Bölüm anahatları
-
Ordu kelimesi eski metinlerde “ortu” biçiminde geçmekte olup, manası bugün de kullandığımız şekliyle, bir şeyin ortası, temel, merkez, başkent, ordugâh demektir.
Bunun yanısıra Türk tarihine ait kaynaklardan öğrendiklerimize göre; savaş ve ordu komutanlığı sadece erkeklerin işi değildi. Kadınlar da birliklere veyahut ordulara kumanda edebildikleri gibi, at üstünde okları, yayları ve kılıçları olduğu halde harplere katılıyorlardı. Eski Türk ordusunda kadınların askeri birlikler içerisinde görev almalarına çok eski çağlardan itibaren rastlanmaktadır. Evvelce de belirtildiği üzere 4. asrın başlarında Ordos’un güneyinde, Türk-Hun Devletinin bir devamı gibi ortaya çıkan Chao hanedanının son yabgularından birisi olan Ulug Tonga (veya Bars/Shih-hu), özel seçilmiş bin kişilik bir kadın gücü meydana getirmişti. Bunlara önce yaya, sonra at üzerinde ok atmayı ve kılıç kullanmayı öğrettiğine dair bilgiler mevcuttur. Bu durum Türk kadınının devlet ve sosyal hayat içine ne kadar erken çağlarda girdiğini göstermesi bakımından mühimdir. Bunun dışında Delhi Türk sultanlarından Rükneddin Firuz’un kızı Celaleddin Raziye hakkında bilgi veren İbn Batuta; “o, yay kuşanmış ve maiyeti etrafında bulunduğu halde erkek gibi ata biner ve yüzünü örtmezdi” diyor. Ayrıca Anadolu’daki Dulkadırlı Beyliğinin de onbinlerce kadın suvarisinden söz edilir.
Özellikle harp, Türkler için bir sanat halini almıştı. Meşhur Manas Destanı’nda: “Yiğitler yastıkta değil, şerefleri için savaşta ölürler”, deniyor. Dolayısıyla onlar için yatakta ölmek en büyük yüz karasıydı.
Türk milletinin tarihinde ilk sistemli ordunun büyük Hun kaganı Börü Tonga (Tokta/Mo-tun) tarafından kurulduğu zaman zaman ilim adamlarınca ileri sürülüp, böyle bir kanaat hasıl olmuşsa da, bu doğru değildir. Türklerden haber veren en eski vesikalara baktığımızda, M.Ö. 2500’lerden itibaren askeri birliklere sahip olan Türklerin, bu güçleri sayesinde mütemadiyen Çin sınırlarına taarruzları söz konusudur. Eğer düzenli bir orduları bulunmasaydı, Çin imparatorluğu Türklere karşı M.Ö. 9. asırdan itibaren yapımına başlanan ve 16. yüzyılın ikinci yarısına kadar inşası süren Çin Seddi’ni meydana getirmek zorunda kalmazdı.
KONUNUN DEVAMI İÇİN OKUNMASI GEREKEN KAYNAK:
Prof.Dr. Saadettin Yağmur Gömeç, Türk Kültürünün Ana Hatları, 4. Baskı, Ankara 2018
Prof.Dr. Saadettin Yağmur Gömeç, Kök Türk Tarihi, 5. Baskı, Ankara 2016
