Bölüm anahatları
-
Bilindiği üzere konar-göçerlik esasen iklim şartlarına bağlı olarak insanların yer değiştirmeleri ve konaklamalarıdır. Türklerin yaşadıkları coğrafyada M. önce 2000-1500’lerden itibaren şekillenen bu hayat tarzı çok zor tabiat özellikleriyle iç içe olduğundan, kendileri de sanki birer çelik gibiydiler. Ondört-onbeş yaşlarından itibaren de birer yiğit gibi savaşlara katılıyorlar, sağ kalırlarsa hayatlarını sürdürüyorlardı. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında, takdir edilmesi gereken yaşayışları vardı. Toplum içerisinde herkes vazifesinin ne olduğunu biliyor, ama yine de aralarında sıkı bir yardımlaşma gerçekleşiyordu.
Türklerin temel geçim vasıtası hayvan yetiştiriciliği olup, bu ise üç açıdan mühimdir: Birincisi başlıca gıda maddesidir. İkincisi ticaret malı, üçüncüsü de nakil vasıtasıdır. Bu insanlar özellikle bahar ve yazları otu, suyu bol olan yüksek yaylalara göçerek hayvanlarını beslemekle beraber, ırmak boylarında ve sıcak ovalarda da yerleşerek buralarda ziraat yapıyorlar, bu yüzden kışları umumiyetle korunması kolay mahallerde geçiriyorlardı. Burada şunu da açıklamakta fayda vardır: Yazları alçak yerlerde vakit geçirmek zordur. Çünkü sivri sinek, tatarcık, at sineği gibi haşaratlar hayvanları rahatsız eder. Dolayısıyla hayvancı Türk baharda, sürüsünü dağ yamaçlarının güneşe bakan taraflarında otlatır. Buralarda kar yığınlarından sızan sular vasıtasıyla otlar daha boldur.
Tabiî ki bu yaptıkları iş gelişi-güzel ve plansız değildi. Göç hareketleri de mutlaka baştaki aşiret beyi ve aksakalların rızasıyla gerçekleşmekteydi ve bey önceden “göç” diye bu mutlu günü tebasına haber veriyordu. Aşiretin en güzel ve evlenme çağına gelen kızına katara baş olması söylenirdi. Bu saatten sonra erkeklerce bacı gözüyle bakılan kız, artık delikanlılarca gönlü çalınacak bir sevgili olurdu. Göç günü yaşlı-genç mümkün mertebe yeni elbiselerini giyerlerdi. Evvelden pusatlar temizlenir, atlar ve develer yolculuğa hazırlanırdı. Gece yarısı obanın en yaşlısının önderliğinde yola çıkılıyordu. Dolayısıyla yaylacılık Türk kültür hayatında son derece önemlidir ki, buna bağlı olarak halk edebiyatının da ana unsurları arasına girmiştir.
Ayrıca yaylaların muayyen sınırları olup, kabilelerin başkasının arazisine girmediğini biliyoruz. Onlar sadece kendilerini düşünerek bütün otlakları tüketme hakkına da sahip bulunmuyorlardı. Hatta mevsim durumlarına göre dahi bu mekânlar tespit ediliyordu ki; bunlar yazlık (yaylak), kışlak (ovalık), güzlük (sonbaharlık) ve köklev (ilkbaharlık) şeklinde ayrıldığı gibi; Türkmenler mevsimleri bahar: ilk bahar, orta bahar, son bahar; yaz: ülger, terazi, kuyruk, buhur; güz: ilk güz, orta güz, son güz; kış: kara kış, zemheri, zemheri yamacı biçimine bölüyorlardı.
Bununla birlikte eski Türklerin beslediği hayvan türlerinin en başta gelenleri at ve koyun idi ki, bu tür hayvancılığın izlerinin Türklerin hayatında M. önce 3000-2500’lerden beridir olduğu da söylenmektedir. Hatta Andronovo kültüründe birkaç tür ata rastlanmıştır. Koyun ve keçi onların en önemli varlığıydı. Bazan öyle iri ve uzun bacaklı koyunlar oluyordu ki, bunlar bir araba tekerini bile sürükleyebiliyorlardı. İyi beslenmiş ve yetiştirilmiş at, koyun, keçi, deve, öküz, inek, geyik, kotuz (yak) gibi hayvan sürüleri için “sekiz adaklıg barım” diyorlardı[1]. Netice itibarıyla zengin veya fakir herkesin bir miktar hayvanı mevcuttu, ama elbette bunun içinde atın yeri bambaşkaydı.
Dolayısıyla Türk sosyal hayatını incelediğimizde atçılık biraz daha ön plana çıkar. Genellikle ailelerin sahip olduğu bu hayvanların sayısı onbinler, hatta yüzbinlerle ifade edilmektedir. At sadece eti, sütü ve derisi (ki bu süt Türk’ün birinci içeceği kımızın hammaddesidir) için değil, aynı zamanda bir savaş vasıtası olarak yetiştiriliyordu. Bu açıdan bakıldığında ekonominin de temel taşlarından birisi olduğu gibi, askeri ihtiyaç teşkil ettiğinden önemi tartışılmazdır.
KONUNUN DEVAMI İÇİN OKUNMASI GEREKEN KAYNAK:
Prof.Dr. Saadettin Yağmur Gömeç, Türk Kültürünün Ana Hatları, 4. Baskı, Ankara 2018
Prof.Dr. Saadettin Yağmur Gömeç, “Konar-Göçer Türklerde Ekonomik Hayat”, SDÜ. Sosyal Bilimler Dergisi, Prof.Dr. Kemal Göde Armağan Sayısı, Isparta 2013
