Bölüm anahatları
-
İŞLETMELERIN ULUSLARARASI PAZARLARA GIRME
NEDENLERI
İşletmeleri uluslararası pazarlara açılmaya yönelten çeşitli faktörler vardır. Bunlar
çekici faktörler, itici faktörler ya da her ikisi birden olabilmektedir. Çekici faktörler; işletmenin mevcut pazarından çok uluslararası pazarların çekici olması, itici
faktörler ise mevcut pazarda algılanan zorluklar ve sınır ötesi pazarlara girerek
bunların üstesinden gelmektir. İtici faktörler; iç piyasa koşullarının yetersizliği, iç
pazarın doymuş olması, ücretlerin yüksek, diğer sosyal hakların gelişmiş olması,
vergi mevzuatı, vergi yükünden kaçmak, dış ticaret politikasıdır. (tablo 1). İşletmeleri
yabancı ülke pazarlarına girmeye yönelten faktörler; ülke içi pazarın durgun
olması, ülke dışından talep gelmesi, kapasite fazlalığının olması, büyüme
isteği, devletlerin ihracatı teşvik tedbirleri, uluslararası fuarların sayısındaki artış,
rekabetin artması gibi nedenlerden de kaynaklanabilmektedir.İşletmelerin yabancı bir pazara girmek istemelerinin nedenleri Dunning’e (1992)
göre ise kaynak arayışı, pazar arayışı ya da verimlilik arayışıdır. Günümüzde
birçok işletme yeni olan, çok fazla bilinmeyen pazarlara girerek kâr elde etmeyi
istemektedir. Bir işletmede uluslararası pazarlara doğru genişleme kararı verildiğinde,
üç temel karar alınması gerekmektedir.
1) Hangi pazar ya da pazarlara girilecek?2) Ne zaman girilecek?
3) Hangi ölçekte girilecek?
Dünyada iki yüzden fazla ülke olduğuna göre, uzun vadede kâr potansiyeli olan,
maliyet ve risk analizi yapılabilen ülkeler seçilmelidir. Pazarın büyüklüğü, satın
alma gücü, ekonomik büyüme oranları önemlidir. Çin, Hindistan gibi ülkeler çok
büyük pazarlar olmakla birlikte, yaşam standartları ve ekonomik büyümeleri açısından
da değerlendirilmelidir. Bu ülkelerde yaşam standartları düşük olsa bile
hızla gelişen ve yatırımlar için hedef pazar olan ülkelerdir. Ülke pazarlarının değerlendirilmesi
konusunda ikinci bölümde bilgi verilmiştir.
Bir işletme için cazip olabilecek pazarlar tanımlandıktan sonra, ne zaman girileceği
de önemli bir unsurdur. İlk giren olma avantajı, günümüz rekabet koşullarında
anahtar bir kavram olarak açıklanabilir. Diğer bir ifade ile “Hızlı olmak”, pazarı
iyi analiz etmek ve gözlemlemek, güçlü bir marka oluşturarak talebi yakalamak,
rakiplerin stratejilerine göre doğru stratejiler geliştirmek, keşfedilmemiş yeni pazarlar
bulup buralara iyi stratejilerle hızlı giriş yapmak işletmelere avantaj sağlamaktadır.
Türkiye’de tekstil sektöründe işletmelerin Çin’e karşı rekabette avantajlı
oldukları nokta “hızlı” olmaları ve böylece talebe daha çabuk cevap verebilmeleridir.
Çin kalitede rekabeti yakalamış, hızda ise, henüz yakalayamamıştır. Pazara
ilk giren işletme, sonradan girenlere göre fi yatı aşağı çekerek rakiplerini pazar
dışında tutup maliyet avantajı sağlayabilmektedir. Bununla birlikte ilk giren olmanın
dezavantajları da olabilecektir. Ana ülkeden çok farklı bir pazara giren işletmelerin
önemli zaman ve çaba harcamaları gerekmektedir. Ürünün sunulması,
yerel müşterilerce tanınması için yapılan tutundurma faaliyetleri maliyetli olabilmektedir.
İşletme hata yapabilmektedir. Pazara sonradan giren işletmelerin ise ilk
girenlerin hatalarından ders alarak daha iyi işler yapmaları mümkündür. Örneğin
Kentucky Fried Chicken Çin pazarına Amerikan tarzı fast food’u ilk tanıtan işletmedir.
Mc Donalds pazara sonra girmesine rağmen pazarda, hızla tutulmuştur.
Uluslararası faaliyetlere girişmek isteyen işletmelerin dikkate alması gereken bir
diğer nokta, ölçek ekonomisidir.26 Büyük ölçekli işletme olarak bir pazara girmek,
önemli kaynak taahhütlerini gerektirmektedir. Giriş ölçeği büyük olduğunda, müşteriler
ve distribütörler, o işletmenin pazarda uzun süre kalacağını düşünmektedirler.
