Bölüm anahatları

  • Yeni Şiir Devamı

    İran şiirindeki yenilik arayışları Nîmâî tarzın ardından kendine yeni mecralar bulmuştur. Bunlardan biri kimilerinin “mensur şiir” (şi‛r-i mensur) diye adlandırdığı şiirdir. Mensur şiir tâbirinin bu tarz şiir için uygun olup olmadığı tartışmalıdır. Bu tarz şiirlerin Türkiye’de aruz ve hece vezni dışında kalan çalışmalara denildiği gibi “serbest şiir” başlığı altında değerlendirilmesinin uygun olacağını düşünüyoruz. Fakat İran’da serbest şiir (şi‛r-i âzâd) Nîmâî şiir için kullanılmaktadır. Bu nedenle serbest şiir tâbirini, uygun düşmesine rağmen, aruzdan bütünüyle bağımsız olan şiir için kullanmaktan kaçındık. Onun yerine Nîmâî şiire “aruz içi serbest şiir”, aruzla bağlantısı olmayan serbest şiire de “aruz içi serbest şiir” tâbirini tercih ettik. Buna göre yeni şiiri üç bölümde değerlendirebiliriz. Birinci bölümde, neo-klasik kalıplarla (çehar-pâre, yeni gazel, müstezâd) yazılan şiir, ikinci bölümde aruz kalıplarını olabildiğince zorlayan ve aruzun kayıtlarını son derece gevşeten Nîmâî şiir, yani aruz içi serbest şiir, üçüncü bölümdeyse aruzdan bütünüyle bağımsız olan “aruz dışı serbest şiir” yer almaktadır. Aruz dışı serbest şiir içerisinde ise birkaç farklı eğilim söz konusudur.

    Bu eğilimlerin en önemlisi Ahmed Şâmlu’nun başını çektiği “şi‛r-i sepîd” (beyaz şiir)dir. Şi‛r-i sepîd, mensur şiir izlenimi vermekteyse de kelimelerin musikisine dayanan ve kendine özgü esnek kuralları bulunan bir şiirdir. Ahmed Şâmlu’dan önce Hûşeng Îrânî’nin aruzdan bağımsız şiir denemeleri olmuşsa da onun şiiri yapısal eksiklikleri nedeniyle fazla başarı sağlayamamıştır. Elbette Îrânî’nin çalışmaları sepîd şiiri andırmaktaysa da “sepîd” tabiri sonradan çıkmış bir tâbirdir ve Îrânî’nin şiiriyle ilgisi yoktur.

    “Sepîd şiir” ile batıdaki “blank verse” arasında yakınlık kurulabilir. Ancak Şâmlu bu kanaatte değildir ve öncülüğünü yaptığı sepîd şiirin batıdaki karşılığının “vers libre” olduğunu düşünür. Elbette “blank verse” vezinli ama kafiyesiz bir şiirdir. Bu bakımdan sepîd şiirle tam örtüşmez. Bu tarz şiir, Nîmâî tarzın getirdiği kazanımlarla yola çıkmış ama aruz veznini bir yana bırakmak suretiyle yeni bir şiir tarzı geliştirmiştir. Sepîd şiir, aruzun devamı olmadığı gibi Nîmâî şiirin devamı da değildir. Bu tarz şiirde Batı şiirinin etkisi inkâr edilemez. Öncüsü dolayısıyla “Şâmlûyî şiir” diye de adlandırılan bu eğilimde belirli bir biçimden söz edilemez. Ancak sepîd şiirin tümden vezinsiz olduğu da söylenemez. Burada sepîd şiir konusunda bu eğilimin en önemli temsilcisi Şâmlu’nun sözleri aydınlatıcıdır:

    “Sepîd şiir, vezin ve kafiyeden mustağnilik hissetmeyebilir, ama bundan yoksundur –ve belki de yoksun kalmayabilir de-. Fakat müstağniymiş gibi görünmektedir.  Sanki seyredenlerin gözleri vücudundaki işkence izlerini görüp de başı öne eğikliğinin sırrını anlasınlar diye kasten çıplak kalmak isteyen başı öne eğik bir işkence mağdurudur. Belki de sepîd şiir, müziğe gereksinin duymayan bir danstır. (...) Aslında sepîd şiir, “şiir” sûretine bürünmek istemeyen şiirdir.

