Konu özeti

  • NATO

    NATO (kaynak: Mehmet Hasgüler-Mehmet B.Uludağ, Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Alfa yayıncılık, 2015).

    Kuzey Atlantik İttifakı (NATO, 1949)’nın kuruluşu, oniki ülkenin katılımıyla Nisan 1949’da gerçekleşti. Bu örgüt, 1948’de hem Batı Avrupa Birliği’nin temelini atan antlaşmayla hem de Mart 1948’de Brüksel Antlaşması’nın daha da genişletilerek bütün Kuzey Atlantik bölgesini kapsayan bir savunma ittifakına dönüşümüyle geliştirildi. Örgütün kuruluş amacı, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki karmaşa ortamında, özellikle Sovyet yayılmasının yarattığı gerilimi, “çevreleme (containment)” politikası ile engellemek gerekçesiyle temellendirilmişti. NATO’nun kuruluşundan üç yıl sonra 1952’de Türkiye ve Yunanistan’ın, 1954’te Batı Almanya’nın bu ittifaka katılmaları da göstermekteydi ki, NATO ittifakı sadece Sovyet tehdidine karşı kurulmuş bir savunma örgütü değil, aynı zamanda SSCB’yi çevreleme politikasının da ilk aşamasıydı. Nitekim daha sonraki dönemlerde 1951’de ANZUS Paktı, 1954’te SEATO, 1955’te Bağdat Paktı’nın kurulması ve 1959’da CENTO’ya dönüşmesi şeklinde gelişen olaylar, bu çevreleme politikasının kısmen ilgili olduğu alan dahilindeydi. Washington Antlaşması olarak da bilinen NATO antlaşmasıyla, ABD, Kanada, Danimarka, Norveç, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Fransa, İtalya, Portekiz ve İzlanda imzacı devletler oldular. Türkiye’nin NATO’ya katılımına ilişkin olarak, Ekim 1951’de Londra’da imzalanan antlaşma metni Türkiye tarafından 18 Şubat 1952’de onaylanarak NATO’ya üyelik gerçekleşti. 1989’da Soğuk Savaş’ın yani çift kutuplu (bi-polar) dünyanın sona ermesinden sonra da, NATO 1994’ten itibaren eski sosyalist ülkelerle “barış için ortaklık” projesini uygulamaya koyarak, bu projeyle söz konusu devletlerin ileriki dönemlerde NATO’ya katılımını kolaylaştırma amacı güttü. Bu çerçevede ilk etapta, Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya’nın 1999’daki katılımıyla üye sayısı 19 oldu. Kasım 2002’de NATO’nun Prag Zirvesi ile Soğuk Savaş sonrasının ikinci genişleme sürecine girilerek, Balkan ve Baltık ülkeleriyle ittifak ve katılım müzakereleri yapıldı. Fransa ittifak üyesi olmakla birlikte, 1966’da Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’nin bağımsız dış politika arayışı kapsamında NATO’nun entegre askeri yapısından ayrılma kararı aldı. Yunanistan da 1974 yılında, Türkiye’nin Ağustos 1974’teki İkinci Kıbrıs Barış Harekatına bir tepki olarak askeri yapıdan çekildi ancak 1980’de tekrar geri döndü.

     


    • AVRUPA KONSEYİ

      AVRUPA KONSEYİ (kaynak: Mehmet Hasgüler-Mehmet B.Uludağ, Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Alfa yayıncılık, 2015).