Bununla birlikte internet kullanımının artması ve elektronik ticaretin gelişmesi,
büyük işletmelerin hakim oldukları pazarlarda, küçük işletmelerin de faaliyet göstermeye
başlamasına neden olmuştur. Uluslararası faaliyetlere girişen işletmeler
günümüzde gittikçe artmaktadır. Günümüzde en küçük işletmeler bile yeni itici
güçlerin etkisiyle uluslararası pazarlara yönelmektedir. Bu itici güçler; teknolojiningelişmesi ve yaygınlaşması, ülkelerin ekonomik faaliyetlerinin serbestleşmesiyle,
ticarette engellerin azalması, küresel rekabetin artması, üretim maliyetlerini düşürme
isteği küresel medya sayesinde ihtiyaç ve isteklerin benzeşmesi ve Avrupa
Birliği gibi bölgesel bütünleşmelerin oluşmasıdır.
Teknolojinin Gelişmesi ve Yaygınlaşması
İşletmeler, yabancı ülke pazarlarına girerek yabancı sermaye, teknoloji ve bilgiye
ulaşmaya çalışırlar. Yabancı ülkelerde bir yer elde ettikten sonra kaynakları ve
uzmanlığı kendi ülkesindeki faaliyetleri geliştirmek için kullanabileceklerdir.27
Gelişmekte olan ülkelerin araştırma ve geliştirmeye (ar-ge) ayırdıkları nakit
artmaktadır. 2005 yılında Çin dünya çapında Ar-Ge harcamalarında, ABD ve
Japonya’nın ardından 2000 – 2005 arasında yılda % 18’den fazla artış kaydederek
üçüncü olmuştur. Teknolojinin gelişmesi ve yaygınlaşması sonucunda, haberleşme
ve ulaştırma kolaylaşmıştır. Teknolojiye yapılan yatırımlar sayesinde internet
erişimiyle dünyanın her yeri birbirine bağlanmış, özel yazılımlar sayesinde
iletişim sorunları ortadan kalkmış, bilgi akışı hızlanmıştır. Teknolojik değişim bir
taraftan yeni sanayilerin oluşmasını sağlarken, diğer taraftan da mevcut sanayi
yapılarının değişmesinde öncü bir rol oynamaktadır. Evlerdeki videoların yerini
önce vcd player’lar, sonra dvd player’lar almıştır. İşletmelerin çeşitli ürünlerini
satabilecekleri eBay, amozon.com gibi internet açık artırma siteleri, sanal pazar
yerleri kurulmuştur. Herhangi bir ülkede listelenen ürünlerin hepsi dünyada alıcılara
açıktır. Elektronik devlet sayesinde işletme ruhsatı almak, vergi ödemek,
pasaport almak gibi işlemler kolaylaşmış, sınır ötesine yapılan seyahatler artmıştır.
Haberleşme ve ulaşımdaki gelişmeler, ülkeler arası mesafenin kısalmasını ve
iletişimin hızlanmasını, dünyanın bir yerinde geliştirilen mal ve hizmetlerden diğer
ülkelerdeki insanların da haberdar olmasını sağlamıştır.28 Böylece, işletmelerin
uluslararasılaşmaları hızlanmış ve ülke dışında yaptıkları yatırımlarında karşılaştıkları
yönetim, koordinasyon ve denetim sorunları büyük ölçüde azalmıştır.
Kısaca, uluslararası pazarlara girmenin getirdiği risklerin bir bölümü azalmıştır.
Ülkelerarası Ekonomik Faaliyetlerin Serbestleşmesi
Uluslararası ticareti engellemek isteyen ülkeler gümrük vergisi, kota, kambiyo
sınırlaması, boykot, standartlar, paketleme, etiketleme şartları gibi düzenlemeler
yapabilmektedir. Her ülke, farklı ülke sınırları arasında mal ve hizmetlerin, işgücü
ve sermaye gibi kaynakların dolaşımını sınırlamaktadır. Düzenlemeler her an
değişebileceği için uluslararası işletmecilik riskli olabilir. İkinci dünya savaşındansonra ülkeler arasındaki iş faaliyetlerinde tarifeler, kotalar gibi kurumsal engeller,
vatandaşların mal ve hizmetlere daha kolay ulaşmalarını sağlamak, yabancı işletmelerle
rekabet sonucu yerel işletmelerin verimliliklerini artırmak gibi nedenlerle
azaltılmaya başlanmıştır. Ülkeler arasında ticaret gelişmiş ve ekonomik ilişkiler
düzenli bir şekilde artmıştır. 1957 yılında imzalanan Roma Anlaşmasıyla birlikte
Ortak Pazar’ın (AET) kurulması, uluslararası ticaretin gelişmesinde ve işletmelerin
uluslararasılaşması sürecinde etkili olmuştur. Amerika ve Avrupa işletmeleri
ortak sağladığı imkânlar ile yeni pazarlara açılmışlardır.
