Bölüm anahatları

  • Bilge Kagan’ın ölümünden sonra, oğulları devlet yönetiminde başarı sağlayamadılar. Onlar ne dedeleri, ne de babaları gibi değildi. Kök Türk Kaganlığının dağılma süreciyle alâkalı bu durum bir yana, Bilge’nin ardından kaganlık makamına kimlerin geçtiği konusunda da karışıklıklar vardır.

     

              Bilge Kagan’dan sonra, 735 yılında Kök Türk tahtına herhalde oğlu İçen (İ-jan) çıktı. Onun Çin devletiyle dostane ilişkiler içerisinde bulunduğu da açıktır. Çünkü imparator Hsüan-tsung’un 735 senesinde İçen Kagan’a gönderdiği mektup ile Türgişlere karşı birlikte yürümeyi öneriyordu.

     

              Çin belgelerinden 735-741 yılları arasındaki hadiselerin takibinin de zor olduğunu itiraf etmek isteriz. Tabiki bu sıkıntının büyük bir kısmı, artık hem hakanlığın doğusu, hem de batısında büyük karışıklıklar yaşanmasından kaynaklanıyor. Mesela bu sıralarda Türgiş beylerinden Su-lu (Çor Beg/Sorug/Çöl), hâkimiyetinin ilk zamanlarında bazı başarılar kazanmış ve doğuya doğru yürümek isteyen Arap ordularını da ciddi şekilde engellemiş olduğundan, Arap kaynakları onu hiç de iyi bir şekilde anmamışlardır. İşte bu yüzden Emevi halifesi onu yanına çekmek ve İslamiyeti de kabul etmesi için Su-lu’ya (Çor Beg/Sorug/Çöl) bir elçi gönderdi. Gelen heyet ona Müslümanlığa geçmesi yolunda bir teklif yaptıysa da, olumlu veya olumsuz hiçbir cevap vermedi. Sadece, askerlerini göstererek; bunların içinde ne bir çiftçi ne de doğru dürüst sanatkâr bulunuyor. Sizin Müslümanlığınızı kabul edersek, nasıl geçineceğiz, dedi. O, her şeye rağmen ülkesini adaletle yönetiyor, kazandığı bütün servetleri halkıyla paylaşıyordu. Bu sebepten de ahali onu seviyordu.

     

    Fakat Su-lu (Çor Beg/Sorug/Çöl), Tibetlilerle işbirliğine girerek kaganlığın merkezine karşı tavır aldı. Elbette böyle bir durum Börülü hanedanının iktidarını sarsmıştır. Maalesef gözünü hırs ve kibir bürümüş bu Türk beyi, ömrünün sonlarına doğru, herhalde ihtiyarlığından kaynaklanan nedenler yüzünden birtakım lüzumsuz hareketler yapmaya başladı. Türgiş boyları arasındaki anlaşmazlıklar arttı, kabileler birbirleriyle kan davalı hale geldi. Sonunda o, bu hoşnutsuzluğa bağlı olarak kendi beyleri tarafından 738 tarihinde öldürüldü ve On Okların idaresini oğlu (T’u-ho-hsien/Ku-ch’o/Kü Çor) üstlendi. Fakat bu kişi ve kardeşinin akibeti de pek iç açıcı olmadı. Onlara karşı Çin’in tezgahladığı bir oyun ile alaşağı edildiler.

     

    Ne yazık ki Börülü hanedanının yerini doldurabilecek olan Türgişler artık  Kara ve Sarı diye ikiye ayrılmışlar, aralarındaki kavgalarda hat safhaya çıkmıştı. Türgiş bölgesine Çin’den gönderilen kukla hakanlar ile beyler anlaşmazlığa düştü İşte buna bağlı olarak, Uygur dönemi kitabelerinden Şine Usu’da[1] yazılanlara göre, belki de batıdaki bu karışıklığı fırsat bilerek, 739-740 senelerinde Uygur şadlarından Börü Ken’in (Mo-yen Çor/belki Börü Kun/Genişleten/Yayan), Tokuz Oguzları kendi birliğine dahil etmeye çalıştığını söyleyebiliriz[2]. Yine bu esnada Çin kaynakları 741 tarihinde İçen’in yerine geçen Tengri Kagan’ın öldüğü haberini vermek için, devletin merkezinden Çin’e bir elçi gönderildiğinden de bahseder.