      Avrupa Konseyi (1949), Mayıs 1949’da antlaşma metni imzalanarak Haziran 1949’da yürürlüğe girdi. Türkiye’nin üyeliği ise 1950 yılında gerçekleşmiştir. Avrupa Konseyi Statüsü, NATO Antlaşması’nın imzalanmasından bir ay sonra hayata geçirildi. Hem Sovyet sisteminin genişleme politikasına ve Nazizm ve faşizm gibi ideolojilere karşı mücadelede hem de baskıcı yönetim modellerine karşı demokrasi, liberalizm, insan hakları ve özgürlüklerini vurgulamak ve Avrupa’da ortak siyasi değerler bütünü oluşturmak amacıyla kurulan bu örgüt, belli bir bölgede başarılı bir bütünleşmenin yaşanabilmesi için siyasi ve kültürel görüş birliğinin önemini göstermesi bakımından da önemliydi. Bu örgütün kurulmasından iki yıl sonra 1951’de AKÇT (Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu) kurulmuş, daha sonra bunun faaliyet alanı genişletilerek “AT” yani “Avrupa Topluluğu”na doğru gidilen süreç başlamıştı. Avrupa Konseyi, devletler arasındaki güvensizliği aşıp devletlerin iç istikrarlarına katkıda bulunarak Avrupa bütünleşmesinin önünü açmıştır. Konseyin merkezi, Strasburg’dadır. Avrupa Konseyi ile Avrupa Birliği Konseyi’ni karıştırmamak gerekir. Bunlardan ilki, bu ünite kapsamında anlatılan bir devletlerarası örgüttür ve merkezi Strasburg’dadır. İkincisi ise, Avrupa Birliği (AB)’nin yasama organıdır, kararlarını “ağırlıklı oy” sistemindeki oylamalarda kararın niteliğine göre değişen basit ya da nitelikli, mevsuf oy çokluğu ile alır. Ek olarak belirtmek gerekir ki, ayrıca, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ile Avrupa Parlamentosu’nu da karıştırmamak gerekir. Bunlardan ilki Avrupa Konseyi’nin danışma organıdır; oysa ikincisi Avrupa Birliği (AB)’nin müzakere organıdır. 1988 Avrupa Tek Senedi (Single Act)’nin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Parlamentosu’nun bazı yasama konularında olumlu görüşüne ihtiyaç duyuldu. İki farklı örgütün bu iki organı arasında karışıklığın oluşmasının temel nedeni, her iki meclisin de Strasburg’da aynı binada toplanmasıdır. Bundan amaç, Avrupa’nın siyasi uyumunu gösteren “Avrupa Konseyi” ile ekonomik uyumunu gösteren “Avrupa Birliği (AB)”nin meclislerini bir araya getirmek suretiyle, “Ortak Avrupa” vizyonuna dair resmi bir simge ve bağ kurmaktır. Ayrıca Strasburg’un seçilmiş olması önemlidir; çünkü bu kent ve bulunduğu bölge uzun asırlar boyunca devam eden Alman-Fransız çekişmesinin artık bir uzlaşmaya dönüşümünü simgelemesi açısından da kayda değerdir. Resmi olarak Fransa’nın içinde olmakla birlikte, Strasburg, bir “Avrupa kenti” haline getirilmiştir. İnsan hakları konusunda başlangıcından beri Avrupa Konseyi önemli bir çalışma alanı olmuştur. Avrupa Konseyi üyelerince 1951’de imzalanıp 1953’te Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile temel hak ve özgürlükler sıralanmış ve üye devletlerde koruma altına alınmıştır. Avrupa Konseyi bu sözleşmeyi, 1948 BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni Avrupa’da yürürlüğe koyma iddiasıyla hazırlamıştır. Sözleşme, iki temel organı içermektedir: İnsan Hakları Komisyonu ve İnsan Hakları Mahkemesi/Divanı. Üye ülkeler, komisyon veya divana gidebilirler; ancak öncelikle ilgili devletin “bireysel başvuru hakkını” tanıması gerekir. Ayrıca ilgili ülkede iç hukuk yollarının tüketilmiş olması lazımdır; bu aşamadan sonra başvuru ilk önce şahsen veya vekaletle, komisyona yapılır. Komisyon davayı inceler ve dostane çözüm arar ki bu bir nevi arabuluculuktur. Dostane çözüm bulunamazsa, komisyon bir rapor hazırlayarak durumu Bakanlar Komitesi’ne bildirir. Bu aşamadan sonra üç ay içinde komisyon, veya sorunu bir devlet taşımışsa, söz konusu devlet, divana dava açabilir. Divan davaya bakar ve karara varır. Konuyla ilgili alınacak tedbirleri Bakanlar Komitesi kararlaştırır ve takip eder. Bu işleyişte 1996’dan sonra bir değişiklik yapılmış ve komisyon kaldırılarak sorunlar doğrudan divana götürülmeye başlanmıştır. Türkiye’ye ilişkin olarak bazı İskandinav ülkeleri 12 Eylül 1980’de askeri idare kurulmasından sonra 1982’de dava açmışlar, 1983’te Türkiye’de sınırlı da olsa yeniden demokrasiye dönülünce davalarını geri çekmişlerdir. Yunanistan da 1967-1974 Albaylar Cuntası döneminde davalarla karşılaşmıştır. Türkiye 1987’de AT’ye tam üyelik (full membership) başvurusu öncesinde hem komisyona bireysel başvuru hakkını tanımış, hem de 1988’de İşkencenin Önlenmesine Dair Ek Protokol’ü kabul etmiştir.