Uluslararası İşletme Faaliyetlerini Destekleyici Faaliyetlerin ve
Uluslararası Düzenlemelerin Geliştirilmesi
Ülkelerin ve dünyanın refahının sağlanması için, uluslararası işletmeciliği kolaylaştıran
düzenlemeler yapılmaktadır. Bankalar, işletmelerin yabancı ülkelerdeki
satışlarının ödemelerini alabilecek dış ticarette fi nansman, ödeme yöntemleri
geliştirmiştir. Avrupa ülkeleri arasında yapılan Avrupa Serbest Bölge Anlaşması
(EFTA), Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu gibi uluslararası niteliğe sahip
organizasyonların oluşması ülkeler arasında yakınlaşmayı sağlamıştır. Uluslararası
Para Fonu (IMF) yabancı para birimlerinin farklı para birimlerine çevrilmesiyle
ilgili engellerin kaldırılmasına ve uluslararası ticaretin gelişip, yaygınlaşmasına
yardımcı olurken, Genel Gümrük Tarifeler ve Ticaret Anlaşması’nda (GATT) tarife
ve kotaların azaltılmasıyla çokuluslu işletmelerin yaygınlaşması ve yabancı ülkelerdeki
faaliyetlerinin artmasında etkili olmuştur. Bu düzenlemeler sonucunda
uluslararası ticaret engelleri azaltılmıştır.
Bölgeler arasında yapılan anlaşmalar ile birlikte, bölgesel ekonomiler arasında;
ticaret, yatırım, mali kaynak akışı, teknoloji transferi konularında karşılıklı bağlılık
oluşmaktadır. İşletmeler yerel pazarlarında bile yabancı işletmeler ile mücadele
etmektedirler. Pazarlar gittikçe artan bir şekilde bölgeselleşmeye ve küreselleşmeye
başlamıştır. Avrupa Birliği (AB), Kuzey Amerika Serbest Ticaret Birliği
(NAFTA), Asya-Pasifi k Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (APEC) dünya ticaretinin çok
büyük bir kısmını gerçekleştirmektedir. ABD, AB ve Japonya dünya üzerindeki
doğrudan dış yatırımlar ve uluslararası ticaretin büyük bölümüne hakimdir. Bu
üçlünün ilişkileri yakın coğrafyalarını da önemli ölçüde etkilemektedir. ABD; Kanada,
Orta ve Güney Amerika ülkeleri, AB; Doğu Blok Ülkeleri ve Japonya da Pasifi
k bölgesindeki ülkelerle yakın ilişki içindedir. Ekonomik bütünleşme şekilleriyle
ticari engellerin azaltılması sonucunda üye ülkeler ve işletmeler serbest ticaret
yapmaya başlamaktadır. İşletmeler böylece ölçek ekonomilerinden yararlanarak
müşterilerini arttırarak ortalama üretim ve dağıtım maliyetlerini düşürebilirler. Düşük
maliyet yapısı ise, uluslararası alanda daha iyi rekabet etmelerine yardımcı
olmaktadır. İşletmeler ana ülkenin yanı sıra ülke dışına da yerleşmeye başlamaktadırlar.
Ticari bütünleşmeler doğrudan yabancı yatırımlar için cazip olmaktadır.Örneğin General Mills, Toyota, Samsung gibi birçok Avrupa’dan olmayan çok
uluslu işletme AB’de yatırım yapma kararı almıştır.
Küresel Rekabetin Artması
Ülkeler arasında ticari sınırların kalkmasıyla işletmeler ülke içinde ve dışında
daha zorlu bir rekabet içinde süreklilik göstermek zorunda kalmışlardır. Teknolojik
gelişmeler küreselleşmeyi hızlandırmış ve işletmeler ortakları, tedarikçileri
ve müşterileriyle doğrudan bağlantı kurabilmeye başlamışlardır. Günümüzde çok
uluslu işletmeler, üretim yerlerini hızlı bir şekilde değiştirebilmektedirler. Daha
hızlı hareket etmek ve pazarlara daha kolay girebilmek, sürekli kalite iyileştirmeye
ağırlık vermek ve üstün kalite uyumunu sağlamak zorundadırlar. Birçok
işletme uluslararası pazara rekabetten dolayı girmektedir. Örneğin ülke içinde
aynı pazarda faaliyet gösteren A ve B fi rması birbiriyle rekabet ediyor olsun. A fi rması,
B fi rmasının yabancı bir pazara girerek büyük karlar elde etmesinden ve bu
karları ülke içinde rekabet pozisyonunu geliştirmesinde kullanmasından (reklam,
geliştirilmiş ürünler gibi) korkabilir. Bu nedenle yabancı pazara girerek, rakibinin
üstünlük kazanmasını engellemek isteyebilir.29
Ülkeler Arasında Tüketici İhtiyaçlarının ve Tercihlerinin Benzeşmesi
Günümüzde teknolojinin, haberleşmenin gelişmesi, internet kullanımının yaygınlaşması
ile birlikte tüketiciler yenilik ve gelişmeleri takip edebilmektedir. İnternet,
uydu, mobil iletişim sistemleri düşünüldüğünde, kültürel küreselleşme hızla yayılmaktadır.
