Bölüm anahatları

  • Rusların iddiasına göre onlar; hâlâ Orta Çağlarda yaşayan Türkistan’a girmek suretiyle, göçebelerin modern dünya ile tanışmalarına, iktisaden gelişmelerine vesile olmuşlardı. Ama bırakın bunları bir kenara, yaklaşık 150 yıllık hâkimiyet döneminin sonunda bile, Türkistan’da sadece şeklen değişiklikten başka bir şey yoktu.


    Rusya ilk işgal yıllarından itibaren Kazakistan ve daha güneydeki Türkistan topraklarına gelen kendi vatandaşlarına ücretsiz olarak ekilecek toprak, ev yapmak için de bedava arsalar verirken, Türklerin bu yoldaki talebine karşılık Hrıstiyan olmaları şart koşulmaktaydı. 1881 tarihinde çıkarılan yasa ile Rus köylülerin durumu da güvence altına alındı.


    Bununla beraber araştırmacıların belirttiğine göre Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce Kazakistan topraklarına gelen göçmenlerin sayısı 3.000.000 civarındaydı. Türk arazilerine yerleşen Rus göçmenlerin % 90’ı ziraatla, % 10’u ise sanaat ve ticaretle uğraşıyordu. 1897’de Kazakistan’da % 15 Rus veya Slav var iken, bu sayı 1916’da % 41’lere yükseldi. Bu vaziyetten de anlaşılacağı üzere Türklerin 1916’daki Türkistan ayaklanmaları durup-duruken ortaya çıkmamıştır. Kısa bir süre içerisinde Türk topraklarına ne kadar fazla yabancının iskan edildiği bu istatistiklerden de görülebilir. 1926 sayımlarında 3.831.000 olarak verilen Kazak Türklerinin nüfusu, 1959’da 3.581.000’e düşmüştür. Normalde 1926’daki sayının iki katı bir artış olması gerekirken bir azalış gözlenmektedir. Bu durumda, acaba Kazak Türklerine ne oldu sorusu akla gelmektedir. Ayrıca 1925-1929 arasında uygulanan Sovyetleştirme ve kolhoz siyaseti de başarısız olmuş, 1915’te bir Türk ailesine en az 26 baş hayvan düşerken, bu rakam 1929’da 5 baş hayvana inmiştir. Yine bu Sovyetleştirme olayları sırasında yurtlarından sökülen Türklerin iki milyondan fazlası  yollarda öldü. Dolayısı ile bu yanlış Sovyet politikaları yüzünden bütün dünya tarihinde ülke nüfusunun yarısını yitiren bir halka daha rastlanılmayacağı söylenebilir.


    Sovyet Rusya, Türkleri bu şekil kolhozlarda zorla iskanlarla asimile edip, kimliksizleştirirken, Kazak Türklerinin uyanarak yeni haklar kazanmasını isteyen Kazak Türk aydınlarından Alihan Bökeyhan, Ahmed Baytursun, Muhammedcan Tınışbay, Halil Muhammed, Miryakub Dulat gibi kişileri de çeşitli şekillerde ortadan kaldırıyordu. Dünya tarihinde yine böyle bir aydın kıyımına tesadüf etmek pek mümkün değildir. Türkler üzerinde fiziki ve kültürel emperyalizmin hertürlüsü denendi. Çarlık Rusyası zamanında Türk halk zorla Hrıstiyanlaştırılıp, Ruslaştırılmak istenmiş, fakat bu metod beklenen neticeyi vermeyince her Türk boyu için Krill harfleri temelinde ayrı alfabeler hazırlanarak, kültür yoluyla Ruslaştırma planlanmıştı. İşte bu kültürel eritme ve baskı faaliyetleri Sovyet dönemi yöneticilerinin çarlığın eğitimcilerinden devraldığı bir usuldü. Bu arada şu hususu da belirtmek kayda değer: “Sovyet yöneticileri Türk boylarını Rusçayı daha iyi öğrenmeleri gerekçesi ile Krill harfleri esasına dayanan alfabeleri kullanmaya mecbur tutarken, Sovyetler Birliğindeki Ermeni ve Gürcü gibi halklara bunu şart koşmadılar”. Elbetteki bir milletin kısa bir zaman zarfında birkaç alfabe değiştirmesi ve buna uyum sağlaması kolay değildir. Hiç şüphesiz bu durum Türk fikir hayatının gelişmesinde menfi rol oynadı. 


    Ne yazık ki, Rusya’da komünistler iktidara geldiğinde, Alaş Orda’yı kurmuş olan Kazak aydınları dışında, diğer Türkistanlılar arasında da birlik yok idi. Özbekler ayrı hanlıklara bölünmüş olup, kendilerini bulundukları bölge ve sınıflara göre adlandırıyorlardı. Hem Türkçe, hem de Farsça bilen Tacikler, milliyet duygusundan da o kadar uzaktılar ki, ayrı bir Tacik edebiyatının kurulmasına bile taraftar değillerdi. Türkmenlerin durumu daha vahimdi ve onlar birbirlerine düşman kabileler halindeydiler. Türkistanlılar arasındaki bu ayrılıklar, bölgecilik ve lehçe farklarıyla daha da artıyordu. Tabi burada Sovyet politikalarının tesirini de unutmamak lazım. Sovyetlerin büyük gruplar için değişik cumhuriyetler kurma ve hepsine değişik alfabe ile edebi dil dayatmasındaki esas gaye, aydınlar arasında Türklerin tek bağımsız devlet şeklinde birleşmeleri (Turancılık) fikirlerinin yayılmasını engellemekti.


    Sonuç itibarıyla komünist sistem şöyle veya böyle bütün Türkistan ve dolayısı ile de Kazakistan’da demir yumruğunu gösterdi. İkinci Dünya Savaşının bitmesinden sonra Kazakistan Komünist Partisi I. Sekreterliğine bir Kazak Türkü getirilmişti. Fakat herşeye rağmen içlerinde bir nebze memleket sevdası bulunan bu yöneticiler daha sonra, 1950’lerde yürürlüğe sokulan ve kendilerinin aleyhine olan “Bakir Topraklar” projesine karşı çıktılar. Bu yüzden Kazakistan Komünist Partisi Sekreteri Şahahmedov 1954 tarihinde görevinden uzaklaştırılarak yerine Leonid Brejnev atandı. Bu plan ile 25 milyon hektar mera arazisi Sovyetler Birliğini beslemek üzere tarıma açıldı. Temel ekonomisi hayvancılığa dayalı Kazak Türklerinin açlık ya da sefalete düşmelerinin hiçbir anlamı yoktu.


    Kaynak: Prof. Dr. Saadettin Yağmur GÖMEÇ-Türk Cumhuriyetleri Tarihi