Bölüm anahatları
-
Ülkenin doğusu ile batısı arasında küçük de olsa bazı farklılıklar gözlenmektedir ki, o da; doğudakiler konar-göçer hayvancılığı ekonomik hayatlarının temeli sayarlarken, batıdakiler daha çok yerleşikliğe ve ticarete meyletmişlerdi. Ancak bunu doğudakiler yerleşik değil veyahut da ticarete önem vermiyorlar manasında söylemiyoruz. Fakat karşılaştırma yaptığımızda bir tarafın bu özellikleri diğerine nazaran daha ağır basmaktadır. Tabiki bulundukları coğrafya ile irtibatlı oldukları kültür çevrelerinin de bunda büyük rolü vardı.
Bundan sonra kitabelerde birtakım Türklerin; “elig yıl işig-küçig ebirmiş. İlgerü kün togsıkka Bök (Bük) İlli kaganka tegi süleyi birmiş. Kurıgaru Temir Kapıgka tegi süleyi birmiş. Tabgaç kaganka ilin törüsin alıbirmiş” (elli yıl Çin’in işini-gücünü yönettiği, gün-doğusundaki Bök (Bük) İli’ne, batıda Temir Kapı’ya kadar ordu sevkettikleri, Çin imparatorunun ülkesi ve töresini kazanıverdikleri)[1] söyleniyor. Gerçekten Türkler, Çin imparatorluğu adına bir takım girişimlerde bulundular. 634 yılının sonlarında imparator T’ai-tsung, T’u-yü-hunlara karşı bir hareket başlattı. Bunun için birçoğu kendiliklerinden gelen Kök Türk birliklerinin arasından ve Tölöslerin Ch’i-pi (K’i-pi/belki Kıpçak ya da Çepni Beg) boyundan da askerî kuvvetler toplandı. Buna binaen 653’te T’u-yü-hun kralı Fu-yün mağlûp oldu. 645 ve 664 senelerinde de Türkler, Çin ordularıyla birlikte Bök (Bük) İllilere (Kore) karşı mücadele etmişler, kendilerine yönelik bunca kötülüğü dokunan Çinle işbirliği yapan Türkler hâlâ akıllanmamışlardı. Çinliler menfaatleri bittiği an kılıçlarını bu hainlere doğrultmaktan da geri durmuyacaklardı.
