Bölüm anahatları

  • İllig Kagan, ağabeyleri Sır Beg (Shih-pi) ve Çor Alp Kaganların bıraktığı kuvvetli devlet sayesinde büyük bir orduya sahip oldu ve Çin’e tekrar baskı yapılmaya başlandı. Onlarla anlaşmaya bile gerek duymadı. Çin imparatorluğu yeni huzura kavuştuğundan, Türklerin bu tazyiklerine yeterince cevap veremiyordu. Bu yüzden herhangi bir saldırı veya yağma halinde hediyelerle ve güzel sözlerle kagan yatıştırılmaya çalışılıyordu.

     

    İllig Kagan, Türk geleneğine göre ölen ağabeyinin karısı ile sözde bir evlilik yapmak zorundaydı. Herkes bu kadının ne kadar melanet bir şey olduğunu biliyordu, ama töreler onun bir şekilde korunma altına alınmasını emrediyordu. Mecburen o da buna boyun eğdi. Bununla beraber Türk tarihine İçen Konçuy şeklinde geçen bu kadının K’i-min, Sır Beg (Shi-pi), Çor Alp (Ch’u-lo) ve İllig (Hsieh-li) Kagan’a eşlik ettiği, sonra da bizzat Çinli bir komutan tarafından öldürüldüğü söylenmekle beraber; eski Tibet, Mogol ve Türklerde ölen erkek kardeşin dul kalan zevcesi veya dul üvey anne ile evlenme (Leviratüs) geleneğinin olduğu herkesçe bilinmektedir. Fakat bu geleneğin temelinde dul kalan kadınların tek başına çaresiz bırakılmamaları gibi bir inanç yatmaktadır. Bu evlilik hadiseleri bizim bugün anladığımız manada evlilikler değildir.

     

    İllig Kagan, yeğeni Tuglu’ya (T’u-lu/Togru/Törü/) yeni düzenleme sırasında kendinden sonra gelecek kagan unvanını (İni İl Kagan) verirken, küçük kardeşini de yabgu atadı. Öyle zannediyoruz ki, bu duruma istemeyerek razı oldu. Çünkü böyle yapmadığı takdirde, Tuglu’nun (T’u-lu/Togru/Törü) kendisini meşru kagan göstererek, başına bela açacağını düşünüyordu. Ayrıca onu Çin elçisi olarak da görevlendirmişti.

     

    Bu arada, İçen Konçuy’un üvey kardeşi (veya amcazadesi) Yang Shan-ching’de Çin’deki iç kargaşalıktan kurtulmak için Kök Türk Kaganlığına kaçmıştı. Bu ikisi ve bazı Çinli komutanlar, İllig Kagan’ı Çin’e hücum etmesi için kışkırtıyor, imparator Kao-tsu ise, Çin’in iç durumunun hâlâ karışık olması yüzünden Kök Türklere haraç vermeyi sürdürüyordu. Buna rağmen İllig Kaganın kendisi de hiç boş durmadı. Çinli kadının telkinleri sebebiyle imparatordan aşırı taleplerde bulundu. Çin’den gelen bazı elçileri geri göndermedi ve birtakım komutanların Çin şehirlerine yapmış olduğu akınlara göz yumdu. Yanlarına verdiği kuvvetlerle Shan-tung gibi yerleri yağmalattı. İmparator da kısas olarak ülkesindeki Türk elçilerini yollamıyordu.

     