     

              Bilge’nin yaşı çok genç olan oğlu Tengri Kagan tahta bulunduğu sürece iki amcasından birini sol, diğerini de sağ şad atamış ve askerî işler onlar tarafından yürütülmüştü. Fakat Tengri Kagan’ın üzerinde annesi Bilge Katun’un (P’o-fu) tesiri büyük olduğundan, onun telkinlerine kanarak sağ şadı öldürttü ve ona ait halkı kendi idaresine bağladı. Bir kadının hiç gereksiz yere devlet işlerine parmağını sokması, pekçok kişinin hoşuna gitmedi. Aynı akîbetin kendisinin başına da gelmesinden korkan sol şad Bang (P’an/Çağıran/Bağlayan) Köl Tigin 741’de, Tengri Kagan’ın üzerine yürüyerek onu ortadan kaldırdı ve yerine de Bilge’nin diğer bir çocuğunu tahtta oturttu. Ancak çok geçmeden Çin kaynaklarında ismi anılmayan bu kagan da Kutlug Yabgu (Ku-to Ye-hu) tarafından öldürüldü ve kardeşi han yapıldı. Ötüken’de tek hâkim güç olarak kalan ve belki de Bilge Kagan’ın çocukları veya yeğenlerinden biri olan Kutlug Yabgu, bir süre sonra bu kaganı da bertaraf edip, idareye el koydu. Korku ve anarşi yüzünden pekçok kişi ülkeden kaçmaya başladı. Çin imparatorluğu ise, Kök Türklerin bu iç karışıklığını fırsat bilerek Uygur, Karluk ve Basmılları Çin’e tabi olmaya çağırdı.

     

              Kök Türk Kaganlığının dağılma süreci olan 741 senesinden sonraki hadiseler özellikle Uygur yazıtlarında anlatılmaktadır. Buna bağlı olarak 741’lerde henüz yirmisekiz yaşlarında bulunan Uygur İl-teber’inin oğlu Börü Ken (Mo-yen Çor) babasının emriyle Türk ülkesinde faaliyetlere girişti. Adeta Ötüken’i darma-dağınık eden[3] ve binbaşı rütbesiyle görevlendirilen Börü Ken (Mo-yen Çor) birçok boyu itaat altına almış; Keyre Başı ve Üç-Bürkü (veya Üç-Bir-Eki)[4] denilen yerlerde, babasına ait askerlerle birleşerek, Kök Türk ordusunu bozguna uğratmıştır[5]. Börü Ken’in (Mo-yen Çor) bu çabaları sırasında, Kutlug Yabgu tarafından öldürülen Tengri Kagan’ın amcası sol şad Bang (P’an/Çağıran/Bağlayan) Köl Tigin’in oğlu Ozmış Tigin (Wu-su-mi-schi) ortaya çıktı[6] ve idareyi ele aldığını ilan etti. O sonra herkesi etrafında toplanmaya çağırdı. Fakat arkasında umduğu gibi kalabalık bir güç yoktu.

     

              Aynı zamanda Bilge Kagan’ın yeğeni Ozmış Tigin, herhalde Ötüken’in doğusundaki Odurgan bölgesinden hareketle, kaganlığın merkezi olan Orkun’daki Ordu Balık’a doğru yürümeye başladı. Bu arada onun teşebbüsü öğrenilmiş, buna bağlı olarak da Uygur İl-teberi Köl Bilge, oğluna onu alıp, gelmesi için emir vermişti[7].

     

    Ancak öyle anlaşılıyor ki, Börü Ken (Mo-yen Çor), Ozmış’ın hareketine engel olmadan önce, hâlâ devlete sadakatle bağlı Üç Tuglıg Türk Bodun’un başında, Kara Kum’u aşıp gelen Kutlug Yabgu ile karşılaştı. Onu mağlûp ederek, ele geçirdi[8]. Elbette ki Kutlug Yabgu ile Ozmış Tigin’in düşmanlarına karşı birlikte savaşmamaları da bir talihsizlik idi.