Dünyanın bir yerinde olup bitenden ya da üretilen yeni bir üründen
herkes aynı anda haberdar olabilmekte, farklı mamul ve markalar tanınabilmekte
ve erişim sağlanabilmektedir. Tüketicilerin zevk ve tercihleri, birbirlerine yakınlaşmıştır.
McDonalds’ın, Starbucks’ın, Coca Cola’nın, Microsoft’un uygulamalarının
her yerde tercih edilmesi örnek verilebilir. Kitle iletişim araçları kullanılarak dünyanın
her yerinde benzer bir kültür sunulmaktadır. Bu da tüketici tercih ve taleplerinin
homojenleşmesini sağlamaktadır. Bununla birlikte müşteriler yeni, daha
iyi ve farklı mamulleri de isteyebilirler. Bu gelişme büyük işletmelerin dünya çapında
araştırma geliştirme yapmalarını arttırmıştır. Diğer taraftan, küreselleşme
sorgulanmaktadır. Küresel ve yerelleşme kavramları birleştirilerek “küresel düşün
yerel faaliyet göster” anlamına gelen “küre-yerelleşme (glocalization)” kavramı
türetilmiştir. Küreselleşme tüm farklılıkları ortadan kaldıramayacağından, küresel
pazarlara sunmak üzere yerel kültürlere uyacak şekilde uyarlanmış mal ve hizmetler
yaratılmaktadır. Örneğin; Coca Cola yerel tüketicilerin damak tadına göre
bu stratejiyi takip etmektedir.Diğer Amaçlar
İşletmelerin satışları iki önemli faktöre bağlıdır. Bunlar; tüketicilerin işletmenin mal
ya da hizmetlerine ilgi duymaları ve satın almayı istemeleridir. İşletmeler satış
yapmak için tek bir ülke pazarı yerine yüksek satın alma gücüne sahip çok sayıda
insanın olduğu farklı potansiyel pazarlara yönelebilirler. Dolayısıyla, satış
miktarının artması daha fazla kârla sonuçlanabilecek ya da işletmelerin kârlılıkları
arttırılabilecektir. Dünyanın en büyük işletmeleri, satışlarının yarısından fazlasını
ana ülke dışındaki ülkelerde gerçekleştirmektedir. Küçük işletmeler, büyük işletmelerin
nihai ürünleri için parça üretmenin yanısıra yabancı ülkelere ihracat da
yapmaktadırlar. İşletmeler risklerini azaltmak için yatırımlarını çeşitli ülkelere yayarak
çeşitlendirme yoluna gitmektedirler. Bir ülkede olabilecek bir kriz halinde,
diğer ülkedeki tesislerin kullanımını artırarak krizin etkisi azaltılabilir. Satışlardaki
durgunluk ya da düşüş gibi riskleri minimize etmek için de farklı ülke pazarlarına
yönelmektedirler. Örneğin; Nestle 2001 yılında Batı Avrupa ve Amerika’da satışlarının
büyümesinin yavaşlaması üzerine ortaya çıkan riski, Asya, Doğu Avrupa
ve Latin Amerika’da satışlarının yüksek olması ile minimize etmiştir. Çokuluslu
işletmeler, üretim maliyetlerini düşürmek amacıyla faaliyetlerini az gelişmiş ya da
gelişmekte olan ülkelere kaydırabilmekte ve fason üretim yaptırabilmektedirler.
İşletmeler, malzeme, işgücü, sermaye ya da teknoloji gibi kaynakları elde etmek
için uluslararası işletmecilik faaliyetlerine yönelmektedir. Kuzey Amerikalı bakkal
toptancıları kahve ve muzu Güney Amerika’dan, Japon işletmeleri ağaç ürünlerini
Kanada’dan, işletmeler petrolü Orta Doğu’dan ve Afrika’dan almaktadır.
