Bölüm anahatları
-
Türkmen adının manası yolundaki görüşler genelde “Türk’e benzer, Müslümanlığı kabul eden Oguzlar” veya “konar-göçer Türk” olabileceği üzerinedir. Bununla beraber Türkmen isminin etimolojisi yapılırken Türkçede çok sıkça geçen Kuman, Karaman, Ataman vs. adların sonunda yer alan mübalağa eki -man ve -men’in kullanım özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca Kaşgarlı Mahmud’un işaret ettiği, ama bizim farkına varamadığımız bir husus da; onun Türk kelimesini anlatırken, “Türkmen Türk demektir”, şeklindeki açıklamasıdır.
Türklerin Oguz grubundan olan Türkmenler, bazı eski dil özelliklerini korudukları gibi, Çagatay ve Kıpçak sahası boylarının arasında kaldıklarından, onlarla birlikte gelişmişler, diğer Oguz boyları ağızlarında görülmeyen birtakım hususiyetleri de benimsemişlerdir. Türkmenlerin yapısı diğer Asya Türklerinden daha başkadır. Bugünkü Türkmenleri, Türkiye ve Azerbaycan Türkleriyle aynı katagoriye koymak mümkündür. Bu grup birbirleriyle, diğer Türk topluluklarına nazaran daha çabuk anlaşabilirler.
...Bugünkü Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat olup, yüzölçümü 488.000 km², 2018 yılı itibarıyla nüfusu da 5.8 milyon civarındadır. Arazinin onda dokuzu Karakum Çölü ve Turan Çöküntüsü’nden ibarettir. Cumhuriyetin kuzeyinde Özbekistan ve Kazakistan, güneyinde İran ve Afganistan, batısında Hazar Gölü, doğusunda da Özbekistan bulunur. Önceleri Türkmenistan Cumhuriyeti Balkan, Aşkabat, Çarçov, Merv, Taşoguz adında beş eyalete ayrılmış ise de, sonradan bunlar Merv, Taşoguz, Ahal, Balkan ve Lebap olarak değiştirilmiştir.
Ruslar, 1870’lerde Türkmenistan’ı işgale başladıkları zaman, Rus ve İngiliz kaynaklarına göre Türkmen nüfusu 1.150.000 civarında idi. Bugün 6 milyona yaklaşan bir nüfusa sahip Türkmenistan’ın % 90’ını Türkler teşkil etmektedir. Nüfusun % 50’si şehirlerde, % 50’si de kırsal kesimlerde yaşamaktadır. 19. yüzyıldan 21. yüzyıla gelene kadar Türkmenlerin nüfusunun azlığı göz önünde bulundurup, bunların bir kısmının da Ruslar ve diğer gayri-Türk unsurlarla, Türk boylarından oluştuğunu hesaba katarsak, Türkmen nüfusunun nekadar kırıldığı ortaya çıkar. Rus hâkimiyetine giren Türkmenlerin nüfuslarındaki en büyük düşüş, 1917 ihtilalinden sonra Rusya’da ortaya çıkan iç savaş ile 1930’larda Rusların uyguladığı mecburi iskan politikası ve II. Dünya Harbi esnasında vukua gelmiştir. Buna bir örnek olarak 1926 nüfus sayımına göre, Türkmenistan’ın Merv bölgesinde 9974 Buluç var iken, bu sayı 1959 istatistiklerinde 7800’e inmiştir. Bu da şüphe yok ki, konar-göçer Buluçları yerleşik hayata zorlamak ve onların geçimini sağladıkları hayvancılık işlerini kollektifleştirme gibi Rus tecrübesi neticesinde meydana gelmiştir. Zorla iskan ve kolhoz siyasetinden en fazla Türklerin zarar gördüğünü kimse inkar edemez.
