini kazanamamışlar, ancak iyi birer Sa‘dî ya da Hâfız veya Nizâmî taklitçisi olabilmişlerdir. Geriye dönüş hareketi sadece şiirle sınırlı kalmamış, nesirde de ilk klasik dönemin sade üslubuna dönme çabasında olan yazarlara da rastlanmıştır.
Geriye dönüş hareketinin edebiyatı bir yere götüremeyeceğini düşünen edebiyatçıların eleştirilerinin Kacarların son dönemlerinde yoğunluk kazandığı görülür. Dışa (Türkiye, Rusya ve Avrupa) açılmanın da etkisiyle toplum yapısında ve düşünce ve kültür hayatında ortaya çıkan değişmelerin ivme kazandırdığı yenilik arayışları bu eleştirilerle birlikte başlar. Bütün bu eleştiriler ve arayışlar karşısında, şiirde geriye dönüş hareketi kabuğuna çekilerek çok yakın bir geçmişe dek varlığını sürdürmüştür.
