Bölüm anahatları
-
ÜÇÜNCÜ HAFTA
Sanatkârlar ve Mühendisler
Sanatlar [veya bizdeki karşılığıyla zanaatlar], yani hem “faydalı sanatlar” hem de “güzel sanatlar”, bilimlerden çok daha eskidir; fakat bunların özellikle Sanayi Devrimi’nden sonra teknisyenliklere ve mühendisliklere evrilebilmeleri için,
· Hem kuramsal ve kılgısal bilimler arasındaki ilişkilerin gelişmesini,
· Hem de büyük çaplı üretim ve tüketim sisteminin doğmasını beklemek gerekmiştir.
Tarihsel Bilimler
Tarihin maksadı, belgelerden ve tanıklıklardan yararlanarak geçmişi yeniden kurgulamaktır; öyle ki burada tarih, “Zihnî Dünya”ya, geçmiş ise “Hakikî Dünya”ya tekabül eder; ancak uzak (!) bir zaman kesitindeki Hakikî Dünya’yı doğrudan doğruya gözlemlemek ve deneyimlemek mümkün olmadığı için, onun da bir yere kadar kurgu olduğu âşikârdır. Şu halde artık “Geçmiş Dünya” diyebileceğimiz bu Hakikî Dünya da, bunu yansıttığına inandığımız ve “Tarihî Dünya” olarak adlandırdığımız bu “Zihnî Dünya” da, bir bakıma tasavvurlardan ibarettir ve bu durum, tarihçinin soruşturmasını oldukça güçleştirmekte ve karanlıklaştırmaktadır.
Bununla birlikte Principia Mathematica’nın, 1687 yılında Isaac Newton adında bir bilgin tarafından yayımlandığını veya Constantinopolis’in, 1453 yılında Fâtih Sultan Mehmed adında bir padişah tarafından fethedildiğini “bildiğimiz” için [ve bu türden milyarlarca “olay”dan haberdâr olduğumuz için], tarihçi, bir romancı veya bir öykücü değildir ve tarihî kurgu ile edebî kurgu arasında bariz farklar vardır.
Tarihî Bilginin Güvenilirliği
Bilindiği üzere,
· Belgelerin ve tanıklıkların nicelik ve niteliği,
· Tarihçinin nesnelliği ve “empati kabiliyeti”nin yüksekliği,
· Psikoloji ve sosyoloji gibi, insanın doğasını kavramakta yardımcı olan bilimlerin desteği,
· Aradan geçen sürenin uzunluğu veya kısalığı
· Görsel-işitsel malzemenin mevcudiyeti gibi etmenler, üretilen tarihî bilginin doğruluğu üzerinde büyük etkilerde bulunur.