      • BATI AVRUPA BİRLİĞİ

        BATI AVRUPA BİRLİĞİ (kaynak: Mehmet Hasgüler-Mehmet B.Uludağ, Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Alfa yayıncılık, 2015).

        1947’de Truman Doktrini ve 1948’de Marshall Planı’nın uygulanmasının Sovyet cephesinde doğurduğu tepki ve bu şartlar altında 1948’de Sovyetlerin “Prag Darbesi” olarak nitelendirilen ve Çekoslavakya’da rejim değişikliğine sebep olan gelişmeye duyulan tepkiler Mart 1948’de Brüksel Antlaşması’na yol açtı. Brüksel Antlaşması’na, Hollanda Belçika, Lüksemburg, Fransa ve İngiltere dışişleri bakanları imzalarını atarak, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda “otak savunma” konusunda işbirliğine karar vermişlerdir ve bu antlaşmayı 50 yıllık bir süre için imzalamışlardır. 1949’da Federal Almanya ve Demokratik Alman Cumhuriyeti olarak ikiye bölünen Almanya’nın federal kısmının yani Federal Almanya’nın 1954’te NATO’ya dahil edilmesi sebebiyle, Brüksel Antlaşması’nda da bazı değişiklikler yapılması gerekmiştir; böylece Ekim 1954’te Paris’te yapılan bir antlaşma ile bu ittifaka Almanya ve İtalya da dahil olmuşlar ve ittifakın adı “Batı Avrupa Birliği (BAB) yani Western European Union- WEU” olarak değiştirilmiştir. Daha sonraki dönemlerde İspanya, Portekiz ve Yunanistan da BAB’a katılmıştır ve üye sayısı böylece 10’a yükselmiştir. BAB, hem AB’nin hem de NATO’nun Avrupalı üyelerini kendisine katılmaya ya da ortak üye olmaya davet etmiştir. BAB bazı güçlükler de yaşamaktadır; çünkü NATO üyesi olmadığı halde AB üyesi olan İrlanda, ya da AB üyesi olmadığı halde BAB ortak üyesi ve NATO tam üyesi Norveç ve Türkiye gibi ülkelerin askeri katkılarının alınması üzerinde birtakım zorluklar mevcuttur.


        • VARŞOVA PAKTI

          VARŞOVA PAKTI (kaynak: Mehmet Hasgüler-Mehmet B.Uludağ, Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Alfa yayıncılık, 2015).

           Varşova Paktı Mayıs 1955’te SSCB ile Doğu Avrupa’daki müttefiklerinin Varşova Antlaşması’nı imzalamasıyla kuruldu. Asıl adı, Varşova Antlaşması Örgütüdür. Varşova Paktı’nın kurulması NATO’ya karşı bir tepki gibi anlaşılmış olmakla birlikte, aslında Almanya’nın Ekim 1954’te NATO üyeliğine alınmasına da bir tepki olduğu da aşikardı. Varşova Paktı’nın metni ile NATO metni arasında benzerlikler vardır. Örgüte üye herhangi bir devlete saldırı olduğunda, saldırıya uğrayan devlete diğer ülkeler yardım etmekle sorumludurlar. Ancak bu yardmın türleri farklı olabilmektedir. NATO’da olduğu gibi doğrudan askeri nitelikte bir yardım yasal olarak zorunlu olmasa da bu amaçlar arasında sayılmıştır. Varşova Paktı’na göre, üye devletlerle başkomutanlık önderliğinde ortak askeri tatbikatlar düzenlemek de kuruluş amaçları arasındaydı. Başkomutan, Haziran 1955’ten itibaren sürekli Sovyet mareşallerinden oluşmuştu. Çekoslavakya’nın 1968’de işgalini Romanya haricinde tüm üye devletler desteklemişti ve bu müdahale Varşova Paktı’nın tek ortak askeri eylemiydi. Bu müdahale sonrasında başlayan pakta ilişkin tartışmalarda, reform yapılması gündeme geldi. Varşova Paktı, 1991’de ortadan kalktı. Varşova Paktı’nın üyeleri; Arnavutluk (1961’de üyeliğini durdurdu ve 1968’de üyelikten ayrıldı), Bulgaristan, Çekoslavakya, Demokratik Alman Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Romanya, SSCB. Örgütün merkezi, Moskova’daydı.