             

    Netice itibarıyla Şine Usu ve Terhin kitabelerinde, 742 yılında vukua gelen, Kutlug Yabgu’nun mağlubiyeti hadisesinden sonra, Basmıl kaganının (Chieh-tieh-i-shih/Kırgın) tahtta oturtulduğu, Uygurlara ait Karabalgasun Kitabesindeki[9]; Basmıl kaganının Börülü (A-shih-na/Aşina/Çina/Çona) ailesi soyadını taşıdığı, Uygurların dahi bu tarihten sonra Basmıl adıyla anıldığına[10] işaret edilmekle beraber, bu işte Basmılların rolünün çok daha önemli olduğu görülüyor. Çin yıllıklarında sadece Basmıl, Uygur ve Karlukların birleşerek, Kutlug Yabgu’ya saldırıp, onu öldürdükleri, diğer Tokuz Oguz kabileleri üzerinde de tesirleri bulunan Basmılların önderini kagan seçtikleri, Uygur ve Karluk beylerinin de yabgu ve şad tayin oldukları yazılıdır.

     

              Fakat geriye kalan Kök Türkler, yukarıda da kısaca değinildiği üzere Ozmış Tigin’i 742 tarihinde kagan ilan ettiler. Belki de küçük çaplı bir kurultayın ardından ileri gelenlerin ne iş yapacakları belirlendiği gibi, yeni kaganın oğlu Ko-la-to da (belki Karaton) Batı Şadı orak atandı.

     

    Tabidir ki Çinliler casusları vasıtasıyla Ötüken’de ne olup-bittiğini takip ediyorlardı. Dolayısıyla Ozmış’ın kagan olduğunu öğrenmişler ve 742 senesinde ona gönderdikleri elçi aracılığıyla, Çin’le işbirliğine girmesini istemişlerdi. Fakat Ozmış Kagan bunu şiddetle reddetti. İşte bunun üzerine Çin imparatorluğu sinsi yüzünü bir kez daha gösterip; Uygur, Basmıl ve Karluk beylerine haber yollayıp, dik başlı Ozmış’a saldırmalarını söyledi. Zaten onlar da bir an önce harekete geçip, yangından mal kaçırmanın telaşı içerisindeydiler.

     

    Bununla beraber durumun gittikçe kötüleştiğini ve Ozmış Kagan’ın yalnız kaldığını gören bazı Kök Türk ileri gelenleri de canlarını kurtarmak amacıyla Çin’e sığınmaya başladılar. Hatta bunların içinde ne yazık ki Bilge Kagan’ın eşi ve kızlarının da olduğu söyleniyor. Sonuçta Ozmış Kagan’ın etrafında birkaç Börülü beyinin toplandığı haberinin duyulması üzerine Börü Ken’in (Mo-yen Çor) idaresindeki müttefik kuvvetler koyun yılında (743), onun üstüne yürüdüler ve vukuagelen çarpışmalar neticesinde yiğit Ozmış Tigin katledildi[11]. Görüldüğü gibi Çin bir kez daha Türkleri birbirine düşürerek parçalamayı başarmıştı.

     

              İşte 743 senesinde ele geçirildikten sonra öldürülen bu kahraman Ozmış’ın[12] kesik başı, Çin’in payitahtı Chang-an’a gönderildi. Bu durum son derece acıklıydı. Bir Türk beyinin, hem de akrabaları tarafından kafası kesilerek kanı dökülmüştü. Basmıl, Karluk ve Uygurlar törelere göre günah işlediler. Tabiki bunun vebalini de sonraları korkunç bir şekilde ödediler. Ama bu sırada onların bunu düşünecek halleri olmadığı gibi, kahramanların işi de ölmek ve öldürmek idi. Onlar öldürür, millet şan ve şeref kazanır; onlar ölür millet yaşardı. İşte Türk milletinin binlerce yıldır varlığını sürdürebilmesi de, içinden çıkan kahramanların devlet ve millet uğruna göz kırpmadan ölüme atılmaları sayesindedir[13].