Yirminci yüzyılın sonlarına yaklaşırken, 1980’li yıllarda Sovyetler Birliği’nde Gorbaçov’un başlatmış olduğu açıklık politikasının sonucunda, eski Sovyetlerin aksayan tarafları eleştirilmeye başlanmış ve çağa uymayan durumlar ortadan kaldırılmak istenmişti. Bu durum Türkmen aydınlarını da harekete geçirdi. Dolayısıyla Türkmenistan’ın bazı milliyetçi önderleri tarafından Moskova’nın politikaları tenkit edilmeye başlandı. Mesela Türkmen Cumhuriyeti her yıl merkezden 344 milyon ruble alırken, Moskova Türkmenistan’ın pamuk ve doğalgazı da içinde olmak üzere bunların tutarı olan 530 milyon rubleyi merkeze aktarmıştır. Buna rağmen Moskova Türkmenistan örneğinde gördüğümüz gibi, eski cumhuriyetlerin birer yük olduğunu söylemekten de utanmadı. Belki bu Rusya’nın Orta Avrupa ve Baltık bölgesindeki sömürgeleri açısından doğru olabilir; ama Türklerin yaşadığı toprakların yer-altı ve yer-üstü kaynakları bakımından çok zengin olduğunu, artık herkes biliyor.
Sovyetlerin dağılması, şimdiki cumhuriyetlerin başlarında bulunan Komünist Partisi yöneticilerinin işine yaradı. Türkmenistan’ı bağımsızlığa taşıyan Sapar Murad Niyazov bir elektrik mühendisiydi ve Gorbaçov’un 1985’te Moskova’da iktidarda olduğu yıllarda, Türkmenistan Komünist Partisi Birinci Sekreterliğine seçilmişti. Bu yıllarda esen açıklık politikasından yararlanan Türkmenler, 1989’da Türkmen Türkçesini cumhuriyetin resmi dili ilân ettiler. Niyazov akıllı ve ciddi bir şekilde diğer BDT üyeleriyle olduğu gibi yabancı ülkelerle ilişkiye girmek için ülkenin doğal kaynaklarını bir avantaj olarak kullandı. Bütün bu süreçteki hareketler ve karşı çıkışlar Niyazov’u halkın gözünde bir kahraman yaptı. Nitekim 1990’da gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimini rakipsiz olarak % 95.5 oy ile kazandı. Yeni ismi Demokratik Parti olan, Türkmenistan Komünist Partisi, ülkedeki siyasi hayatın bütün alanlarının kontrolünü eline geçirdi. Zaten o zamanki Türkmenistan’da ona rakip olmaya cesaret edebilecek kimse de yok idi. 22 Ağustos 1990’da egemenliğini açıklayan Türkmenistan, Sovyetlerde baş gösteren 1991 ağustosundaki başarısız komünist darbesini destekler mahiyette göründü. Hatta devlet televizyonunda hergün bununla ilgili haberler gösterildi. Ahali komünist rejimin yeniden geleceğinden endişeleniyordu. Ancak herkesin bildiği gibi bu teşebbüs akim kalmış ve darbecilerin bazıları intihar bile etmişti.
Türkmenistan, 26 Ekim 1991’de yaptığı halk oylaması ile istiklalini açıkladı. Bu referandumda ahalinin % 93’ü evet oyu kullanmıştı. Bağımsız Türkmenistan Türk Cumhuriyeti’ni ilk tanıyan ülke de Türkiye Cumhuriyeti oldu.
Mayıs 1992’de istiklal sonrası bir anayasayı hazırlayan ilk Türkistan devleti olan Türkmenistan, diğer Türk Cumhuriyetleri içerisinde Kırgızistan’la birlikte ilk defa kendi para birimini tedavüle çıkaran ülkedir ki, 1 Ekim 1993’te “Manat” piyasada kullanılmaya başlandı. 1996 senesinde yürürlüğe giren bir yasa ile devlet memurlarının Türkmen Türkçesini bilmeleri şart koşulmuştur. Ancak Türkmenistan’ın tam bağımsızlığa kavuşması için önünde birçok problem bulunmaktaydı. Herşeyden önce bağımsızlık sonrası iktidarda gözüken yöneticiler, eski komünistler olup, gerçek Türkmen insanlarının hiçbir yetkisi ve otoritesi yok idi. Bağımsız olmalarına rağmen, hâlâ Türkmenistan’da önemli bir Rus askeri gücü bulunuyordu.
...Kaynak: Prof. Dr. Saadettin Yağmur GÖMEÇ-Türk Cumhuriyetleri Tarihi