          • COMECON

            COMECON (kaynak: Mehmet Hasgüler-Mehmet B.Uludağ, Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Alfa yayıncılık, 2015).

            COMECON, Sovyetler Birliği, Bulgaristan, Macaristan, Polonya, Romanya ve Çekoslavakya arasında Moskova’da toplanan ekonomik konferanstan sonra, Ocak 1949’da yayımlanan ortak bir bildiri ile kuruldu. Kuruluşundan kısa bir süre sonra 1949’da Arnavutluk ve 1950’de ise Demokratik Alman Cumhuriyeti de örgüte üye oldu. Avrupa dışından Küba 1972’de, Vietnam ise 1978’de örgüte tam üye oldu. Örgüt Stalin’in baskıcı tutumundan dolayı 1956 yılına kadar ancak 3 kez toplanabildi. COMECON’un amaçları arasında; üye ülkelerin savaş sonrasındaki ekonomilerini düzeltmek, planlı ekonomiyi desteklemek, teknik ve ekonomik destek sağlamak, emeğin üretkenliğini sağlamak ve sosyalist ülkeler arasındaki siyasal işbirliğini sağlamak yer almaktadır. COMECON, 1963’te Uluslararası Ekonomik İşbirliği Bankası’nı kurdu, 1971’de bir Uluslararası Yatırım Bankası’nı kurdu ve 1980’e kadar ortak bir paraya geçişi de planladı. Ancak COMECON bunu başaramadı. COMECON, kuruluşunun 42.yılında 1991’de faaliyetine son verdi ve kapatıldı. COMECON’un sekreterliğini 1949’dan 1983’e kadar Rus Nikolai Faddeyev ile Ekim 1983’ten Haziran 1991’e kadar yine Rus Vyacheslav Sychev üstlenmiştir. Belirtmek gerekirse; Yugoslavya AET ekonomileriyle de entegre bir yapıya sahip olduğundan 1948’de SSCB ile arası açılmıştır, ayrıca OECD üyesiydi. Yugoslavya ancak 1964’te COMECON’a üye olmuştur. Arnavutluk, 1961’de COMECON’dan ayrılmıştır.


            • AVRUPA BİRLİĞİ

              AVRUPA BİRLİĞİ (kaynak: Mehmet Hasgüler-Mehmet B.Uludağ, Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Alfa yayıncılık, 2015).

              Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT)’nun kurulmasına ilişkin Paris Antlaşması (1951) ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)’nun ve Avrupa Atom Enerjisi Örgütü (EURATOM)’nün kurulmasına ilişkin Roma Antlaşması (1957), 6 kurucu üye tarafından yani 3 Beneluks ülkesi (Hollanda, Belçika, Lüksemburg), Fransa, Almanya ve İtalya tarafından imzalanmıştır. AET bu sürecin sonunda aldığı kararla üye devletler arasındaki iç sınırları kaldırarak tek bir pazar kurmuştur. Bir süre sonra bu üç örgüt, “Avrupa Toplulukları” olarak anılmış; 1965’teki birleşme ya da bilinen adıyla “füzyon antlaşması (merger treaty)” ile üç örgüt aynı organlarla yönetilen bir birlik haline gelmiştir. 1988’de yürürlüğe giren “Avrupa Tek Senedi (1988, European Single Act)” ile sınırlardan doğan engeller tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bu anda itibaren AET’den AT’ye geçiş yani “Avrupa Topluluğu (The European Community)” adı kısa süre de olsa kullanılmıştır. Ancak 1991’de Hollanda’nın Maastricht kentinde imzalanarak 1992’de yürürlüğe giren “Maastricht Antlaşması (1992)” ile AT’den AB’ye geçiş yani “Avrupa Birliği (The European Union)” sağlanmıştır. Dikkat çekici gelişmeler olarak örnek verilirse; örnğim, 1973’te Norveç’te yapılan referandumdan sürpriz bir sonuç çıkmış ve az bir farkla Norveç halkı topluluğa katılmayı reddetmiştir. Ayrıca, 1989-1990 döneminde Doğu Almanya’nın Batı Almanya’yla birleşmesi, nüfus ve toprak olarak Avrupa ittifakını güçlendirmiştir. 1979’dan beri doğrudan genel seçimle işbaşına gelen Avrupa Parlamentosu, Strasburg’da toplanmaktadır ve bundan ötürü bu parlamentoya “Strasburg Parlamentosu” da denilmektedir. AB Adalet Divanı, Lüksemburg’da görev yapmaktadır ve birlik hukukunun uygulanmasının Avrupa antlaşmalarına ve yasalarına uygunluğunu sağlamaktadır. Merkezi Lüksemburg’da olan Avrupa Yatırım Bankası, AB’nin finans kurumudur ve 1958’de Roma Antlaşması ile birliğin hedeflerini gerçekleştirmek amacıyla ve yatırımları finanse etmek için kurulmuştur. Avrupa Merkez Bankası, ortak para birimi olan Euro’nun idaresinden sorumlu olup, merkezi Frankfurt’tadır.

