Bölüm anahatları
-
SEKİZİNCİ HAFTA
BİLİM SOSYOLOJİSİ
Bilim sosyolojisi ile birlikte, önceki Bilim Kültürü unsurlarından farklı bir alana giriyoruz. Çünkü hem bilim sosyolojisi, hem de bundan sonra inceleyeceğimiz bilim psikolojisi, esasen birer doğa bilimidir ve dolayısıyla, bilimsel bilginin oluşum ve dönüşüm süreçlerini [tarihî ve felsefî yöntemlerle değil] gözlemsel ve deneysel yöntemlerle incelerler.
Bilim sosyologları, araştırmalarının merkezine bir “topluluk olarak” bilginleri ve bilimsel eylemleri alırken, bilim psikologları da bir “birey olarak” bilginleri ve bilimsel eylemleri alırlar. Bu yüzden araştırma nesneleri, “güncel bilginler ve bilimler”, araştırma yöntemleri ise, anket, mülakat, iç-gözlem gibi “güncel yöntemler”dir.
Bilim felsefesinin problemlerini, ileride bilim sosyolojisi ile psikolojisi devralacak gibi görünmektedir.
Bilim Tarihiyle Bağ Kurmak
Ancak bu durum, her iki araştırma topluluğunun da bilim tarihinden, onun bilginler ve bilimsel eylemler konusunda derlemiş olduğu bilgilerden istifade etmeyecekleri ve etmemeleri anlamına gelmez; çünkü (a) bilim tarihçileri, sosyologların ve psikologların ürettikleri gözlemsel bilgileri tarihî gelişmeleri aydınlatmakta kullanabilecekleri gibi, (b) psikologlar ve sosyologlar da, ürettikleri bilgilerin doğruluğunu sınamak için tarihî bilgileri “ikinci bir gözlem alanı” olarak kullanabilirler.
Bu durum, elbette bu üç alanı da birbirleriyle irtibata sokar.
Bilim ve Toplum
Bilim sosyolojisi, bilimsel bilginin üretimini ve dönüşümünü sosyolojik bir perspektiften açıklamaya çalışır ve bu bağlamda, (a) toplumsal faktörlerin bilim ve teknoloji üzerindeki ve (b) bilimsel ve teknolojik faktörlerin de toplum üzerindeki etkilerini inceler.
Burada anılan “toplum”, aslında iki farklı topluluk türüne işaret eder:
Bilginler Topluluğu: Bu topluluğun benimsediği kuramlar ve yöntemler, bilimsel ve teknolojik faaliyetleri belirler.
Diğer Topluluklar: “Bilginler Topluluğu” ile şu veya bu şekilde münasebet içinde bulunan diğer topluluklar ise, bilimsel ve teknolojik faaliyetleri etkiler.
“Diğer Topluluklar”, üçe ayrılabilir:
Entelektüel Topluluklar: Filozoflar, din âlimleri ve yazarlar.
Meslekî Topluluklar: Politikacılar, hukukçular, idareciler (bürokratlar), gazeteciler.
Yakın ve Uzak Topluluklar: Aileler, sınıflar veya katmanlar, mahalleliler, kentliler ve bütün vatandaşlar.
İşte bilimsel faaliyetler, söz konusu toplulukların “belirlemeler ve etkilemeler ağı” içinde gerçekleştirilir!
Bilim ve Örgüt-içi Kurallar
Bilginler Topluluğu, “usta-çırak ilişkisi” yoluyla genç bilginlere ve bilgin adaylarına, (a) yürürlükteki bilimsel kuramları (b) çözüm bekleyen temel sorunları, (c) bilimsel araştırma yöntemlerini ve (d) yayın yapma kurallarını öğretir ve bütün meslek hayatları boyunca, çömezlerin “öğretilenler”e sadık kalıp-kalmadıklarını denetler. Özellikle de, araştırma ve yayım süreçlerinde bilerek veya bilmeyerek “ihlaller” yaptıklarında, yani hataya düştüklerinde veya raconu bozduklarında (!) eleştirerek ve uyararak, “Doğru Yol”a sokmaya çalışır.
Eleştirilerini ve uyarılarını önemseyen ve gereğini gerçekleştiren genç meslektaşlarını topluluk içinde tutar; ama ciddiye almayan ve böylece “Doğru Yol”dan sapanları, umumiyetle topluluk dışına iter. Böylece örgüt içinde denetimi sağlayarak bilginlerin “birlik ve bütünlük ruhu içinde” çalışmalarını güvence altına alır.
Bu açıdan bakıldığında, “Bilginler Topluluğu”, bilimsel faaliyetleri standardize eden sert bir otorite vazifesi görür. Böyle bir otoritenin olmayışı veya zayıflığı, (a) bilimsel örgütlenmenin yetersizliğine veya (b) “Yeni Bilimsel Kuramlar Geliştirme” aşamasına gelindiğine delâlet eder.
Muhtelif sebeplerle, bilim topluluklarının denetimi gevşediğinde ise, “özgür-uslar”, yeni bulguların ve görüşlerin sağladığı nispeten serbest atmosferden istifade ederek örgüt içindeki etkili makamları ele geçirmeye ve topluluğu dönüşüme uğratmaya soyunurlar.