    Bununla birlikte İllig Kagan zamanında, 620-629 yılları arasında Kök Türk ordularının Çin’e altmıştan fazla seferi söz konusudur. 621 senesindeki akının sonunda İllig Kagan iki tigin ile beraber Çin imparatoru Kao-tsu’ya kilolarca balık tutkalı göndererek, yeniden dostluğun bu tutkal gibi güçlü olmasını istediğini bildirdi. Çinliler de elçilerle birlikte ona epey altın ve ipekli kumaş yolladı. Tabi ki Çin devleti, İllig Kagan’ın bu taarruzlarına karşı tedbirlerde alıyordu. Bu hususta en etkili silah olarak da, Türklerin arasına nifak sokulmasını gösterebiliriz ki, Çinliler bu sırada batı Türkleriyle irtibata geçmişler ve onların desteğiyle doğuya yürümeye hazırlanmışlardı. Hatta On Ok beyi Tonga (T’ong/Tong) Yabgu’ya Çinli bir prenses verileceği haberi geldi. Kagan bunları duyunca On Oklu kardeşleriyle anlaşma yollarını aradı. İllig Kagan herhalde amca oğluna bir elçi yollayarak “sen ne yapıyorsun, biz akrabayız” demiş olacak ki, kısa süreli de olsa bir anlaşma yapıldı. Çünkü Türk milletinin iki kanadı arasında vukua gelecek bir savaş daha çok Çin imparatorluğunun işine yarayacaktı. Sanki İllig Kagan’a başındaki dertlerin en büyüğü olan Çinli hatun yetmiyormuş gibi, o imparatordan daha üstün olduğunu göstermek için bir Çinli prenses daha istedi.

     

    Çin imparatoru yerini biraz kuvvetlendirdikten sonra, büyük Hun Devletinin dağılmasının ardından Mançurya civarındaki topraklarından güneye inerek, Mogolistan’ın doğu taraflarını yurt tutan, Tunguz-Hsien-pi halkının torunları olan, Kök Türklerin tabisi ve bir nev’i müttefiki durumundaki Kıtanların aklını çeldi. Onlar da, Kök Türklere rağmen Çin sarayına elçi gönderme cüretinde bulundular. Kök Türk kaganı topraklarından geçen bu sefirleri tutuklattırdı. Çin devleti de buna karşılık olarak ülkesindeki Türk elçilerini tevkif ettirdi. Çin imparatorluğuyla ipler artık kopmak üzereydi. Bu arada 622 yılında Kök Türk ülkesinde bir açlık yaşanmış, ama yine de 623’te birçok Çin şehrine akın yapılmasından da geri durulmamıştı. Türk ordusu Shan-si’ye girdi, Shan-tung’a kadar ilerledi. İmparator Kao-tsu, İllig Kagan’ı saldırılarından vazgeçirebilmek amacıyla, eş talebine olumlu cevap vererek, Çinli bir kızla evlenmesine razı oldu.

     

    Şansına ve kuvvetlerine çok güvenen İllig Kagan 624 senesinde, Çin’deki iç isyanları fırsat bilerek, başkent Chang-an’ı 100.000 askerle kuşattı. Bu sırada yanında yeğeni Tuglu da (T’u-lu/Togru/Törü) vardı. Geleceğin Çin imparatoru olacak komutan büyük bir korkuya kapıldı. Ne yapacağını şaşıran generalin meydan okumasına kagan gülüp, geçti. Fakat artık talih İllig Kagan’dan yüz çeviriyordu. Kök Türk ordusundaki bazı beylerin, muhtemelen Çinli casusların kışkırtmalarının peşinden, kendi aralarında kavgaya tutuşmaları yüzünden, bir müddet sonra geri dönülmeye başlandı. Bu sırada Çinliler sürekli tehdit altında bulunan başkentlerini bile taşımayı düşünüyorlardı. Çünkü hazinenin ve güzel kızların bolca bulunduğu başkent herzaman saldırıya uğrayabilirdi. Ama daha sonra bu fikirden vazgeçildi ve evvelce kaldırılmış bazı orduların yeniden toplanmasına karar verildi. Onlar bu endişeler içinde ne yapacaklarını şaşırmışlar iken, Türkler bölünüyordu. İşte Türk suvarilerinin bu çekilmesi esnasında şiddetli bir yağmur çıktı. O zaman Çin ordularının başında bulunan Li Shih-min derhal komutanlarını toplamış; “yağmurun bozkırı bir deniz haline getirdiğini, Türklerin ok atamadıkları zaman tehlikesiz olduklarını, kılıç ve balta ile aralarına dalmak suretiyle onları kısa sürede saf dışı bırakacaklarını”, söylemiş ve arkasından taarruza geçmişti. Çarpışmalar Türkler için tehlikeli bir hâl alınca, sonunda İllig Kagan barış teklif etti ve Ötüken’e döndü. Böylece silahlar bırakıldı ve ticaretin yeniden devamına karar verildi.