               


              • AGİT

                AGİT (kaynak: Mehmet Hasgüler-Mehmet B.Uludağ, Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Alfa yayıncılık, 2015).

                Avrupa’da bir güvenlik ve işbirliği örgütünün kurulması boyutunda; önemli bir dönüm noktası olarak Sovyet Dışişleri Bakanı Andrey Gromiko’nun 1966 Bükreş’teki Varşova Paktı toplantısından sonra yayımladığı “Avrupa’da Barış ve Güvenliğin Güçlendirilmesi Bildirisi” belirtilmelidir. Buna göre NATO ve Varşova Paktı’nın dağıtılması ve ABD’yi dışarıda bırakacak bir “Ortak Avrupa Güvenlik Sistemi” kurulması öneriliyordu. Mart 1966’da Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle, NATO’nun askeri kanadından çekilmek istediklerini açıklamıştı; ve Gromiko ile Varşova Paktı’nın girişimleri bundan sonra gelmişti. Rusların, Batı ittifakını tümden dağıtacak tarzda bir politika güttükleri anlaşılıyordu. NATO da tüm bu gelişmelere ılımlı bir tavır ve görüntü ile karşılık vererek; 1967 yılı sonunda Harmel Raporu ile yeni bir strateji izliyordu; NATO böylece, “topyekun karşılık (massive retaliation)” stratejisinden “esnek karşılık (flexible response)” stratejisine geçildiğini açıklıyordu. Bir diğer deyişle, Avrupa’da konvansiyonel olarak Varşova Paktı’ndan hayli zayıf durumda olan NATO, olası bir saldırı anında bundan sonra hemen tüm nükleer silahları kullanarak yanıt vermeyecek, düşmanı önce konvansiyonel sonra da taktik nükleer silahları kullanarak durdurmaya çalışacaktı. Nihayetinde, ortak güvenlik ve işbirliği bakımından; iki yıla yakın süren dışişleri bakanları görüşmeleri sonrasında 1 Ağustos 1975 tarihinde Helsinki Nihai Senedi denilen metin ABD, Kanada ve “Arnavutluk dışındaki” bütün Avrupa devletlerinin katıldığı AGİK zirvesinde imzalandı. Avrupa’da yumuşama (detant) ve güvenliğin standartları belirlendi. AGİT’in merkezi Viyana’da bulunmaktadır.



                • EFTA

                  EFTA (kaynak: Mehmet Hasgüler-Mehmet B.Uludağ, Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Alfa yayıncılık, 2015).

                  EFTA bir serbest ticaret birliğiydi. Bu noktada 1960’larda Latin Amerika’da LAFTA ve 1990’larda Kuzey Amerika’da NAFTA da bu tip birlikler olarak doğdular.  EFTA, Ocak 1960’ta İsveç’in başkenti Stockholm’de dönemin AET’sine rakip olacak bir örgüt olarak İngiltere’nin öncülüğünde hayata geçirilmiştir. Stockholm Sözleşmesi’yle kurulan Avrupa Serbest Ticaret Birliği EFTA’nın imzacıları İngiltere, İsveç, İsviçre, İzlanda, Avusturya, Danimarka, Finlandiya, Norveç ve Portekiz’den oluşmaktaydı. Ancak üyelerin sonradan AT’ye katılımlarından dolayı, 1994’te geriye Norveç, İzlanda ve İsveç kalmıştır. Serbest ticaret bölgeleri sisteminde taraf devletler karşılıklı olarak gümrük oranlarını eşitlemek ya da tamamen ortadan kaldırmak suretiyle bir entegrasyona gitme yoluna girmişlerdir. Ancak EFTA, üçüncü ülkelere karşı ortak gümrük tarifeleri uygulamaktaydı; bu durum sıkı bir bütünleşmeyi önleyen bir faktör olmuştur. EFTA’nın sekretaryası, İsviçre’nin Cenevre kentindedir.


