Bölüm anahatları
-
AVRUPA KONSEYİ (kaynak: Mehmet Hasgüler-Mehmet B.Uludağ, Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Alfa yayıncılık, 2015).
Avrupa Konseyi (1949), Mayıs 1949’da antlaşma metni imzalanarak Haziran 1949’da yürürlüğe girdi. Türkiye’nin üyeliği ise 1950 yılında gerçekleşmiştir. Avrupa Konseyi Statüsü, NATO Antlaşması’nın imzalanmasından bir ay sonra hayata geçirildi. Hem Sovyet sisteminin genişleme politikasına ve Nazizm ve faşizm gibi ideolojilere karşı mücadelede hem de baskıcı yönetim modellerine karşı demokrasi, liberalizm, insan hakları ve özgürlüklerini vurgulamak ve Avrupa’da ortak siyasi değerler bütünü oluşturmak amacıyla kurulan bu örgüt, belli bir bölgede başarılı bir bütünleşmenin yaşanabilmesi için siyasi ve kültürel görüş birliğinin önemini göstermesi bakımından da önemliydi. Bu örgütün kurulmasından iki yıl sonra 1951’de AKÇT (Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu) kurulmuş, daha sonra bunun faaliyet alanı genişletilerek “AT” yani “Avrupa Topluluğu”na doğru gidilen süreç başlamıştı. Avrupa Konseyi, devletler arasındaki güvensizliği aşıp devletlerin iç istikrarlarına katkıda bulunarak Avrupa bütünleşmesinin önünü açmıştır. Konseyin merkezi, Strasburg’dadır. Avrupa Konseyi ile Avrupa Birliği Konseyi’ni karıştırmamak gerekir. Bunlardan ilki, bu ünite kapsamında anlatılan bir devletlerarası örgüttür ve merkezi Strasburg’dadır. İkincisi ise, Avrupa Birliği (AB)’nin yasama organıdır, kararlarını “ağırlıklı oy” sistemindeki oylamalarda kararın niteliğine göre değişen basit ya da nitelikli, mevsuf oy çokluğu ile alır. Ek olarak belirtmek gerekir ki, ayrıca, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ile Avrupa Parlamentosu’nu da karıştırmamak gerekir. Bunlardan ilki Avrupa Konseyi’nin danışma organıdır; oysa ikincisi Avrupa Birliği (AB)’nin müzakere organıdır. 1988 Avrupa Tek Senedi (Single Act)’nin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Parlamentosu’nun bazı yasama konularında olumlu görüşüne ihtiyaç duyuldu. İki farklı örgütün bu iki organı arasında karışıklığın oluşmasının temel nedeni, her iki meclisin de Strasburg’da aynı binada toplanmasıdır. Bundan amaç, Avrupa’nın siyasi uyumunu gösteren “Avrupa Konseyi” ile ekonomik uyumunu gösteren “Avrupa Birliği (AB)”nin meclislerini bir araya getirmek suretiyle, “Ortak Avrupa” vizyonuna dair resmi bir simge ve bağ kurmaktır. Ayrıca Strasburg’un seçilmiş olması önemlidir; çünkü bu kent ve bulunduğu bölge uzun asırlar boyunca devam eden Alman-Fransız çekişmesinin artık bir uzlaşmaya dönüşümünü simgelemesi açısından da kayda değerdir. Resmi olarak Fransa’nın içinde olmakla birlikte, Strasburg, bir “Avrupa kenti” haline getirilmiştir. İnsan hakları konusunda başlangıcından beri Avrupa Konseyi önemli bir çalışma alanı olmuştur. Avrupa Konseyi üyelerince 1951’de imzalanıp 1953’te Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile temel hak ve özgürlükler sıralanmış ve üye devletlerde koruma altına alınmıştır. Avrupa Konseyi bu sözleşmeyi, 1948 BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni Avrupa’da yürürlüğe koyma iddiasıyla hazırlamıştır. Sözleşme, iki temel organı içermektedir: İnsan Hakları Komisyonu ve İnsan Hakları Mahkemesi/Divanı. Üye ülkeler, komisyon veya divana gidebilirler; ancak öncelikle ilgili devletin “bireysel başvuru hakkını” tanıması gerekir. Ayrıca ilgili ülkede iç hukuk yollarının tüketilmiş olması lazımdır; bu aşamadan sonra başvuru ilk önce şahsen veya vekaletle, komisyona yapılır. Komisyon davayı inceler ve dostane çözüm arar ki bu bir nevi arabuluculuktur. Dostane çözüm bulunamazsa, komisyon bir rapor hazırlayarak durumu Bakanlar Komitesi’ne bildirir. Bu aşamadan sonra üç ay içinde komisyon, veya sorunu bir devlet taşımışsa, söz konusu devlet, divana dava açabilir. Divan davaya bakar ve karara varır. Konuyla ilgili alınacak tedbirleri Bakanlar Komitesi kararlaştırır ve takip eder. Bu işleyişte 1996’dan sonra bir değişiklik yapılmış ve komisyon kaldırılarak sorunlar doğrudan divana götürülmeye başlanmıştır. Türkiye’ye ilişkin olarak bazı İskandinav ülkeleri 12 Eylül 1980’de askeri idare kurulmasından sonra 1982’de dava açmışlar, 1983’te Türkiye’de sınırlı da olsa yeniden demokrasiye dönülünce davalarını geri çekmişlerdir. Yunanistan da 1967-1974 Albaylar Cuntası döneminde davalarla karşılaşmıştır. Türkiye 1987’de AT’ye tam üyelik (full membership) başvurusu öncesinde hem komisyona bireysel başvuru hakkını tanımış, hem de 1988’de İşkencenin Önlenmesine Dair Ek Protokol’ü kabul etmiştir.