     

    İllig Kagan’ın ateşkes istemesinin sebepleri arasında, Türk ordularının ani baskınlara uğramasının yanında, yaşanılan tabii felaketleri de unutmamak gerekir. O, ayrıca yeğeni Tuglu’nun da (Togru/Törü) savaşmaya pek niyetli olmadığını görüyordu. Yeğeninin gizlice Çinlilerle bir işler karıştırdığını anlamıştı. Bazı beyler de kagandan habersiz Çinlilerle irtibat halindeydiler. Yoksa ki, Li Shih-min’in cesaret gösterisi onu durduran tek neden olamaz.

     

    Bütün bu hadiseler ise, Çin memleketinde Li Shih-min’in itibarını artırdı. Buna karşılık imparatorun diğer çocuklarının kıskançlığı da fazlalaştı ve bir iç hesaplaşmada Li Shih-min iki kardeşini öldürüp, başlarını keserek, imparatorun huzuruna çıktı. Çok korkan imparator onun haklı olduğunu söyledi. Çünkü kendisinin hayatı da tehlikedeydi. Bu hadiseden az bir zaman sonra da genç Li Shih-min, T’ai-tsung adıyla Çin tahtına oturdu.

     

              İçinde bulundukları durum ne kadar kötü olursa olsun, Çin’deki bu iktidar kavgalarından da faydalanmak isteyen Kök Türklerin, 625 senesinde Çin’e akınlarını yeniden başlattıklarını görüyoruz. İşin doğrusu bazı Çinli asiler de bu olayları körüklüyordu. Ayrıca Çin imparatoru Kök Türklerle dostane ilişkiler kurmak için elçiler yollamadığı gibi, kuzeydeki ticari faaliyetler de kesilmişti. Bu yüzden bir Çin ordusu tamamen dağıtıldı ise de; seferler sırasında tiginlerden biri öldürülmüş, üstüne üstlük kaganın gönderdiği bir elçi de tutuklanmıştı. Bu arada herhalde Taspar Kagan’ın torunu olan Sagım Börü de (A-shih-na Si-mo/Ssu-mo/Ch’i-pi/K’i-pi Tigin/Düşünceli/İstekli/Akıllı) isyan etmiş, fakat o başarılı olamayarak, Tarduşlara sığınmak zorunda kalmıştı[1]. Bundan başka, İllig Kagan’ı durdurmayı düşünen Çin hükümeti çok korkunç bir şey planladı. 626’da elli kişiden müteşekkil bir Çin elçilik heyeti Orkun’a vardı. Onlar aniden kaganın otağını basacaklar ve onu öldüreceklerdi. Ama komplo ortaya çıkarıldı ve suikastçılar Türkler tarafından tutuklandılar.

     

    Bununla birlikte 626 yılında İllig Kagan Çin Seddi’ni geçerek, başkent Chang-an’ı tekrar kuşattı. Kendisine vergi ödenmesini, aksi takdirde şehri yakacağını söyledi. Yanında fazla askeri olmayan T’ai-tsung bir cesaret gösterisi yaparak şehrin kapıları önüne çıkmış, Wei Nehri boyunca ilerleyerek, İllig Kagan’ın karşısında durmuştu. T’ai-tsung yanındaki komutanlarına, “Türklerin önüne dikilmediği takdirde korktuğunu sanacaklarını, bütün vilayetlere dağılarak karışıklıklara sebep olacaklarını, Türkleri hafife aldıklarını hissetmeleri gerektiğini” söylüyordu. Nitekim dediği gibi de olmuştur. Ta’i-tsung bu cesaret gösterisini yapmamış olsaydı, belki de Çin darma-dağın olabilecek bir Türk akınına uğrayacaktı.



    [1] Bir müddet sonra İllig Kagan’ın yanına dönecek olan bu zat, 630’da onunla birlikte yakalanacaktır.