                  • İNGİLİZ ULUSLAR TOPLULUĞU (COMMONWEALTH)

                    İNGİLİZ ULUSLAR TOPLULUĞU (COMMONWEALTH) (kaynak: Mehmet Hasgüler-Mehmet B.Uludağ, Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Alfa yayıncılık, 2015).

                    Merkezi Londra’da olduğu ve İngiliz İmparatorluğu’nun kalıntıları üzerine kurulduğu için Avrupa örgütleri arasına alınmıştır. Aslında üyelerinin büyük çoğunluğu Üçüncü Dünya’da bulunmaktadır. Bu örgüt eski İngiliz İmparatorluğu’nun tasfiyesinden sonraki aşama olarak da değerlendirilebilmektedir. Bu örgütün 80 civarında hükümetler-arası ve hükümetler-dışı olmak üzere ortak çalıştığı yapılar ve programlar vardır. Commonwealth’in örgütlenme altyapısını 1840’ta Kanada’nın kendi kendine yönetim girişimine götürmek mümkündür. Bu aşamadan sonra 1867’de Britanya, Kuzey Amerika Yasası’yla Kanada’ya dört eyaletten oluşan bir tür konfederasyon modeliyle dominyon statüsü vermiştir. Bu yaklaşım aslında içerde özerk dışişlerinde bağımlılığı ifade eden bir modeli daha sonra İngiltere özerklik kazanan sömürgeleri için de uygulamaya başlamıştır. Kanada’nın ardından Birinci Dünya Savaşı öncesinde sırasıyla Avustralya, Yeni Zelanda ve Güney Afrika Birliği’ne de bu statü verilmişti. 1926’da Birleşik Krallık ve bu dört dominyonla düzenlenen İmparatorluk Konferansı’nda bu dört ülke özerk toplumlar olarak tanımlanmıştı. Ancak en önemlisi 1931 tarihli Westminister Statüsü ile dominyonlara hukuki bir nitelik kazandırılmış olup, böylece British Commonwealth of Nations resmen kurulmuştu. Commonwealth’de bir başka dönüm noktası da 1945 sonrasında sömürgelerin tasfiyesi süreciyle yaşananlar olmuştu. 1949’da Londra’da yapılan Hükümet Başkanları Konferansı’nda, Hindistan’ın talebi üzerine, farklı konular da tartışılmış ve örgütün adından “British” kelimesi çıkartılmıştı; ancak İngiliz tacıyla bağlılık ve Kraliçe’yi birliğin başı olarak görmek devam etmişti. Commonwealth’in 54 üyesinden; 33’ü cumhuriyet ve 21’i de monarşi ile yönetilmektedir.


                    • BAĞIMSIZ DEVLETLER TOPLULUĞU (BDT)

                      BAĞIMSIZ DEVLETLER TOPLULUĞU (BDT) (kaynak: Mehmet Hasgüler-Mehmet B.Uludağ, Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Alfa yayıncılık, 2015).

                      SSCB’nin Ağustos 1991’deki darbe girişiminin başarısız olmasının ardından Boris Yeltsin’in çabalarıyla ve kurucu üyeler olarak RF, Ukrayna ve Beyaz Rusya tarafından hayata geçirilen bir topluluktur. Örgütün merkezi olarak Minsk belirlenmiştir. Bu antlaşma ile tüm imzacı devletlerin vatandaşlarına ayırım yapmadan eşit davranılacağı sözü veriliyor ve ayrıca taraflar birbirlerinin toprak bütünlüklerine saygı göstereceklerini ilan ediyorlardı. En önemli bir hüküm olarak askeri teşkilatın ortak bir komutanlıkta olmasına karar veriliyordu. Bu devletlere Kazakistan, Ermenistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Moldova, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan da katıldı ve Aralık 1991’de Alma Ata Deklarasyonu ilan edildi. Böylece SSCB’nin varlığına resmen son verildi ve BDT kuruldu. BDT çerçevesinde; 1992’de Askeri İşbirliği Antlaşması ve 1993’te de Ortak Pazar Antlaşması imzalanarak, karşılıklı gümrükler minimum düzeye indirildi. BDT üye ülkelerinin bağımsızlaşma dönemlerinde kabul ettikleri anayasalar neredeyse birbirinin kopyası gibiydi ve her bir ülkede otoriter devlet başkanlığı sistemleri kurularak zayıf bir hükümet onun altına konulmaktaydı.  1993’te Gürcistan da bu topluluğa girmek durumunda kaldı.

