Bölüm anahatları
-
Türk yazı dilinin ne zaman ve hangi şartlarda meydana geldiği hakkında kesin bir şey söylenememekle beraber, son yıllara kadar Orkun Abideleriyle bu durum tarihlendirilmekteydi. Ancak, Kazakistan’da Esik Kurgan’ında çıkan bir tabağın altındaki yazıtın zamanı M.Ö. 5. yüzyıla kadar götürülünce, Türk yazısının ve yazı dilinin çok daha eskilere dayandığı ortaya çıkmaktadır. Bu durum bir yana, daha Milattan önce 1. asırda, Asya’da iken Türkleri anlatan Çince vesikalar ile 5-6. yüzyıl olaylarından bahseden Latin-Bizans kaynaklarından öğrendiğimiz bilgilere göre; Karadeniz’in kuzey taraflarında yaşayan Hun-Türklerin arasında Hrıstiyanlığı seçenlerinin Türk dilinde kitaplarının olduğu, dini metinleri Türkçeye çevirdikleri haber veriliyor. Mesela Türklerden söz açan Arap yazarlar da; onların mabetleri ve yazı yazmak için alfabeleri vardır, diyor.
Bunun dışında Türklerin köklü bir edebiyata da sahip oldukları bilinmektedir ki; özellikle başta bulunan Türk hükümdarları edebiyat ve sanata öncülük ettikleri gibi, sanatçıları da kollayıp, gözetiyorlardı.
Türkler dünyada yazısı, yani kendilerine ait bir alfabesi bulunan ender milletlerden birisidir. Harflerin konumlarına bakıldığında, bunların günlük hayatta kullanılan birtakım nesnelere benzediği anlaşılır ki, çoğu tamgadır ve alfabedeki harflerin neredeyse otuza yakını bu şekildedir. Yazı sistemlerinin ortaya çıkışında ise, umumiyetle ideogram (düşünceyi ifade eden resim), piktogram (bir kavram veya nesnenin resimle anlatılması), tamga (düşünce veya nesneyi belirleyen işaret), hece, yarı hece ve alfabe şeklinde bir gelişmeden bahsedilir. Dolayısıyla Türkler bu harf tamgaları batıya göçerken beraberlerinde getirmişler ve onları gündelik hayatlarının pek çok yerinde kullanmışlardır.Tarihleri boyunca Türkler kendi milli alfabeleri dışında Çin, Sogd, Arap, Yahudi, Latin-Bizans vs. milletlerin yazılarını da kullandılar; ama bunlara bazan harfler ekleyip, bazan çıkardılar. Bunun gibi Uygur Türkleri de Sogd menşeili olduğu belirtilen bir alfabeyi geliştirdiler ve kendilerinin dışındaki birtakım toplulukların da kullanmasına aracı oldular. İşte bunlardan Mogollar, Uygurlara son vermekle beraber, onların kuvvetli kültürlerinden etkilenerek Uygur yazısını aldılar. Nihayet Uygur katipleri ve devlet adamları bütün sivil idareyi ellerine geçirdiler. Çingiz Han’ın torunları zamanında Maveraünnehir, Horasan ve Irak’taki defterdarların çoğu Uygurlardandı. Bugün Mogol milletinin alfabesi hâlâ milli Uygur Türk yazısıdır. Ayrıca Uygurların kitapları kağıt üzerine yazılıp, basılıyordu. Bu, Çin kağıdından farklı idi. Uygurların kendi kağıt imal şekilleri olduğu da bir gerçektir. 9. ve 10. yüzyıllarda Çinlilerin blok baskı ile çoğaltma tekniğinden değişik bir baskı sanatı bulmuşlar, sert ağaçtan tek tek, hareketli Uygur harfleriyle kitap basmayı ilk olarak onlar başarmıştır. Türkistan’daki çeşitli kazılar sonucunda, torbalar içerisinde böyle harfler ele geçirilmiştir. Uygur Türklerinin bu şekilde kağıt ve matbaa usullerindeki yenilikleri, insanlığın ileri gitmesi vasıtalarından biridir.
KONUNUN DEVAMI İÇİN OKUNMASI GEREKEN KAYNAK:
Prof.Dr. Saadettin Yağmur Gömeç, Türk Kültürünün Ana Hatları, 4. Baskı, Ankara 2018
Prof.Dr. Saadettin Yağmur Gömeç, Türk Tarihinden İzler, C. II, Ankara 2014
