Bölüm anahatları
-
Kuzey Azerbaycan Rusların eline geçtikten hemen sonra Revan (Erivan) ve Karabağ bölgesine Ermeniler hızla yerleştirilmeye başlandı. 1804-1813 ve 1826-1828 tarihlerindeki Rus-İran harplerinde, özellikle Karabağ ve Azerbaycan’ın değişik yerlerine Ermeniler iskan edildi. 1826 ve 1830 yılları arasında İran ve Osmanlı topraklarından göçen Ermenilerin sayısı 150.000’e yaklaşmıştı. 1832 yılındaki ilk resmi Rus sayımına göre ise Karabağ’ın nüfusunun % 64’ü Azerbaycan Türkü, % 34’ü Ermeni idi. Dolayısıyla bu rakamlara bakıldıktan sonra ve şimdiki durum göz önünde bulundurulunca, Türklere bir soykırımım yapıldığı ortadadır.
Bununla beraber Türklerle, Ermenilerin arasında 1905’ten itibaren çatışmalar çıktığını görüyoruz. Bu kaçınılmaz bir durumdu, çünkü Rusların himaye ettiği Ermeniler, Türklere karşı her türlü küstahlığa başvuruyorlardı. Ama 1905 Rus-Japon Harbinde Rusya’nın yenik düşmesi, bir otorite boşluğu doğurdu. Bundan yararlanan Türklerde de liberal ve Türkçü fikirler ortaya çıktı. Aynı zamanda Rusya’da meydana gelen malûm 1905 İhtilali, Azerbaycan’da iktidar mücadelesini hızlandırdı. İhtilalden sonra kurulan Duma’ya 39 Müslüman delege katılmışken, bu sayı daha sonraları düştü. Söz konusu demokratikleşme hareketinden faydalanmak isteyen Azerbaycan Türkleri, milli menfaatleri kendi çıkarlarından önde tutan insanlar yetiştirmeye yönelik pekçok planlar yaptılar. Bu arada 1905 ve 1906’larda Yusuf Akçura, İsmail Gaspıralı ve Ali Merdan Topçubaşı gibi Türkçülerin önderliğinde, Rusya’da yaşayan Türk ve Müslümanlar çeşitli kongreler tertiplediler. Ruslara ne hak veriliyorsa, kendilerine de aynısını talep ediyorlardı. Özlerine ait tarihi yurtlarda ikinci sınıf vatandaş olmak istemiyorlardı. Fakat Çar II. Nikola, Rus olmayan milletlerin uyanışına göz yumduğu takdirde ülkesinin parçalanacağını anlayınca, 1907’de Duma’nın çalışmalarına son verdi.
Rusya’da sosyalist düşüncelerin ilk belirginleştiği 1903-1904 yıllarında, aralarında Mehmet Emin Resulzade de olmak üzere birtakım kişilerce “Himmet” adı altında Milli Sosyalizmi ilke edinen bir parti kurulmuştu. İhtilal sırasında bu siyasi teşekkül Bolşevikler ile Menşevikler arasında sıkışıp, Rusya’nın desteğindeki Ermeniler de katliamlara başlayınca Türkler başlarının çaresine bakmak zorunda kaldı ki, 1906’da Ahmet Ağaoğlu’nun önderliğindeki Difai (Savunma) teşkilatı ve partisi bunlardan birisidir. 1907’de Çarlık rejimi kendisini biraz toparlayınca sert tedbirlere baş vurmuş, daha sonra Azerbaycan’ın Sovyetleşmesinde önemli bir yeri bulunan Himmet Partisi de kapatılarak, üyelerinin bazıları tutuklanmış, bir kısmı da ülke sınırları dışına kaçarak canlarını kurtarmıştı. 1911 yılı sonlarına gelindiğinde ise Kasımzade Abbas ve Taki Nakioglu’nun girişimleriyle Müsavat Partisi ortaya çıktı. Böylece Milli Azerbaycan hareketi siyasi bir platforma da sokuldu. Müsavat Partisi özellikle Balkan Savaşları sırasında, Rusya’yı Müslümanlara ve Osmanlı Türkiyesi’ne saldırgan bir tavır sergilemekle suçlamıştır. Müsavatçılar tek umudun Türkiye’nin bağımsız bir şekilde yaşaması olduğunu biliyorlardı. Bu yüzden Azerbaycan Türkleri, Trablusgarb ve Balkan Harplerinde, çeşitli kuruluşlar vasıtasıyla Osmanlı’ya yardım yapmaktan da geri durmadılar. Baku’da kadınlar küpelerini bile kardeşleri için feda ettiler; genç öğretmen ve öğrenciler Türkiye için, derslerini bırakıp Türk ordusuna katılıyorlardı. Bu durum Türk kardeşliğinin abideleşmesinin bir göstergesi idi.
Azerbaycan ile Türkiye coğrafi açıdan ayrılmaz bir bütün olduğu gibi, tarihi ve siyasi bakımdan da birdirler. Hakikatte Adalar Denizinden başlayarak, Hazar’a kadar uzanan coğrafya, aynı özelliklere sahiptir. Dolayısıyla 1913 yılında yapılan bir toplantıda Azerbaycan ile Türkiye’nin birleşme planları görüşülmüş, bu gün olduğu üzere o gün de bu çabalar engellenmişti. Esasında Türk dünyasının doğusuyla batısı arasındaki ilgisizlik eski zamanlarda hâkimiyet düşüncesinden kaynaklanıyorken, sonraki dönemlerde de cahiliyet yüzündendir. Doğu Türklüğünün erken devirlerde yabancı devletlerin idaresi altına girmeleri de bunda tesirliyse de, Osmanlı Devleti’nin vurdum-duymazlığının hiçbir gerekçesi yoktur. Ne zamanki, devlet çatırdayıp, parçalanmaya başladı, Osmanlı Devlet adamları ve aydınlarının gözü açıldı. Osmanlı Devletinin veyahut da Türkiye’nin dışında da Türklerin yaşadığını anladılar ve cılız da olsa onları tanıma yolunda gayret gösterdiler.
Kaynak: Prof. Dr. Saadettin Yağmur GÖMEÇ-Türk Cumhuriyetleri Tarihi
