Bölüm anahatları

  • ONİKİNCİ HAFTA

     

    BİLİM EDEBİYATI

     

    Bilim Kültürü’nün son unsuru olan Bilim Edebiyatı, bilimsel bilginin duyurulması ve yayılması süreçlerini içerir ve (a) kurgusal olmayan bilim yazarlığı ve (b) kurgusal bilim yazarlığı olmak üzere iki kısma ayrılır.

     

    Kurgusal Olmayan Bilim Yazarlığı

                        

    Bu tür yazılar, hitap ettikleri kitlelere göre ikiye ayrılırlar:

    · Meslektaşlara hitap ediyorlarsa “Meslekî Eserler”,

    · Halka hitap ediyorlarsa, “Popüler Eserler” olarak adlandırılırlar.

    Türkiye’de hem meslekî eserlerin hem de popüler eserlerin yazılması sanatıyla alâkalı özel bir eğitim verilmemektedir. Belki de bu yüzden bilimsel kitap ve makalelerin büyük bir kısmı, biçimsel ve içeriksel bakımdan ciddi sorunlarla maluldür.

     

    Türler

     

    Meslekî ve popüler yazarlar, (a) yazılı medya için, daha ziyade kitap ve makale, (b) görsel-işitsel medya için, daha ziyade söyleşi ve belgesel formatında eserler kaleme alırlar.

    Ancak söyleşiler ve belgeseller, umumiyetle, geniş halk kitlelerini bilgilendirmek maksadıyla hazırlandıklarından, metinlerin “popüler tarz”da yazılması, daha uygun olacaktır.

     

    Kitaplar

     

    Telif ve özellikle de tercüme kitaplar sayesinde Bilim Kitaplığımız son yıllarda büyük bir gelişme kaydetmiştir. Bunun birçok sebebi olabilir; ancak “ders kitapları” sayısındaki patlama, herhalde üniversite öğrencilerinin nüfusundaki büyük artışla alâkalıdır.

    Aşağı-yukarı her alanda iyi yazılmış birkaç kitap bulmak mümkündür. Kitapçılardaki siyaset, tarih, felsefe, sosyoloji ve psikoloji seksiyonları çok zengindir ve bu durum, genel ilginin toplumsal sorunlar ve bilimler üzerinde yoğunlaştığını kanıtlamaktadır.

    Nitekim Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) WEB Sitesi’nde yayımlanan “Uluslararası Standart Kitap Numarası (ISBN) İstatistikleri-Dönemi: 2011”de yer alan tablo da [www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=10784], en azından 2011 yılı için bu gözlemi doğrulamaktadır.

     

    Buna göre, 2011 yılında yayıncılar tarafından 39.247 kitap, 258 elektronik kitap (DVD, VCD, CD), 1037 web tabanlı elektronik kitap, 60 kitap kaseti, 127 harita ve 657 diğer materyaller olmak üzere toplam 41.386 materyal için ISBN alınmıştır. Bunlardan, sadece 424 tanesinin “Doğa Bilimleri ve Matematik” ve 2629 tanesinin ise “Teknoloji (Uygulamalı Bilimler)” ile ilgili olması, herhalde üzerinde tartışılması gereken önemli bir konudur.

     

    Çocuklar ve erginler de, popüler bilim kitapları bakımından çok şanslıdır; çünkü çok kaliteli bir şekilde basılmış resimli ve fotoğraflı bilim kitaplarının sayısı, her geçen gün biraz daha artmıştır.

    Bütün bu olumlu gelişmelere karşın, iyi kitapların ekserisinin yabancı bilim yazarlarına veya bilginlere ait olması, hayatî bir eksikliğimizin bulunduğu konusunda bizleri uyarmaktadır: “Bilim Yazarlığı Eğitimi” çok savsaklanmıştır!

     

    Makaleler

     

    Akademi Camiası’nın süratle genişlemesi ve akademik yükseltme ve atamalar için belirli bir sayıda makale yayımlamış olma şartının getirilmesi, meslekî dergilerin ve dolayısıyla makalelerin sayısının artışında önemli bir faktör olmuştur. Buna karşın, bu dergilerin [daha doğrusu benim takip edebildiğim sosyal ve beşerî bilimlerle ilgili dergilerin] büyük bir kısmının bilimsel düzeyinin uluslararası standartları yakalayabilmiş olduklarını savlamak mümkün görünmemektedir.