    “Olmak” ve kuvveden fiile geçmek için renksiz ve silik kalıbını –soyut ve zihnî biçimini- arayan, göreli olan her şeye ve her türlü kafiyeye yabancılık çeker ve tahammülsüzlük gösterir. Her türlü müdahaleye –kıymeti harbiyesi olmasa da- muhalefet eder. Bir sepîd şiirin zihinde doğuşunun ötesinde bir şekle dönüşmesi için ortaya konan hiçbir çaba sonuç vermez. Aynı şekilde bir takım düşünceler, kayda geçirilince bir tür şiir oluşabilirken aynı işlemden asla başarılı bir sepîd şiir oluşmaz. [Sepîd şiir] bazen bir resimdir, ama resim yardımıyla anlatılamaz. Kimi zaman hiçbir hareketin gerçekleştiremeyeceği bir danstır. Kimi zaman da şiirdir ve ek olarak vezin ve kafiye de ister.” Şâmlu’nun Âydâ der Âyine (Aynadaki Ayda)’deki şu cümlesi onun şiir eğilimini daha belirgin kılar: “Okuyucunun öfkesi, bizim gerçeği ve güzelliği onun kendi ölçüsüyle ortaya koymadığımızdandır sadece. Bu yüzden o dar görüşlü [okuyucu], her okuduğu şiirden müthiş eli boş döner[8].”

    Sepîd şiirin en önemli temsilcisi Ahmed Şâmlû’dur.

    Şi‛r-i sepîdle bir çok ortak özelliği bulunmakla birlikte bazı yönlerden ondan ayrılan bir eğilim de İran şiirinde diğer tarzlar kadar olmasa da kendine yer açmıştır. Bu eğilim “movc-i nov” (yeni dalga) adıyla tanınmıştır. Movc-i nov şiiri, sepîd şiir gibi aruzdan bütünüyle bağımsız olup buna ek olarak herhangi bir vezne de sahip değildir. Kafiyeye de pek iltifat etmeyen bu eğilimin nesirden, ifade tarzı ve şiirsel imgelemiyle ayrılır. İran’da bu tarza ilgi henüz çok zayıftır. Bu tarzın İran şiir zevkine oldukça uzak bulunması bu ilgi azlığının önemli bir nedeniyse de bu eğilime mensup kimi çömez şairlerin şiirin ne olduğu konusunda ve şiirle nesrin ayrıştığı noktalar hususunda kafalarının karışık olması da bunun bir başka önemli nedenidir.

    Ahmed Rızâ Ahmedî, bu grubun önde gelen temsilcisidir.

    Bu ana eğilimler dışında devrim sonrası yeni eğilimlerden de söz edilebilir. Devrim sonrasında klasik şiire ilgi artmış, özellikle yeni gazel hareketi ivme kazanmıştır. 1980’den sonraki şiir hareketleri daha çok içerikle ilgili yönelişlerdir. Bu hareketlerin en başında İran-Irak savaşını çok çeşitli boyutlarıyla işleyen savaş şiiri gelmektedir.

    Bugün klasik tarzla yeni tarz yan yana varlığını sürdürürken, birbirinden de etkilenmekte ve beslenmektedir. Hatta bugün aruz kurallarına tam uyularak yazılan başarılı örneklerin yeni şiir hareketi dışında tutulması imkânsızdır. Örneğin bir “çehar pare”, aruz vezninin bir açılımı olmakla birlikte yeni bir kalıptır. Ayrıca “yeni gazel” hareketi de serbest şiirden büyük ölçüde etkilenen bir harekettir.

     



    * İran edebiyatının batıya açılmasında ve İran meşrutiyeti öncesinde ve sonrasında İran’da yaşanan kültürel ve edebî gelişmelerde Tanzimat dönemi ve sonrası Türk edebiyatının rolüne vurgu yapmak gerekir. Bu kısa yazıda ilgili dönem Türk ve İran edebiyatları arasındaki ilişki ve alışverişe değinme imkânı bulunmamaktadır. Bu konuyu ele almak için ayrı bir yazıya ihtiyaç vardır.

    Kaynaklar: 

    Muhammed Rızâ Şefî‛i Kedkenî, Mûsikî-yi Şi‛r, 4. bs. Tahran 1373/1994.

    Nîmâ Yûşic, Harfhâ-yi Hemsâye, 5. bs. Tahran 1363/1984

    Şefî‛î Kedkenî, a.g.e., s. 346 vd. ; krş. Takî Pûrnâmdâriyân, Sefer der Mih, Tahran 1374/1995

    Muhammed Hukûkî, Murûrî ber Târîh-i Edeb-i Emrûz-i İran , C. I-II, Tahran 1377/1998

    Abdu’l-Alî Destgayb, Nakd-i Âsâr-i Ahmed-i Şâmlû, Tahran 1373/1994