Bölüm anahatları
-
Kıbrıs adasının ismi M.Ö. 1500’de Mısır kitabelerinde “İsj” diye yazılmış, daha sonra “Alaşin” şekline dönmüş, eski İbrani belgelerinde “Kittim” olarak kaydedilmiştir. Kıbrıs sözcüğünün “bakır” anlamındaki Sümerce “Zubar” kelimesinden türetildiği söylenmektedir. Kypros adı ise ilk defa Homeros’ta görülmektedir.
Kıbrıs 9.250 km² yüzölçümü ile Akdeniz’in üçüncü büyük adasıdır. 2018 yılı itibarıyla 315 bin kuzeyde Türk bölgesinde; 850 bin kişi de güneyde Rum kesiminde yaşamaktadır. Türkiye’ye Anamur’dan 71, Suriye’ye 100, Mısır’a 400, Yunanistan’a 800 km kadar uzaklıktadır. İşaret parmağıyla Türkiye’nin İskenderun körfezini gösteren bir eli andıran Kıbrıs adasıyla ilgili yapılan ilmi araştırmalar, Türkiye’nin Hatay ilindeki dağ ve ovaların 130 km güney-batıda Kıbrıs’ta deniz seviyesi üzerine çıkarak aynı özelliklerle devam ettiğini göstermektedir.
...Zürih ve Londra mutabakatlarında yer alan esaslara göre Kıbrıs Cumhuriyeti ve anayasası ile garanti ve ittifak sözleşmeleri hazırlandığı gibi, 15-16 Ağustos 1960’da cumhuriyet resmen ilân olunmuştu. Bir devlet ortaya çıkmış, ancak Kıbrıslı diye bir millet yaratılamamıştı. Zaten mümkün de gözükmüyordu; çünkü iki halk birbirlerine herşeyiyle zıttı.
Yeni kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinde cumhurbaşkanı yardımcısı, on bakandan üçü, temsilciler meclisi üyelerinin % 30’u Türk olacaktı. Devlet dairelerindeki memurların da % 30’u Türklerden seçilecekti. Anlaşılacağı gibi Türkler azınlık olarak görülmüyordu, fakat ortaklıkları azınlık durumuna göre idi. Bu devletin Türkleri rahatlatacağı düşünülürken, Makarios EOKA liderine hükümette yer vermiş ve Enosis’i (Birleşme) gerçekleştireceğine alenen yemin etmişti.
Daha sonra Türklere ait belediyelerin tesisi, Rumlar tarafından adada Türk yönetiminin kurulabileceğinin işareti olarak algılandı. Bunun üzerine Makarios anayasaya 13 maddelik bir kanun ekleyerek, 30 Kasım 1963’te garantör devletlere ve Türk tarafına sundu. Tabiki Kıbrıs Türklerini azınlık durumuna sokan bu teklifler reddolundu. Türkiye’nin bu tavrından onbeş gün sonra EOKA’cıların “Kanlı Noel” hadiseleri olarak bilinen Türkleri imha hareketi gerçekleştirildi. Üç gün süren bu katliamda 92 Türk şehit edilip, 475 kişi yaralandı. 103 köy yıkılmış, 30.000 Türk göçürülmüştür. Fakat Türkiye’nin soydaşlarına yapılan bu haksızlığa daha fazla seyirci kalamaması ve 25 Aralık 1963 günü iki Türk jetinin Lefkoşa semalarında görülmesi üzerine Makarios ateş kesmek zorunda kaldı.
Tarihe “Kanlı Noel” diye geçen bu hadiseler, Türklerin mal ve can güvenliğinin olmadığını bütün dünyaya gösterdi. Bunun üzerine 29 aralıkta Lefkoşa’da Türk tarafıyla Rumlar arasında bir “Yeşil Hat” oluşturuldu ve böylece Kıbrıs, kuzey ve güney diye fiilen ikiye ayrıldı. Buna bağlı olarak 1964’te, ABD başkanı Johnson’ın; “Kıbrıs’a müdahale yüzünden, Sovyetler Birliği Türkiye’ye saldırırsa, Amerika ve NATO’nun Türkiye’yi koruyamayacağı” tehdidinde bulunması, ABD’nin ve onun kurdurduğu NATO’nun ne kadar iki yüzlü olduğunun bir göstergesidir ve onlar aynı şekilde, Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında 2016 senesinde bir gerginlik yaşanınca, yine çekimser davrandılar.
Kısa bir süre sonra Birleşmiş Milletlerin 4 Mart 1964 tarihli kararıyla Kıbrıs’a barış gücü gönderildi ve bunlar İngiliz askerlerinin yerini aldı. Fakat onlar ezilenlere yardım edeceklerine, Kıbrıslı Rumlardan yana bir tavır sergileyince, 26 nisanda gerçekleşen miting ile bu durum şiddetli bir şekilde kınandı. Bunun ardından Makarios, Zürih ve Londra andlaşmalarını tanımadığını bildirdi. Silah zoruyla hükümeti ele geçiren Makarios, Türklerin bütün haklarını gasbetti. Bakanlar kurulu ve temsilciler meclisi tamamen Rumlardan meydana geldi. Türk memurlar görevlerine gidemez oldu. İşin ilginç tarafı, bu darbe hükümeti Kıbrıs Cumhuriyetinin resmi makamı olarak da görülmeye başlandı.
