Bölüm anahatları
-
DOKUZUNCU HAFTA
Genç Bir Disiplin
Bilim sosyolojisi, XX. yüzyılın ilk yarısında, özellikle de Robert King Merton’un (1910-2003) “On Yedinci Yüzyıl İngiltere’sinde Bilim, Teknoloji ve Toplum” (1938) adlı makalesinin ve Marxist Tarihçilik Geleneği’nin temsilcilerinden John Desmond Bernal’ın (1901-1971) Bilimin Toplumsal İşlevi (1939) adlı kitabının yayımlanmasından sonra bağımsız bir araştırma alanı olarak ortaya çıktı.
Thomas Samuel Kuhn’un (1922-1996) Bilimsel Devrimlerin Yapısı (1962) yayımlandığında ise, bilim tarihi ve felsefesi alanlarında olduğu kadar, bilim sosyolojisi alanında da yeni bir çığır açtı ve dikkatleri “bilginler topluluğu” ile “bilimsel bilgiler” arasındaki karşılıklı ilişkiler ağına çevirdi.
Bernal’ın eserlerinden Materyalist Bilimler Tarihi, [80 Öncesi’nin entelektüel havasının bir sonucu olarak] 1976 yılında Türkçe’ye tercüme edildi; ama pozitivist ve yeni-pozitivist bilim anlayışının hüküm sürdüğü bu dönemde, baskın bilim tarihçileri ile bilim felsefecilerinin ilgisini hemen hemen hiç çekmedi ve dolayısıyla, meselâ Türk Bilim Tarihi çalışmalarına uygulanmadı. Muhtemelen bunun en önemli sebeplerinden birisi, bilim tarihi otoritesi Aydın Sayılı’nın (1913-1993), Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir (1948) adlı önemli yapıtının farklı bir sosyolojik perspektife dayandırılmış olması [Bu konuyla ilgili olarak şu makaleye bkz., Ömer Faik Anlı, “Bilim Sosyolojisi ve Aydın Sayılı’da Bilim Tarihinin Sosyolojik Boyutu”, Dört Öge, Yıl: 2, Sayı: 3, 2013, s. 41-61] ve diğer taraftan da ülkemizdeki Marxist Tarihçiler’in genellikle siyasî ve iktisadî tarihle ilgilenmeyi tercih etmeleriydi. [Bu konuyla ilgili olarak da şu yazıma bkz., Remzi Demir, “Boris Hessen ve Sosyalist Bir Bilim Tarihi Okuması”, (Parantez), Bilim ve Ütopya, Sayı 202, Nisan 2011, s. 54-55].
Ancak, 1982’de Bilimsel Devrimlerin Yapısı Türkçe’ye aktarıldığında, Felsefe Bölümlerimizde ve bu arada DTCF, Felsefe Bölümü’nde de kuvvetli rüzgârlar estirmeye başladı ve bilim tarihi çalışmalarını olmasa da, bilim felsefesi çalışmalarını derinden etkiledi; öyle ki süreç içinde Felsefeciler Topluluğu”nun büyük bir kısmını Reichenbachçı çizgiden, başta Kuhncu olmak üzere diğer çizgilere doğru savurdu.
Bu arada gelişmeler, komşu bölümlerden sosyolojiye de sıçradı ve bildiğim kadarıyla ilk bilim sosyolojisi çalışması olarak anabileceğimiz Epistemik Cemaat: Bir Bilim Sosyolojisi Denemesi, 1992 yılında Hüsamettin Arslan tarafından yayımlandı.
Benim Seçtiklerim
Sizin için seçtiğim 5 tercüme eserin isimleri şöyledir: Barry Barnes, Bilimsel Bilginin Sosyolojisi, Çeviren: Hüsamettin Arslan (1995); Karl Mannheim, İdeoloji ve Ütopya, Çeviren: Mehmet Okyayuz (2009); C. P. Snow, İki Kültür, Çeviren: Tuncay Birkan (2010); Toby E. Huff, Modern Bilimin Doğuşu ve Yükselişi, İslâm Dünyası, Çin ve Batı, Çevirenler: İnan Kalaycıoğulları, Ertan Tağman ve Aynur Yetmen (2010) ve Editörler: Bekir Balkız ve Vefa Saygın Öğütle, Bilim Sosyolojisi İncelemeleri (2010).
Kılgısal Bilimler ve Bilim Sosyolojisi
Bilim sosyolojisi, kuramsal veya kılgısal bütün bilimsel etkinlikleri kendi bakış açısından inceler; ancak Kılgısal Bilimler’in toplumsal yaşam üzerindeki sürekli ve derin etkileri, herhalde önümüzdeki yıllarda “Teknoloji-Toplum İlişkileri”nin araştırılmasını ve çözümlenmesini daha cazip bir hale getirecektir.
Bu bağlamda, meselâ
· Türkiye’de “mühendis cemaati” ile “hekim cemaati”nin, uzak-yakın modernleşme tarihimizdeki yerinin belirlenmesi [Nilüfer Göle’nin Mühendisler ve İdeoloji, Öncü Devrimcilerden Yenilikçi Seçkinlere (1986) adlı çalışması buraya dâhil edilebilir] ve
· İktidar ile mühendisler ve iktidar ile hekimler arasındaki etkileşimlerin aydınlatılması, bilim sosyolojisinin merak uyandıran problemleri arasında bulunmaktadır.
Bilim Antropolojisi
Bilim antropolojisi ile sosyolojisinin konuları ve sorunları birbirlerine karışabilmektedir. Bence, bunun önünü alabilmek için bilim antropolojisi, araştırmalarını daha ziyade, bilginler cemaatinin günlük yaşantısını yönlendiren teamüller ve ritüeller üzerine yoğunlaştırmalıdır. Meselâ göreve başlama ve görevden ayrılma törenleri, akademik atama ve yükseltme uygulamaları ve kutlamaları, anma toplantıları ve yayımları, yılbaşı-yılsonu açılış ve kapanış törenleri ve kokteylleri, konferans, sempozyum, çalıştay, panel gibi bilimsel etkinliklere ilişkin gelenekler ve görenekler, dershane ve yazıhane alışkanlıkları ve rutinleri, cenaze törenleri ilk akla gelenler arasında bulunmaktadır.
Bunlar, belki de bilimsel bilginin yapısını etkilemeyecek şeylerdir; ama bilimsel faaliyetlerin içinde cereyan ettiği toplumsal ortamlar konusunda malumat edinmemize ve böylece “bir insan olarak bilgin”i tanımamıza aracı oldukları için, kanaatimce önemli bir işleve sahiptirler.
