Bölüm anahatları

  • Eski Türkçede “gök” (sema) ve “en büyük yaratıcı” mefhumları için tek bir kelime, yani Tengri kullanılmıştı. İslam dinini seçen Türkler gök kelimesini sema, tengri kelimesini de “Allah” mefhumuna tahsis ettiler. Ayrıca eski Türkçede hava anlamına gelen “kalıg”, İslamdan sonra “gök-sema” manasının yerine konmak istenmişse de tutunamayarak sonraları büsbütün unutulmuştur. Çünkü o “Kök (Ulu) Tengri” gibi hiçbir zaman mukaddes algılanmadı. Tanrı kelimesi yerine Oguzların kullandığı “çalap” terimi de yaşama imkânı bulamadı. Bunun yanı sıra, özellikle Divanü Lûgat-it-Türk ve bazı eski sözlüklerde Tanrı’nın sıfatları arasında “Ugan” (kudretli), “Bayat” (nimetli), “Bir”, “İdi” (sahip), “Yaratgan” (yaratan), “Mengü” (ebedi), “Tiritken” (dirilten), “Türütken” (yoktan var eden) gibi yazılışları da görmekteyiz ki, bunlara artık sadece tarihi metinlerde rastlanılmaktadır. Tabi bu sıfatlar Türklerin Kök (Ulu) Tengri inançlarında da olan ya da onların İslamiyeti kendi terminolojileriyle karşılamalarından başka bir şey değildir.

     

    Netice olarak; tek bir yaratıcı Tanrı’ya iman ve onun için kurban, öldükten sonra hayatın varlığı, yani ruhun yaşaması, cennet ve cehennem mefhumu ile ahirete iman, sevap ve günah anlayışı, ulu yaratana ibadet, ölmüş atalara saygı ve mezar geleneği gibi durumlar, eski Türk dininin ana vasıflarını meydana getirmekteydi.