Bölüm anahatları
-
ALTINCI HAFTA
BİLİM FELSEFESİ
Takriben XIX. yüzyılın başlarında bilimin doğasını kavramaya yönelik istekler, bilim tarihçilerini, tarihî bir soruşturmaya, bilim filozoflarını ise felsefî bir soruşturmaya yöneltmişti. Bu bağlamda,
· Bilim tarihçileri, bilimsel bilginin oluşum ve değişim sürecini göstermeye ve
· Bilim filozofları ise, daha ziyade bilimsel bilginin yapısını ve yöntemini çözümlemeye girişmişlerdi.
Ancak bilim felsefesinin maksadını gerçekleştirmek için bilim tarihinden de yararlanmak mecburiyetinde kalması veya tersine bilim tarihinin maksadını gerçekleştirmek için bilim felsefesinden de yararlanması, iki alanının konularının ve sorunlarının birbirlerinin içine geçmesine ve görev karışıklığının doğmasına sebebiyet vermişti.
Bu yüzden bilginlere ve bilimlere yönelik soruşturmalarda, bilim tarihinin nerede bittiğini ve bilim felsefesinin nerede başladığını titiz bir biçimde belirlemek gerekir; sonuç itibariyle felsefe, tarih değildir!
Temel Sorunlar
Bilim felsefesinin bazı temel sorunları vardır:
· Bilimsel bilgiyi, diğer bilgi türlerinden ve muhtelif bilim dallarının ürettikleri bilimsel bilgileri birbirlerinden ayıran temel özellikler ve nitelikler nelerdir?
· Gözlem ve deneyin bilimsel bilginin üretimindeki ve kanıtlanmasındaki yeri nedir?
· Bilimsel bilgi, nasıl dönüşür; evrilerek mi, yoksa devrilerek mi?
· Mantık ve matematik, bilimsel bilginin üretimini nasıl etkiler?
· Bilimsel araştırma, “çevresel faktörler”den, yani siyasî, iktisadî, hukukî, sosyal ve kültürel kurumlardan ve koşullardan bağımsız mıdır, değil midir?
Bu soruların sayısını arttırmak ve böylece bilim filozoflarının yaptıkları işin daha mükemmel bir tasvirine ulaşmak mümkündür; ancak bu kadarı bile, sanırım bilim felsefesinin ilgileri konusunda genel bir fikir vermek için yeterlidir.
Pozitivizm-Konvansiyonalizm Çelişkisi
Filozoflar, ayrışır ve ayrıştırır. Bilim felsefesi için de böyle olmuş ve bilimsel bilginin yapısı ve yöntemine yönelik tartışmalar, süreç içerisinde iki ana-uç eğilim doğmasına yol açmıştır:
Pozitivizm: Öncülük hakkını alan ve Auguste Comte’un öğretisinin yaygınlaşmasından sonra “pozitivizm” olarak yaftalanan bilim anlayışı, [kadîm emprizmin tesiri altında] bilimsel bilginin veya bunları örgütleyen bilimsel kuramların duyumsal verilerin dışarıdan [Dış Âlem’den] dayatmasıyla üretildiklerini ve bu yüzden “nesnel” ve “kesin” [%100 veya güçlü bir olasılık dâhilinde] olduklarını savlar.
Konvansiyonalizm: Pozitivist anlayışa karşı geliştirilen bu anlayış ise, [kadim rasyonalizmin tesiri altında] bilimsel bilginin veya bunları örgütleyen bilimsel kuramların, şahsî tasavvurların içeriden [İç Âlem’den] dayatması ve bir grup bilgin tarafından onaylanması sonucunda üretildiklerini ve bu yüzden öznel ve göreceli olduklarını savlar.
Aşağı yukarı, diğer bütün “bilim anlayışları”, bu iki ana-uç eğilim arasında yer tutar ve bilim felsefesi akımlarını çeşitlendirir.
Malumdur ki burada “Hangisi haklıdır?” diye sorulamaz; “şahsî gerekçeler”le anlayışlardan birisi seçilir.
İçsel Bakış-Dışsal Bakış
Ana-akım’a mensup [yani “yeni bilim anlayışı”na bağlı] bilim tarihçileri ile filozofları, bilimsel bilgi üzerinde çalışırken, bakışlarını, çoğunlukla
· “Bilimsel Metinler” arasındaki epistemik münasebetleri kavramaya ve
· Bunları ortaya çıkaran “düşünme biçimi”nin hususiyetlerini belirlemeye yöneltmişlerdi.
Ancak XX. yüzyılın birinci yarısındaki yoğun tartışmalar, yeni bir eğilimin doğmasına yol açtı ki bilimsel fikirler ve onları yaratan zihniyet [yani “İçsel Nedenler”], içinde yeşerdikleri “toplumsal çevre”nin etkilerinden [yani “Dışsal Nedenler”] bağışık değildi; siyasî-iktisadî ideolojiler, felsefî öğretiler, dinî inançlar ve diğer sosyo-kültürel değerler, bunları yönlendiriyor ve hatta belirliyordu.
Bu sav ne kadar doğrudur?
Henüz tartışılmaktadır; fakat şurası muhakkaktır ki “Dışsal Bakışçılar”, tarihî ve felsefî tartışmalara büyük bir derinlik kazandırmışlar ve bilimi anlama gayretlerini, pozitivist olarak nitelendirilen yaklaşımların tahakkümünden kurtarmayı başarmışlardır.
Öyle anlaşılmaktadır ki bu yöndeki faaliyetlere, son noktayı [eğer öyle bir nokta varsa], bilim psikologları ile sosyologları koyacaktır ve bu durum, tartışmayı, doğal olarak felsefenin alanından sosyolojinin ve psikolojinin alanına taşıyacaktır.
