Bölüm anahatları

  • Semavi dinlerde insan ve dünyanın yaradılışı aşağı-yukarı birbirine benzemekle beraber eski ve orta çağlarda herhalde insanlar hem kendilerinin hem de dünyanın nasıl meydana geldiğini araştırıp, zihinlerinde bir yaradılış hikâyesi tasavvur etmiş olsalar gerekir. Türklerin de bu duruma kayıtsız kaldığını söylemek mümkün değildir. Fakat onun düşünce dünyası daha gerçekçi olduğundan bu yaradılış meselesine Tanrı’nın dışındaki unsurları pek fazla katmadığını görüyoruz. En azından elimizde şimdilik Türklere ait en eski belgeler olan Kök Türk harfli yazıtlara baktığımızda böyle bir durumla karşılaşmamaktayız.

     

    Dolayısı ile bütün bu anlatılanları bir kenara bırakıp, dünyanın yaradılışı ve Türklerin türeyişiyle ilgili rivayetlere Türk, Çin ve İslam kaynaklarının yardımıyla şöyle bir bir göz attığımızda; “herşeyin sahibi olan Tanrı’nın birgün üstte mavi gökleri (uzay) yarattığını, sonra bu muazzam evrenin içerisine dünyaları yerleştirdiğini ve böylece önce gök, ardından da yagız yerin (dünya) yaratıldığını” görürüz. Türk düşünce ve inancına göre ise bunlar bir düzen içinde olduğu gibi, birbirleriyle de kozmik bir şekilde bağlıydılar. Bu yüzden gök olmadan yer, yer olmadan göğün varlığı söz konusu değildir. Neticede her şey birbirinin tamamlayıcısıdır ve bütün bunlar mükemmel bir organizasyon içindedirler.

     

    İşte bizim derse böyle bir başlık atmamızın sebebi elbetteki bu yaradılış esnasında Tanrı inancının ön plana çıkmasıdır. Kök Türk Yazıtlarında bu hususta biraz önceki cümlenin özeti olarak; “önce yukarıda mavi gök (uzay), sonra aşağıda yağız yer (dünya) yaratıldı”[1] deniyor. Bu kılınma, yani yaratma işini gerçekleştirense bizatihi Tanrı’dır.

     

    Netice itibarıyla uzay (evren) ve bunun bir parçası durumundaki dünya yaratılmıştı, ama bütün bunlara rağmen eksik olan birşey vardı. Tanrı bu yoktan var ettiği evrene öyle birşey eklemeliydi ki, hem kendisinin yarattıklarının en üstün varlığı, hem de bu dünyanın bir anlamı olmalıydı. Böyle düşünürken kendisinden de birşeyler kattığı insanı vücuda getirdi. Bu muhteşem hadise kitabelere uzayın ve yeryüzünün yaratılmasının ardından; “ikisinin arasında insan oğlu yaratıldı”[2] diye kısa, öz ve anlamlı bir şekilde yansımıştır.



    [1] Bakınız, Köl Tigin Yazıtı, Doğu tarafı, 1. satır; Bilge Kagan Yazıtı, Doğu tarafı, 2. satır: “Üze kök tengri asra yagız yer kılundukta”.

    [2] Bakınız, Köl Tigin Yazıtı, Doğu tarafı, 1-2. satır; Bilge Kagan Yazıtı, Doğu tarafı, 2-3. satır: “İkin ara kişi oglı kılınmış”.