     

              Bundan sonra öyle anlaşılıyor ki, Ozmış Kagan’ın yerine kardeşi Ak Kaş Tigin (Po-mei/Pai-mei/Peymey), 744 senesinde Börülülerin sağ kalanları tarafından yeni kagan seçildi. Fakat bunun kaganlığını 744 yılı ortalarında açıkladığını Uygur, Basmıl ve Karlukların ona karşı harekete 745 senesinde geçtiğini söylemek mümkündür[14]. Bir türlü sûkunet sağlanamayınca, Ak Kaş (Po-mei/Pai-mei/Peymey) Kagan da öldürülerek, talihsiz kardeşi Ozmış Tigin gibi başı kesildikten sonra Çin’in merkezine götürüldü.

     

    Hiç şüphesiz devleti koruyan boy ve urugların sayısı ile kudretlerinin azalması, Kök Türk Kaganlığının sonunu getiren bir başka sebeptir. Ama onların yıkılması için herşeyi yapan Basmıl ve Karluklara da bu ihanet yaramadı. Bir müddet geçince Uygur, Karluk ve Basmıl ittifakında çözülmeler görülmeye başladı.

     

              Sonuçta Uygur ve Karluklar 744 yılında anlaşarak, önderleri olan Basmılların Börü (Chieh-tieh-i-shih) Kagan’ını öldürdüler. Bu durum onların sadece bir menfaat birlikteliği içerisinde olduklarına işarettir. Basmılların ortadan kaldırılması, Ak Kaş (Po-mei/Pai-mei/Peymey) Kagan’ın bertaraf edilmesi gibi önemli olaylardan sonra Uygurlar, Türk boyları arasında çok büyük şöhret kazandılar.

     

              Ancak Uygur ve Karluk dostluğu da uzun sürmedi. 746 tarihinde Karluklar baş kaldırdı. Bu isyanın 747 senesinde bastırılmasının ardından hâkimiyet Uygur Yaglakar hanedanının eline geçti ve 748 yılında Atalar Mezarlığı’nda yapılan kurultay ve milletin isteği ile bu aile resmen Türk devletinin idarecisi seçildi. Bu sırada zaten batıdaki On Oklar da kargaşa içindeydiler, ama bundan sonra talih Türklerin yüzüne çok az gülecekti.

     

              Dünyaya yeniden düzen vermek amacıyla ortaya çıkan, gerçekten de Türk ve yabancı menşeili illere, kabilelere parçalanan Orta Asya ile Türkistan’a Kök Türkler çağında kısmi de olsa bir huzur geldi. Yaklaşık 200 yıl kadar devam eden, Börülülerin bu sülalesinin kurduğu temel, kendinden sonrakilerin en önemli güç kaynağı oldu.

     

    Elbette ki bu yapı ve düzenin birdenbire yok olabileceğini düşünmek mantıklıca bir şey değildir. Dolayısıyla Uygurlar, Kara Hanlılar ve Selçuklularda da bu devlet anlayışını görmek mümkündür. Ayrıca millet ve devletin kutsiyeti Hunlardan intikal etse de, Kök Türklerle birlikte bu hislerin daha da kuvvetlendiğini söyleyebiliriz.

     

              Hakikatte şöyle bir baktığımızda, bugünkü Türk Dünyasının tamamı Kök Türklerin torunudur. Akrabalık açısından Tuva, Altay ve Hakas çevresi daha yakın gibi görünüyorsa da; Türkiye Türkleri milli karakter ve bağımsızlık yönünden onların takipçisidir. Her ne kadar birtakım insanlar veyahut da araştırmacılar Orta Çağların Türkleriyle, modern zamanların Türkleri arasında dağlar kadar fark olduğu yolunda bazı sulandırılmış iddialar ileri sürme eğilimi içerisindeyseler de; Türk kimliğinin çıkışından, günümüze değin bu insanlar hem genetik hem de kültürel bakımdan birdirler.