                       


                      • OECD

                        OECD (kaynak: Mehmet Hasgüler-Mehmet B.Uludağ, Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Alfa yayıncılık, 2015).

                        OECD, 1961 tarihinde Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC)’nün yerine geçerek kurulmuştur. OEEC Marshall yardımını dağıtmak amacıyla 1948’de kurulmuş bir örgüttü ve örgütün 18 Avrupa ülkesi ve ayrıca Kanada ve ABD olmak üzere toplam 20 üyesi vardı. İşte bu 20 üye, 1961’de OECD’yi kurmuştur. OECD’nin amaçları arasında, ekonomik kalkınmada istihdamı artırmak, yatırımları ve uluslararası ticareti desteklemek hususları yer almaktadır. OECD’nin merkezi Paris’tedir.


                        • NORDİK KONSEYİ

                          NORDİK KONSEYİ (kaynak: Mehmet Hasgüler-Mehmet B.Uludağ, Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Alfa yayıncılık, 2015).

                          Nordik Konseyi; Nordik Hükümetleri ve Nordik Parlamentoları arasında işbirliğini sağlamak amacıyla 1952’de kurulan bir İskandinav örgütüdür. Nordik Konseyi’nin dört kurucu üyesi, Danimarka, İzlanda, Norveç ve İsveç’tir. Örgütün ilk dönemlerinde sadece bu dört ülkenin parlamentolarının katılımıyla oluşmaktaydı. Örgüte 1955’te Finlandiya da katılmıştır. Nordik Konseyi’nin sekretaryası, Kopenhag’dadır. Örgütün üç önemli organı vardır: Konsey, Sürekli Komiteler ve Başkanlık Konseyi. Konsey, Avrupa Birliği ve Avrupa Ekonomik Alanı’yla işbirliği yapmaktadır. Konsey, örgütün en yüksek karar organıdır. Konsey Sekreteri, genel direktör gibi çalışmaktadır. Her üye ülkenin kendi Nordik Konseyi’ne bağlı bir ulusal sekreteryası bulunmaktadır.


                          • ARAP BİRLİĞİ, BAĞDAT PAKTI VE CENTO, OPEC/OAPEC, İKÖ, ECO, KEİP VE D-8

                            ARAP BİRLİĞİ, BAĞDAT PAKTI VE CENTO, OPEC/OAPEC, İKÖ, ECO, KEİP VE D-8 (kaynak: Mehmet Hasgüler-Mehmet B.Uludağ, Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Alfa yayıncılık, 2015).