     

    Popüler bilim dergiciliğimizde de bir kıpırdanma vardır. Bunlardan Bilim ve Teknik, Bilim Çocuk, Meraklı Minik, Popüler Bilim, NTV Bilim ve Popular Science (Türkiye) gibi bir kısmı, ağırlıklı olarak Batı’daki bilimsel ve teknolojik gelişmeleri ülkemizde tanıtmayı hedeflemiştir; Bilim ve Ütopya ve Bilim ve Gelecek gibi diğer bir kısmı ise, yerel bilim sorunlarını ve çözüm önerilerini sayfalarına taşıyabilmiş ve tartışmaya açabilmiştir ki bu durum, yavaş da olsa bilimsel düşüncenin, hiç değilse toplumun belirli bir kesimi tarafından da içselleştirilmiş olduğunun göstergesi olarak yorumlanabilir.

     

    Söyleşiler ve Belgeseller

     

    Toplumsal talebin az olması [veya toplumsal beklentinin farklı olması] ve reyting kaygısının çok olması gibi nedenler yüzünden ulusal görsel-işitsel medyada, bilimsel söyleşilere ve belgesellere pek yer verilmemektedir. Haftalık birkaç söyleşi programı ise, özellikle yakın tarihle ilgilidir ve bilimsel kaygıdan çok, ticarî-siyasî kaygıyla hazırlanmaktadır.

     

    Buna mukabil 24 saat boyunca yayın yapan ve yurt-dışında hazırlanan belgeselleri gösteren kanallar mevcuttur ve bunlar sayesinde, aşağı-yukarı bilim ve teknolojinin her alanında malumat sahibi olunabilmektedir.

     

    Bilim Yazarlığı

     

    Türkiye’de genel olarak “yazarlık” ve özel olarak da “bilim yazarlığı” çok gelişmemiştir ve muhtemelen bunun en önemli sebebi, eğitim hayatımızın “kitap okuma ve yazma” üzerine değil, “test sorularını anlama ve çözme” üzerine planlanmış olmasıdır. Bilhassa bu yüzden olsa gerektir ki alanına hâkim olmakla birlikte birçok meslektaşım işe yarar bir kitap ve hatta bir makale yazamadan emekli olmuştur.

    “Test Sorularını Anlama ve Çözme Stratejisi” ise, Kılgısal Bilimleri ve dolayısıyla bilimsel faaliyetin yararcı yönünü öne-çıkaran “toplumsal bilim algısı” ile alâkalı olmalıdır. Öyleyse bu algı değişmeden ve Kuramsal Bilimler ile Kılgısal Bilimler arasında denge kuran yeni bir eğitim stratejisi geliştirilmeden yazarlığı teşvik etmek çok güç görünmektedir.

    Böylece sorunlar giderek yanlış “Bilim Eğitimi”ne dayanmaktadır.

     

    Bilim Haberciliği

     

    Bilim ve teknoloji alanlarındaki gelişmeleri yazılı ve görsel-işitsel medya aracılığıyla okuyuculara ve seyirci-dinleyicilere ulaştırmayı hedefleyen bilim haberciliği de ülkemizde çok gelişmemiştir. Bu nedenle, meselâ dergi ve gazete gibi ortamlara yayımlanan yazıların sahipleri, umumiyetle ya bilginler ya da meslekî bir eğitimden geçmemiş amatörlerdir.

    TÜBİTAK tarafından hizmete sokulan “Çevrimiçi Bilim Haberciliği Kursu” (www.wfsj.org/course/tr/), özensiz ve yer yer taraflı olmasına karşın bu alandaki boşluğun giderilmesine bir nebze de olsa katkıda bulunacak niteliktedir.

     

    Hatıratlar ve Söyleşiler

     

    Yakın dönem bilim tarihimizi aydınlatan hatıratlar ve söyleşilerin sayısı son yıllarda birden bire artmıştır. Bunu, olumlu bir gelişme olarak değerlendirebiliriz. Meselâ Arı İnan’ın Prof. Dr. Afet İnan’ı (2005) veya Can Dündar’ın Anka Kuşu: Erdal İnönü Anlatıyor’u (2009), bilginlerin hayat öykülerine ve bilim anlayışlarına dair altın bilgiler sunmaktadır.

    Burada gözden kaçırılmaması gereken husus, “bilimsel olay” olarak adlandırabileceğimiz gelişmelerin, hatırat ve söyleşi sahibinin gözünden aktarılmış olmasıdır.