Bölüm anahatları
-
9. Ders
Sufi şairler
Attâr-i Nîşâbûrî
Attâr’ın hayatı hakkında bilinenler son derece azdır. Onunla ilgili aktarılan bilgiler daha ziyade menkıbevîdir.
Eserleri:
Esrâr-nâme (اسرارنامه): Attâr’ın ilk tasavvufî mesnevisidir. 26 bölümdür. Küçük hikâyelerden oluşur. Ana hikâye yoktur.
İlâhî-nâme (الهی نامه): 6500 beyittir. Çerçeve hikâye, bir hükümdarın altı oğluna dünyada en çok arzu edip elde etmek istedikleri şeyleri sorması, onların da sırayla cevap vermeleridir.
Her biri insanın ihtiraslarından birini temsil eden arzular etrafında gelişen hikâyede baba, bunların anlamsızlığını gösterir.
Musîbet-nâme (مصیبت نامه): 5740 beyitlik bir mesnevidir. Cevâb-nâme (جواب نامه) adıyla da bilinir. Attâr’ın tasavvufî görüşlerini ve fikir dünyasını en düzenli şekilde aksettiren mesnevisidir.
Kırk bölümden oluşur. Sâlikin önce melekler arasında ve öteki dünyada, sonra da bu âlemde dolaşması, peygamberlere başvurması, daha sonra duygu, hayal, akıl ve ruha başvurarak bunlara Allah’ı sorması ve sonuçta Allah’ı kendi içinde bulması anlatılır.
Hüsrev-nâme (خسرو نامه): Gul u Husrev (گل و خسرو) veya Gul u Hurmuz (گل و هرمز) adlarıyla da anılır. Attâr’ın tasavvufî olmayan tek mesnevisidir. Eserde Rum kayserinin gayrimeşru oğlu Husrev ile Hûzistan şahının kızı Gül’ün aşk macerası anlatılır. Bu hikâye, kimliği ve hayat hikayesi hakkında bilgi bulunmayan Bedr-i Ahvâzî tarafından mensur olarak yazılmış olup daha sonra Attâr bu mensur hikâyeyi nazma aktarmıştır.
Mantıku’t-Tayr (منطق الطیر): Makamât-i Tuyûr (مقامات طیور) veya Makalât-i Tuyûr (مقالات طیور) diye de anılır. Eserde kuşların yolculuğu hikâye edilir.
Hüthüt kılavuzdur.
Gülşehrî, Şemsuddin Sîvâsî ve Fedâî tarafından (ayrı ayrı) Türkçeye tercüme edilmiştir.
Muhtâr-nâme (مختارنامه): 5000’i aşkın rubaiden oluşur. Konularına göre 50 bölüm halinde düzenlenmiştir. Rubai nazım şekli kullanılarak konulara göre ve bölümlü olarak telif edilmiş ilk eser olduğu söylenebilir.
Tezkiretu’l-Evliyâ (تذکرة الاولیاء) Büyük din âlimleriyle sufilerin hal şerhlerini anlatan hacimli bir eserdir. Türkçeye Süleyman Uludağ tarafından tercüme edilmiştir. Molla Câmî, Nefehâtü’l-Üns adlı eserini Attâr’ın eserini göz önünde bulundurarak yazmıştır.
Attâr, irfanî şiirin üç büyük şairinden biri olarak tanınmıştır: Senâî ve Mevlâna’yı birbirine bağlayan bir bakıma Attar’dır. Mevlâna’ya nispet edilen şu beyit de bunu anlatmaktadır:
عطار روح بود و سنایی دو چشم او ما از پی سنایی و عطار آمدیم
Arifliği ve şairliği dünya çapında ünlü olan Attar’ın şairliği hakkında batıda ve doğuda çok sayıda çalışma ve araştırma yapılmıştır. Attar’ın büyük sûfî ve âriflerden bahseden Tezkiretu’l-Evliya adlı mensur eseri ve mesnevileri, birçok kez bilimsel neşirlere konu olmuş ve birçok dünya diline tercüme edilmiştir. Bu diller arasında Türkçenin yeri özeldir. Çünkü Anadolu’da Türkçenin edebiyat dili olarak kimliğini sağlamlaştırdığı ilk yüzyıldan itibaren Attar’ın eserlerinin tercümesi yapılagelmiştir. Onun eserlerine olan yoğun ilginin nedenlerinden biri, özellikle mesnevilerindeki anlam zenginliği, hikâye yönünün güçlü oluşu ve tasavvufî konuları sembolik bir dille anlatmadaki başarısıdır. Onun mesnevileri bu haliyle birçok ârif ve sûfî şaire ilham kaynağı olmuştur. Bu şairlerin başında Mevlâna gelir. Attar’dan beslenen şairler arasında Câmî’nin ismi de öne çıkmaktadır.
Attar’ın Divan’ı sufiyane gazelin en güzel örnekleriyle dolu olmakla birlikte diğer eserleri kadar şöhrete ulaşmamış ve tercümelere konu olmamıştır. Mevlâna’nın gazelleri de aynı durumdadır. Bence bunun sebeplerinden biri, bu şairlerin birden çok büyük eser vermeleri ve bazı eserlerin hem hacim bakımından hem de tasavvuf yolunu beyan bakımından Divan’dan daha işlevsel olmasıdır. Nitekim Sadî’nin gazelleri de Gülistan ve Bustan’ın gölgesinde kalmaktadır.
Türkçe’de pek çok Attar çevirisi vardır. Bu tercüme çokluğundan yola çıkarak, Attar’ın eserlerinin bizim coğrafyada Sa’dî’nin ve Mevlâna’nın eserlerinin şöhretine yakın bir şöhrete ve okuyucu kitlesine sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
İlk Attar tercümelerinden bazısını burada zikredelim:
Türkçeye tercüme edilen ilk Attar eseri Mercimek Ahmed’in yaptığı Kabusnâme tercümesidir. Miladi 15. Asrın ilk yarısında yapılan bu tercüme, Orhan Şaik Gökyay tarafından 1944’te yayımlanmıştır.