                            “Arap Birliği (The League of Arab States)”ni, 1945’te, bağımsız Arap devletleri Mısır, Suudi Arabistan, Irak, Suriye, Lübnan, Kuzey Yemen ve Ürdün Kahire’de yaptıkları bir toplantıda Arap Birliği Misakı denilen bir belgeyi kabul ederek kurdular. Örgütün merkezi kuruluşundan itibaren Kahire oldu ve sürekli Mısırlılar genel sekreter olarak seçildi. Bağdat Paktı, bölgesel bir nitelikte olup siyasal ve askeri boyutlu bir örgüttü. Şubat 1955’te Türkiye ile Irak arasında imzalanan bir antlaşma ile kuruldu. Kısa süre sonra İngiltere de sisteme dahil oldu. 1955 Eylülü’nde Pakistan ve Ekimi’nde İran da antlaşmayı imzaladı. Bağdat Paktı’nın ömrü kısa oldu ve Irak’ta 1958 darbesinden sonra “Bağdatsız” kalan paktın yeni bir isimle yani “CENTO” olarak devamı kabul edildi. CENTO, Pakistan’ın 1965 ve 1971’de Hindistan’la olan çatışmalarına sınırlı destek sağlamıştı. Ancak Pakistan ve ardından İran örgütten çıkınca, örgüt işlevini kaybetti ve faaliyetine son verdi. Örgütün merkezi Ankara’daydı. “ECO” yani Ekonomik İşbirliği Örgütü ise, Türkiye-İran-Pakistan-İngiltere arasında bir savunma paktı olan CENTO’nun ekonomik, kültürel ve bölgesel sivil işbirliği boyutunu ortaya koymak amacıyla 1964’te oluşturuldu. Diğer taraftan, petrol fiyatlarının aşırı düşmesi üzerine 1960’da Bağdat’ta yapılan bir konferans sonunda “OPEC”, Irak, Suudi Arabistan, Kuveyt, İran ve Venezuela’nın imzalarıyla kuruldu. OPEC üyelerinin büyük kısmı İslam ülkeleri olduğu gibi, ayrıca bunlardan İran ve Endonezya dışındakiler Arap devletleriydi ve Arap Birliği’nin üyesiydiler. İran’ın bir İslam ülkesi olduğu halde ABD etkisi altında kararlar alması ve İsrail’e petrol satması gibi rahatsızlıklardan dolayı, Arap ülkeleri 1968’de “Petrol Üreten Arap Ülkeleri Örgütü-OAPEC”nü kurdular. Temel amaçlarından biris Filistin Sorunu olarak tanımlanmış olan “İslam Konferansı Örgütü-İKÖ (yeni adıyla İslam İşbirliği Teşkilatı)”, 1969’da Kudüs’teki Mescid-el-Aksa’ya yönelik sabotajın birçok Arap ve İslam coğrafyasını sarstığı bir ortamda gündeme geldi. İstanbul’da 1992’de kurulan “KEİP”, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü olup, ECO’da olduğu gibi üyeler arasında çıkar çatışması yoktur ve KEİP’te Türkiye ve Rusya iki “sütun” işlevi görmektedir. İstanbul’da 1997’de kurulan “D-8 Örgütü”, Türkiye, Mısır, Nijerya, İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya gibi güçlü özellikleri olan ülkeler tarafından oluşturulmuştu.


                            • AFRİKA KITASINDAKİ VE ASYA-PASİFİK BÖLGESİNDEKİ ÖRGÜTLER

                              AFRİKA KITASINDAKİ VE ASYA-PASİFİK BÖLGESİNDEKİ ÖRGÜTLER (kaynak: Mehmet Hasgüler-Mehmet B.Uludağ, Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Alfa yayıncılık, 2015).

                              Afrika Kıtasındaki Örgütler: 1963’te Etiyopya’nın Addis Ababa kentinde Haile Selasiye’nin inisiyatifiyle toplanmak suretiyle kurulan “Afrika Birliği Örgütü-OAU”, 1975’te 15 Afrika ülkesinin Lagos Antlaşması’nı imzalaması suretiyle kurulan “Batı Avrupa Devletleri Ekonomik Topluluğu-ECOWAS”, Merkezi Fildişi Sahili’nin başkenti Abidjan’da olan ve 1964’te Afrika ülkeleri arasındaki ekonomik işbirliğini sağlamak amacıyla kurulan “Afrika Kalkınma Bankası-AFDB”… Asya-Pasifik Bölgesindeki veya Kıtalararasındaki Örgütler: 1951 yılında San Fransisco kentinde Amerika, Avusturalya ve Yeni Zelanda arasında oluşturulmuş bir güvenlik paktı olan “Güney Pasifik Güvenliği-ANZUS”, 1954’te Güneydoğu Asya’nın bölgesel savunmasına ilişkin olarak Manila’da 8 devlet arasında imzalanan bir antlaşmayla kurulan ve Şubat 1955’te hayata geçen “SEATO”, yine benzer bir güvenlik amacıyla siyasal nitelikli bir örgüt olarak 1967’de Bangkok’ta kurulan “ASEAN”, 1989’da Avustralya’nın Canberra kentinde 12 bölge ülkesinin katılımıyla kurulan “APEC”, 1955 Bandung Konferansı ile başlangıç yapan ve Asya-Afrika halklarının ve sömürge halklarının haklarını savunan “Bağlantısızlık Hareketı (NAM, Non-Aligned Movement)”, Rus-Çin yakınlaşmasının ve temelinde Ortaasya devletlerinin de katılımının sağlanmasının bir ürünü olarak ve ABD’nin tek-kutuplu dünya özlemine verilen tepkisel bir yanıt olarak 1996’da Şanghay’da imzalanan bir antlaşma ile kurulan “Şanghay İşbirliği Örgütü”, dönemin kayda değer örgütleri arasındadır.