    [1] Şine Usu Yazıtı Kuzey Mogolistan’da, Şine Usu Gölü civarında, 1909’da bulunmuştur.

    [2] Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Kuzey tarafı, 5. satır: “Tokuz Oguz bodunım tirü kubratı altım”.    

    [3] Bakınız, Terhin Yazıtı, Doğu tarafı, 5. satır: “Sekiz otuz yaşıma yılan yılka Türk elin anta bulgadtım, anta artatdım”.

    [4] Buraların tam yerini tespit etmek mümkün değilse de, herhalde Hentey Dağları bölgesinde olmalıdırlar.

    [5] Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Kuzey tarafı, 6-7. satır: “Sü yorıtdı. Özümin öngre bınga başı ıtdı...İçgerip yana yorıdım. Keyre Başınta, Üç-Bürküde kan süsi birle katıltım”. 

    [6] Bazı araştırmacılar sol şadın Ozmış unvanıyla kagan olduğunu söylemektedirler.

    [7] Bakınız, Terhin Yazıtı, Doğu tarafı, 6. satır: “Ozmış Tigin Odurganta yorıyur” tidi. “Anı algıl” tidi”.

    [8] Bakınız, Terhin Yazıtı, Doğu tarafı, 8. satır: “Kara Kum aşmış, Kögürde, Kömür Tagda, Yar Ögüzde Üç Tuglıg Türük Bodunka yitinç ay tört yigirmike...anta tokıttırdım. Kanın altım. Anta yok boltı. Türük bodunıng anta içgertim”.

    [9] Bu yazıt 1889 senesinde N.Yadrintsev’in Kuzey Mogolistan’ı ziyareti sırasında büyük bir harabe olan Karabalgasun şehrinde bulunmuştur. Yazıt Türkçe, Sogdça ve Çince olmak üzere üç dillidir. Türkçe yazılı olan bölümleri maalesef oldukça tahrip olmuştur. Karabalgasun Kitabesi, Uygur tarihinin 833 yılına kadar bir özetidir. Üç dilli olması hasebiyle evrensel bir niteliği de bulunan bu yazıt, Türk tarihi ve kültürü açısından oldukça büyük öneme haizdir.

    [10] Bakınız,  Karabalgasun Yazıtı, Çince yüzü, 4-5. satırlar.

    [11] Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Kuzey tarafı, 9-10. satır; Terhin Yazıtı, Doğu tarafı, 9. satır; Güney tarafı, 1. satır: “Ozmış Tigin kan bolmış. Koyn yılka yorıdım. İkinti süngüş engilki ay altı yangıka tokıdım...tutdım. Katunın altım. Türk bodun anta ıngaru yok boltı”.

    [12] Yine Türk tarihinde pek çoğumuzun adını bile bilmediği bu yiğit Kök Türk beyi, adi bir ömür uğruna şerefsiz olmaktansa, kafasını vermeyi tercih etti.

    [13] Tam doğruluğunu tespit etmemiz mümkün değil ama, Çin yıllıklarına göre, Ozmış’ın oğlu da Çin’e tabi oldu. Bu çok ilginç bir vaziyettir. Muhtemelen artık okun yaydan çıktığını düşündü. Bunun yanısıra Türklerle Çinlilerin mücadeleleri hiçbir zaman eşit şartlarda olmadı. Her vakit Çin, Türklerden bir adım ilerdeydi. Çin imparatorluğu Türklere karşı yaptığı hücumlarda yanına ya bir müttefik alıyor ya da Türklere karşı başka bir halkı ileri sürüyordu. Ayrıca Türklere kesin darbeyi indirmeden önce mutlaka bir şekilde Türkler arasındaki birliği de parçalamanın yolunu buluyordu.

    [14] Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Kuzey tarafı, 10; Terhin Yazıtı, Güney tarafı, 2-3: “Anta kisre takıgu yılka (Türk Bodun üze Ak Kaş Tigin kan bolmış tiyin) tuyıp yorıdım”.