Bölüm anahatları
-
Bugün Şamanizm diye adlandırılan geleneklerin din adamlarını ifade etmek üzere kullanılan Şaman kelimesinin etimolojik kökeni üzerinde geçmişte epey durulduğu gibi, günümüzde de zaman zaman buna dair teşebbüslerde bulunulmaktadır. Çok farklı dillere dayandırılması bir yana, bu terimin Tunguzcadan Rusça yolu ile Batı ilim dünyasına geçtiği söyleniyor. Aslen Sanskrit dilinin bir koluna bağlı olduğu sanılan kelimenin, Hint-Avrupa dillerinden Toharca (Samane=Budist rahip) ve Sogdçadaki (Saman) transkripsiyonları keşfedilince, bu terimin Hint-Avrupa menşeinden geldiği iddiası kuvvet kazanmıştır. Çünkü bu kelime Tunguzcaya yabancı görünmekte ve Şamanlığın güneyden kuzeye[1] doğru yayılışında Budizmin tesiri sezilmektedir. Fakat Tunguzların komşuları olan Güney Sibirya Türk boylarını etkiledikleri de gerçektir. Dolayısıyla Şamanizm gibi, Şaman terimi de Türklere ait değildir.
Hakikaten tarihi belgelerde eski Türk topluluklarında Şamanlığa benzer bir inancın varlığına ihtimal verdirecek hiçbir kayıt mevcut değildir. Altay Türkleri tarafından bugün Şaman manasına “Kam” sözü kullanılmakta ve bu kelime bilindiği kadarıyla 5. yüzyıldan beri yaşamakta olup, Divanü Lûgat-it-Türk, Kutadgu Bilig ve Turfan Metinlerinde de geçmektedir. Mesela Avrupa’da hâkimiyet kuran Hunlar zamanında Ata Kam ve Eş Kam adlarında iki kişiden bahsedilir. Yani Avrupa Hunlarının din adamlarına da “kam” denilmekteydi. Bunun gibi, eğer eski Türklerde Şamanlık olsaydı, Hunların örf ve adetleri hakkında oldukça geniş bilgiler veren Latin ve Germen yazarların “Hunların belirli bir dini törenleri yoktu” diyecek yerde, garip ayinleri olan Şamanik telakkilerden haber vermeleri gerekirdi. Belki de bu kaynaklarda Türklerin Tanrı inancı kendilerininkine benzemediğinden dolayı da, bazan farklı açıklamalarda bulunulmuş olunabilir. Çünkü onların yurtlarında da birtakım kutsal mekânlar ve buralarda düzenlenen dini ayinlerde bazı uygulamalarla, bu işler sırasında kullanılan elbette nesneler mevcut idi. Bunları gören yabancılara bu durumun zaman zaman anlaşılmaz gelmesi tabidir.
Hükümdar ailesinin Budizmle yakın ilgisine rağmen Tabgaçlarda da Şamanlığı hatırlatan birşey görmüyoruz. Hem Budizmi, hem de Maniheizmi kabul eden Uygur Türklerinde bile Şamanistlikle alâkalı açık bir delile rastlanılmaması ve şaman kelimesinin görülmemesi bir tarafa, eski Uygurlarda kam terimi bazan “büyücü” ve “sihirbaz” manalarında kullanılmıştır. Codex Cumanicus (14. yy), İbn-i Mühenna Lûgatı (13. yy) ve Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lûgat-it-Türk (11. yy) adlı kitabında, “kam” sözü “kâhin” diye açıklanıyor. Kam kelimesinin anlamını aşağı-yukarı Alaaddin Ata Melik Cüveyni de (13. yy) “kötü ruhlarla irtibat kuran”, “gelecekten haber veren” şeklinde aldığı gibi, bu sözün o zamanki Müslüman Türkler tarafından unutulduğu, belki de sonraları onlara “yorucu” dendiği görülüyor. Yusuf Has Hacip ise Kutadgu Bilig’de (11. yy) kamları “otacılar” diye çevirir ve bunların insan toplulukları için faydalı kişiler olduğunu söyler. Örnek vermek gerekirse kanaati temsil eden Odgurmuş hakana nasihatta bulunurken; “bazı insanlar yoksul, bazı insanlar da kaygı ile yıpranmışlardır. Bunların ilacı, dertlerine derman sendedir. Onları tedavi et, bunların kamı ol” demektedir ki, dolayısıyla onlar aynı zamanda bir nev’i tıp adamıdır. Ayrıca herhalde Türk muhitinin dışında yazılmış bir eser olan Hudud el-Alem’de (10. yy) Oguzlar anlatılırken, onların otacılara ve kamlara itibar ettiklerine değinilmektedir. Buna binaen kaynaklar incelendiğinde, eski Hazarlarda bu kam-otacıların beyin ameliyatları dahi yaptıkları sanılmaktadır. Gerçi yakın çağlara gelindiğinde, artık batıdaki Türk toplulukları arasında İslamiyet hızla yayılmış, dini terminolojisi de kullanılmaya başlamıştır. Bu yüzden eski Türk inancı artık İslamiyet ve diğer dinlerin içinde devam etmeye çalışıyordu.
[1] Bununla beraber Şamanlığın Orta Asya’dan Amerika ve Afrika’ya geçtiğine dair de görüşler vardır.
