Bölüm anahatları

  • Kırım Hanlığı tarihteki Altun Orda Devletinin kalıntılarından birisidir ve bu hanlığın hâkimiyeti altında bulunan yerlerde yaşayan insanlara da umumiyetle Kırım Türkleri denir. Kırım Hanlığının aynı zamanda Türk teşkilat ve etnik hususiyetlerini sonuna kadar devam ettirdiğini, Osmanlı Devletinin himayesinde olması ve Türkiye’ye coğrafi yakınlığından dolayı, İdil boyundaki diğer kabilelere nazaran daha çok Türkiye tesirinde kaldığını da belirtmek gerekir.


    Bu hanlığın esas can damarı Kırım yarımadası olmakla beraber, Azak Denizi çevresinden Tuna boylarına, Aşağı Don’dan Özü Nehri’ne kadar uzanan yerler, kısaca Kıpçak Bozkırının batı tarafları hanlığın topraklarını meydana getiriyordu. Söz konusu bu bölge Hunlardan itibaren Türklere kucağını açmış; ardından Bulgar, Avar, Kök Türk, Hazar gibi Türk hanedanlarının iskan sahası haline gelmiştir.


    Bizans için son derece önemli söz konusu bu coğrafya yüzünden Hazar Türkleriyle, Doğu Roma arasında uzun yıllar mücadelelerin sürdüğünü de biliyoruz. Peçenekler de bir ara Kıpçak Bozkırlarıyla birlikte Kırım’ı ele geçirler. 11. yüzyıldan sonra ise bölge Kuman-Kıpçakların faaliyet alanına girince, Kırım da bir Kıpçak yurdu olmuş ve buralarda Bizans’ın etkisi azalmıştır. Bununla birlikte Selçuklu Türkleri de başlangıçtan itibaren Kırım’la ilgilenmişler ve buraya seferler düzenlemişlerdi. Nihayet Karadeniz’in kuzeyi 1230’lardan itibaren Çingiz Han’ın devletinin hâkimiyetine sokuldu ve onlarla gelen Kuman-Kıpçakların özellikle Altun Orda Hanlığına sahip olmaları üzerine Kırım’ın değeri de arttı.


    Altun Orda Devleti döneminde Azak ve Kerç bölgelerinde yaşayan Kuman-Kıpçakların yerli halklarla münasebetlere girdiklerini, Kırım’ın sahil kısımlarında ve Kafkasya topraklarındaki bazı Kıpçakların yerleşik hayata geçmeye başladıklarını görüyoruz. Ama bir süre sonra Altun Orda Hanlığı içten ve dıştan vurulan darbeler neticesinde yıkıldı. Onun artıklarından pekçok idare ortaya çıktı. İşte bunlardan birisi yukarıda da vurguladığımız üzere Kırım Hanlığıdır.

    Bu siyasi yapı bulunduğu mevki bakımından Kazan Hanlığının rakibi durumundaydı. Bu arada Saray şehrinde Toktamış Han neslinden gelen Seyyid Ahmed Han tahtta oturduktan sonra, Kıpçak bozkırlarında konar-göçer bir biçimde yaşayan Şırın urugu Kırım’a geldi ve başlarına da Çingizli neslinden Hacı Gerey’i çağırdılar (1440’lar) ki, bu bir anlamda Kırım Hanlığının kuruluşudur. Bu yüzden Şırın ailesinin önemi Kırım tarihinde çok büyüktür.


    Hacı Gerey tahtta çıktıktan itibaren diğer Türk boylarını da kendi safına çekmeye gayret gösterdi. Nitekim Şırınlardan başka Barın, Argun ve birkaç Kıpçak soyu daha ona katılmıştı. Hacı Gerey bunların yardımıyla Kırım ve bitişikteki Kıpçak bozkırlarına egemen olarak hanlığını teşkil etti. Onun ölümünden sonra (tahminen 1466) taht kavgaları başladı ve Hacı Gerey’in oniki oğlundan en-az üç oğlu hâkimiyette hak iddiasında bulundu. Bunların herbirinin dayandığı bir boy vardı. Bu sıralarda Kırım’daki en kuvvetli aile (urug) olan Şırınların idaresi Eminek Mirza’nın elindeydi ve onun uygun gördüğü veliahtın başa çıkması aşağı-yukarı kesin idi. Eminek Mirza önce Mengli Gerey’i tuttu. Kardeşi Nur Devlet’i Kıpçak Bozkırlarındaki aileler ve Azak çevresindeki halklar desteklemişti. Büyük oğul olması hasebiyle Nur Devlet ilk önce tahtta çıktı. Bu iki kardeş Lehistan ve Moskova’ya elçiler göndererek onların kendilerini desteklemelerini istediler. Neticede Eminek Mirza ve Cenevizlilerin yardımıyla Mengli Gerey bu mücadeleyi kazanıp, 1469’da hanlığın tamamını ele geçirdiyse de; bir müddet sonra onların arasının açıldığı anlaşılmaktadır.


    Kaynak: Prof. Dr. Saadettin Yağmur GÖMEÇ-Türk Cumhuriyetleri Tarihi