Rumların Türklere karşı vahşilikleri daha sonraları da sürdü. Topluca öldürülen Türklerin evleri yakıldı, malları ellerinden alındı. Birleşmiş Milletlerden istediği sonucu çıkaramayan Makarios Limasol’da, Baf’ta, Gaziveren’de ve Kıbrıs’ın değişik yerlerinde yaşayan Türklere saldırılarını sıklaştırdı. Bu vahşet karşısında Türkiye adaya müdahaleyi düşündü, fakat Türklerin güya dostu görünen Amerika tarafından bu durum engellendi. Bundan cesaretlenen Makarios hükümeti, Türkleri imha çalışmalarına devam etti. Geçitkale’deki katliamdan sonra Türkiye bir kez daha müdahale kararı aldı ve askeri birliklerini güneye yığdı. Ancak bu çıkarma da yine Amerika tarafından önlendi ve meselenin ikili görüşmelerle çözümlenmesi önerildi. Bu sırada Kıbrıs Türkleri önemli bir adım atarak, geçici Türk yönetimini kurdular. Ardından 1968’de Beyrut’ta başlayan ikili görüşmelerden de bir sonuç alınamadı.
Bunun üzerine taktik değiştiren Makarios, “uzun vadeli mücadele” planını uygulamaya koydu. Fakat cuntacı subaylar Enosis’i bir an önce gerçekleştirmek isteyince, Makarios Yunan subaylarıyla askerlerinin geri çekilmelerini söyledi. Bu yüzden Atina ile Makarios’un arası açıldı. 15 Temmuz 1974 günü Makarios’a bir darbe yapıldı ve o Londra’ya kaçmak zorunda kaldı. Aynı gün Nikos Sampson cumhurbaşkanı oldu ve gayri-meşru Kıbrıs Helen Cumhuriyetini ilân etti.
Bu sırada Makarios utanmadan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde Kıbrıs Türk halkının imha tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu açıkladı. Kıbrıs’ı işgal gibi bir niyeti olmayan Türkiye başbakanı ise İngiltere’ye garantör devlet sıfatıyla beraber müdahaleyi teklif etti. Fakat Türkiye’nin bu önerisi İngilizlerce olumlu karşılanmadı. Bütün dünya yine Türkiye Türklerinin herşeyi sineye çekeceğini sanıyordu.
Çözüm yollarının kapanması üzerine Türkiye garanti andlaşmasının 4. maddesinde yer alan “müşterek hareket etme imkânı olmadığı takdirde tek başına karar verme hakkını” kullanarak, 20 Temmuz 1974’te “Kıbrıs Türk Barış Harekatı”na başladı. Birinci harekat üç gün sürdü ve çok az zaiyat verilerek, pekçok önemli mevki ele geçirildi. Nikos Sampson iktidardan uzaklaştırıldı ve cunta dağıldı. Böylece hem Yunanistan’a demokrasi, hem de Kıbrıs’a huzur gelmişti. 25-30 Temmuz 1974’te garantör devletler Cenevre’de yine buluştular. Bu toplantıda bir güvenlik bölgesinin oluşturulmasına, Rum-Yunan askerlerinin Türk köylerinden çekilmesine, göz altına alınan ve tutuklananların serbest bırakılmasına ve Kıbrıs’ta iki otonom devletin kurulmasına karar verilmişti. Türkler protokol şartlarına uyduğu halde, şımarık Rumlar yeniden silahlarını ellerine alarak, Türk askerlerinin ulaşamadığı yerlerdeki Türkleri katliamlara tabi tuttular.
Cenevre’de 8 Ağustos 1974’te ikinci bir toplantı daha yapıldı. Bundan da bir sonuç çıkmadı. Etrafları Rumlarca çevrilen ve son derece hassas bir durumda bulunan Türk ordusu yok edilmemek için 14 Ağustos 1974 günü ikinci bir harekat gerçekleştirdi. Buna kahraman Mehmetçikle birlikte Kıbrıs’ın Türk Milliyetçileri Mücahitler de katıldı. Üç gün süren bu başarılı taarruz neticesinde bugünkü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin sınırları çizilmiş oldu. Türkiye Cumhuriyeti o günlerde çok sıkıntılar çekmesine rağmen Kıbrıslı Türk kardeşlerinin yanında yer almaktan da hiçbir zaman geri durmadı.
...Kaynak: Prof. Dr. Saadettin Yağmur GÖMEÇ-Türk Cumhuriyetleri Tarihi
